Avrupa Birliği'nde Anayasa Referandumları ve Balkanlar'a Yansımaları-Pınar YÜRÜR
Avrupa Birliği anayasasının önce Fransa’da daha sonra ardından da Hollanda’da reddedilmesi gündeme damgasını vurdu. Birliğin ve Avrupa’nın geleceğine yönelik tartışmalar Balkanlar’ı da yakından ilgilendirmektedir. Çünkü Balkanlar’ın gündeminde ve dolayısıyla da Avrupa’nın Güneydoğu Avrupa cephesindeki gündeminde masada iki temel sorun bulunmaktadır. Kosova’nın nihai statüsünün belirlenmesi ve Karadağ’da 2006 yılında yapılması planlanan bağımsızlık referandumu sonrası Sırbistan-Karadağ devletinin geleceği böleyi sıcak tutan en önemli sorunlardır.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisabilify idippedut.dk abilify
Soğuk Savaşın sona ermesini takiben Yugoslavya’nın dağılması ve altı cumhuriyetten dördünün bağımsızlıklarını ilan etmeleri 90’lı yılların başından itibaren Balkanları yoğun ihitlafların ve büyük çatışmaların yaşandığı bir bölge haline getirdi. Bölgedeki kaosun giderek etnik kıyımlara ve toplu sürgünlere dönüşmesi uluslar arası toplumun bölgeye insani amaçlarla müdahalesini zorunlu kılmıştır. 1995’de Bosna-Hersek 1999’da da Kosova müdahalelerinden sonra bu topraklarda Birleşmiş Milletler’in uluslar arası himaye yönetimleri (international protectorate) kurulmuştur. 2001 tarihinde Makedonya’da hükümet ile Arnavut güçleri arasında çıka çatışmalar yine Batı’nın müdahalesi ile bastırılabilmiş ve bu ülkede de Ohri Antlaşması ile bir reform süreci başlamıştır.
Bölgede halen mülteciler sorunu, ekonomik sıkıntılar, etnik milliyetçilik ve bazı sınır ihtilafları konularına çözüm getirilebilmiş değildir Ancak Balkanlar'daki durumun 1990'lı yıllara göre oldukça iyi olduğu söylenebilir. Çatışmalar durmuştur, bölgedeki tüm devletlerde seçilmiş hükümetler görevdedir, bu hükümetler daha az veya daha fazla bir güçle reform süreçlerini takip etmekte ve genelde Avrupa yanlısı bir eğilim sergilemektedirler.
Bölgenin normale dönüş sürecinde yaşadığı çeşitli sıkıntıları ve eski sorunlardan kaynaklanan yeni ihtilafları bir tarafa bıraktığımızda Balkanlara istikararı getiren önemli bir unsurun bölge ülkelerine bir Avrupa perspektifi sunulması olduğunu söyleyebilirz. Avrupa Birliği Batı Balkanlar veya Güneydoğu Avrupa olarak tanımladığı 5 ülke ile (Arnavutluk, Bosna - Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Sırbistan - Karadağ) İstikrar ve Katılım Süreci (SAP) başlatmıştır(1). Bu süreç, Avrupa Birliği ve beş katılımcı devlet arasında bireysel anlaşmaları, Yeniden Yapılanma, Gelişim ve İstikrar için Toplumsal Yardım programı vasıtasıyla mali desteği, AB’nin alacağı ticari tedbirleri ve her alanda bölgesel iş birliğini beraberinde getirmektedir. Bu sürecin amacı bölge devletlerinin Avrupa Birliği’ne doğru yol almaları ve sonunda tam üye olarak AB’ye dahil olmalarına yardımcı olmaktır. 2000 yılında Zagreb’de başlayan, en son 2004 tarihinde Selanik'te gerçekleştirilen AB-Balkan Zirveleri’nde İstikrar ve Katılım Süreci güçlendirilmiş ve AB ile entegrasyon hedefi pekiştirilmiştir.
Bu hedefle sözkonusu ülkelerdeki iktidarlara AB ile entegrasyon yolundaki reformları gerçekleştirmeleri karşılığında AB’ye üye olabilme perpektifi verilmiştir. Bugüne dek Makedonya ve Hırvatistan ile İstikrar ve İşbirliği Anlaşmaları (SAA) imzalanmış ve her iki ülke de AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.
Avrupa Birliği 2014'e kadar Balkanlar'la enregrasyona gitmeyi planlamıştır. Balkanlar coğrafyasına dahil olan ancak eski Yugoslavya coğrafyasından farklı kefeye koyulan Bulgaristan ve Romanya ile katılım müzakereleri imzalanmış ve bu ülkelerin 2007’de tam üye olmaları öngörülmüştür. Hırvatistan ve yine bölge ülkesi olan Türkiye’nin aday ülke statüleri resmileşmiştir.2014 yılını olası bir tarih olarak ele aldığımızda 10 yıl içinde her altı kişiden birinin Müslüman olduğu, 35 üyeli 600 milyon nüfuslu bir Avrupa Birliği’nin ortaya çıkabileceği gözlemlenmektedir.
Avrupa Birliği'nin üye sayısının 2004 Mayıs'ında 15'ten 25'e yükselmesi Birlik tarihindeki en büyük genişleme adımı olmuştur. Genişlemiş bu yapı içinde yönetim mekanizmalarının artan yük nedeniyle tıkanmaması için sistemi yeniden düzenleme ihtiyacı artmıştır. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan anayasa AB’nin en hayati konusu haline gelmiştir. Tüm üyelerin Bulgaristan ve Romanya'nın da birliğe katılması öngörülen 2007 yılına kadar anayasaya onayı vermiş olması gerekmektedir. Bu süreç içerisinde bazı ülkelerin AB anayasasını referanduma götürme talepleri ile zaten anayasaya karşı ortaya çıkan ilk hoşnutsuzlukların sinyalleri verildi. AB’nin kurucu üyelerinden Fransa ve Hollanda halkının anayasayı reddetmesi, Avrupa Birliği’nin geleceğinin sorgulanmasını da beraberinde getirmiştir. AB halklarının anayasaya hayır demelerinin arkasında birliğin genişlemesinden duyulan endişe, yetki devri ve tarım, çevre v.s gibi konularda üülke yetkilerinin kısıtlanması başta çeşitli nedenler vardır.
AB içindeki bu ihtilaf, kendilerine AB perspektifi sunulması ile birlikte Balkanlılık kimliğinde sıyrılma çabası içine girmiş Güneydoğu Avrupa ülkeleri için beklenen bir durum olmamıştır. Bu gelişmelerin Hırvatistan başta olmak üzere diğer İstikrar sürecine dahil ülkeler üzerinde yaratacağı etkinin olumlu oması beklenmemektedir. Fransa'da yapılan referendumdan sonra AB’nin Nice Antlaşmasına kadar yapılan sözleşmelerin geçerli olduğunu vurgulaması yalnızca katılım sözleşmeleri imzalanmış olan Bulgaristan ve Romanya’yı fazla etkilememektedir. AB’nin artık daha fazla kendi sorunlarıyla ilgilenerek genişleme perspektifini yavaşlatabileceği ihtimaline ilaveten artık birliğe katılım şartları konusunda daha titiz davranması beklenmektedir. Bu durumda Lahey ile yeterince işbirliği yapmadığı gerekçesi ile müzakerelere başlanması belirsiz bir tarihe ertelen Hırvatistan, AB’ye üyelik başvurusu yapan Makedonya ve dış politikalarında AB ile İstikrar ve İşbirliği Antlaşması (SAA) imzalamayı öncelikli hedef olarak belirleyen, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Sırbistan-Karadağ cumhuriyetleri için sürecin çok daha zorlu geçeceği ortadadır.
Kosova’nın nihai statüsü’nün belirlenmesi ve Karadağ’da bağımsızlık referandumu konuları Balkanlar’da giderek ısınmakta olan bir sürecin habercisi iken AB içindeki yaşanan sorunlar, Birliğin bölgenin sorunları ile ne kadar sağlıklı ilgilenebileceği şüphelerini doğurmaktadır. Sözkonusu konular ile ilgili henüz somut ve ortak bir tutum ve takvim belirleyenmemiş olan Avrupa’nın yine bölge ile ilgili bazı adımlar atmakta geç kalma tehlikesi bulunmaktadır.
Son dönemde Kosova ve Sırbistan-Karadağ ile ilgili girişimlerde bulunmaya başlayan ve projeler üretmeye başlayan ABD’nin AB’nin sorunlu döneminden faydalanarak Balkanlar’da daha fazla devreye girebileceği tahmin edilmektedir. Bu bağlamda AB’ye ABD’siz bir Avrupa’nın olamayacağını gösterme şansını bir kere daha bulacaktır. ABD’nin Kosova’nın bağımsızlığına yönelik billinen tavrı ise Arnavutları daha sıkı bir çalışmaya itebilecek ve bölgede yine bir Arnavut-Sırp ihtilafının yaşanmasını olası kılabilecektir.
AB, geçmişte ihtilaflar yaşayan Balkan ülkelerine bir AB perspektifi sunarak bu ülkelerdeki iktidarları AB ile entegrasyon konusunda reformlar yapmaya teşvik etmiş ve ülke kamuoylarını da buna inandırma yolunu seçmiştir. Sözkonusu ülkeler şimdi AB içinde anlaşmazlıkların sürmesini birliğin genişlemeye şüphe ile baktığı şeklinde algılamaları durumunda AB ile entegrasyona desteklerini azaltmaları muhtemel görülmektedir. Bu durum da bu ülkelerdeki muhalefetin ve milliyetçi partilerin işine daha fazla yarayacaktır.
Balkan halklarının çoğunluğu bölgenin geleceği ve istikrarının Avrupa ile bütünleşme sürecinde yattığına inanmaktadır, çünkü öyle inandırılmışlardır. Sözkonusu halkların reformcu liderleri desteklemeleri, milliyetçi politikalardan sıyrılmaları empoze edilmiştir. Bu bağlamda bu ülkelerdeki eski zihniyetin değişmesi AB’nin bölgede istikrarlı polikalar sürdürmesine bağlıdır. AB, Romanya ve Bulgaristan gibi aday ülkelere verdiği siyasi ve ekonomik desteği azaltmadan bu ülkelere de vermelidirki kamuoyunu kendi lehinde tutabilsin. Savaş suçu ile itham edilen ve Lahey’e teslim edilmesi istenen Hırvat General Ante Gotovina’nın teslim edilmemesi gerekçesi ile müzakere tarihi ertelenen Hırvatistan’da son kamuoyu yoklamaları AB’ye katılmak istemeyenelerin sayısında artış olduğuna dikkat çekmektedir. (2).
Balkanların daha istikrarlı ve kalıcı perspektife ihitiyaçları vardır. Avrupa kıtasının bir parçası olan Balkanlar bölgeye entegre edilmeden kıtada kalıcı barışın sağlanması zor görünmektedir. Ancak Avrupa bundan önce kendi içindeki sorunları halletmesi gerekmektedir.
AB’nin yanısıra bölge ülkelerinin de kendi çabaları ile bir takım Güneydoğu Avrupa İnisiyatifi (SECI) gibi oluşumlar da başlatmış olması aslında bölgeye barış gelmesini ne kadar istediklerinin de bir göstergesidir. AB’ye entegrasyon hedefini benimsemiş Türkiye de bu tür örgütlenmelerde daha aktif rol üstlenerek hem bölgesel komşuları ile işbirliğini geliştirebilir, hem de bu ülkelerle AB entegrasyon perspektifinde ortak eylem planları yaratılabilir.