Yeni (Ulus) Devletler - Ergin Yıldızoğlu
Küreselleşme ulus-devletleri zayıflatacak, halklar, etnik gruplar baskıdan kurtulacak, demokrasi, insan hakları egemen olacaktı. Ancak ulus-devletlerin zayıflaması önce ’’başarısız devletlere’’ , sonra parçalanmaya, ardından da yeni (ulus) devletin ortaya çıkmasına yol açtı. Ne ki bu süreçte, bağımsızlık, demokrasi talebiyle yerinden kalkan halklar, iç savaş, etnik temizlik, ’’insani müdahale’’ filan derken yerlerine oturduklarında kendilerini umdukları yerde bulamadılar... cialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis forum link cialis bez receptarenovation vejle site renovabuscopan link buscopan plus
Neoliberalizmden sömürgelere
’’25 yıl önce Reagan-Thatcher devrimiyle başlayan, sonra SSCB’nin çökmesiyle hızlanan, devletin gerilemesi döneminde yaşıyoruz. Bu dönemde dünya politikasının ana yönelimi, devletleri zayıflatmak, küçültmek, özelleştirmek ve denetimleri kaldırmak -deregülasyon (E. Y.)- oldu’’ ( F. Fukuyama , Carnegie Council, 19/05/04). Fukuyama’nın saptamalarını, ’’Devlet İnşası...’’ kitabında dile getirdiği kaygıların ve dönemin deneyleri ışığında ’’okursak’’ :
Neoliberalizm devletlerin ellerindeki kaynakları (uluslararası mali sermayeye transfer etmek üzere) aldı, onları toplumsal işlevlerinin büyük kısmını gerçekleştiremez, toplumdaki sınıfsal, etnik, dini, kültürel çelişkileri uzlaştıramaz konuma getirdi. Bu süreç, önce başarısız ve nihayet batık devletlerin oluşmasına yol açtı. Ortaya iktidar boşlukları çıktı.
O zaman da güvenlik kaygıları, ’’insani müdahale’’ ya da ’’demokrasi götürme’’ adı altında, askeri işgal, ’’yeniden yapılandırma’’ , ’’istikrar sağlama’’ programları, işgal-ilhak (sömürgecilik) devreye girdi.
Yugoslavya’nın, IMF’nin programlarının altında nasıl parçalandığını, NATO’nun Kosova müdahalesi sırasında ayrıntılarıyla tartışmıştık. Etnik temizlik, soykırım, savaş filan derken toz duman dağılmaya başladığında, bölgede özellikle ABD’nin iradesiyle oluşan Dayton Anlaşması’ndan sonra, yerel mafya örgütleriyle ve etnik/ırk temelli ulusalcılıkla yoğrulmuş yeni (ulus) devletler oluşmaya başladı.
Demokrasi filan... Soygun, talan
Mustafa Türkeş ve Göksu Gököz ’ün yakında yayımlanacak bir çalışmalarında vurguladıkları gibi, Batı Balkanlar’da neoliberal yeniden yapılandırma (özelleştirme, serbestleştirme vb.) sürecinde Makedonya’da petrol rafinerileri, bölge ülkelerde bütün bankalar ve telekomünikasyon sektörünün neredeyse tamamı çokuluslu şirketlerin eline geçti.
Yerel elitler ve sivil toplum örgütleri arasındaki işbirliği, bir sivil toplum örgütü milyonerleri tabakası oluşturdu.
2000’e geldiğimizde, Fukuyama’nın işaret ettiği gibi ’’Yüksek temsilciliğin ofisi ve uluslararası topluluğun tüm altyapısı Bosna’yı çok baskıcı bir biçimde yönetiyor, seçim sonuçlarını iptal ediyor, istediklerini iktidara getiriyordu’’ (age).
Tabii bu arada, ABD’nin bölgede dünyanın en büyük askeri üssünü kurduğunu, Halliburton’un bölgeyi boydan boya geçmesi planlanan petrol boru hattı inşasının imtiyazını aldığını da anımsatmadan geçmeyelim.
Sırbistan’da ’’Kadife Devrim’’ , Gürcistan’da ’’Gül Devrimi’’ , Ukrayna’da ’’Portakal Devrimi’’ , sonra Türk cumhuriyetlerine sıçrayan ’’devrimler’’ de birçok yeni (ulus) devletin, ABD yanlısı yerel elitlere dayanan kukla yönetimler yoluyla ABD nüfuz alanına girmeye ve böylece bağımsızlıklarını kaybetmeye başladıklarını gösteriyor.
Yine 1990’larda Doğu Timor, Endonezya’dan ayrıldı, ’’bağımsızlaşırken’’ kıta sahanlığındaki petrol ve gaz yataklarını işletme imtiyazını ele geçiren Avustralya’nın pretektorasına dönüştü.
Afganistan, ABD’nin keyfince (becerebildiği ölçüde) yönetmeye çalıştığı bir sömürge. Irak işgal edildi, ABD’nin sömürge valisi Bremmer’ in çıkardığı yasalar ve kukla yönetim, Irak’ın tüm varlıklarının satışı için zemin hazırladı. Irak Yeniden Yapılandırma Fonu’nun petrol gelirleri kasasından 9 milyar dolar kayboldu.
Eğer direniş bastırılabilir, ’’istikrar’’ sağlanabilirse çokuluslu şirketler Irak’taki petro-kimya tesislerinden çimento fabrikalarına kadar, rafineriler de dahil bütün işletmeleri yüzde 100 mülkiyetle satın alabilecekler. Bu arada Irak da etnik, dini temelde bölünmeye doğru ilerliyor. Kuzeyde oluşmaya başlayan Kürt devletinin, eğer kurulursa, ’’bağımsızlık’’ incir yaprağına sarılmış bir ABD sömürgesi olacağı ise kesin.
Geçen 25 yılın tarihi, küreselleşmenin zayıflatarak çökmeye zorladığı, karmaşık etnik bileşenli ulus-devletlerin içinden çıkan etnik temelli ulus-devletlerin halklarının özledikleri bağımsızlığa ve demokrasiye kavuşamadıklarını, emperyalizmin, uluslararası mali sermayenin kucağına düştüklerini gösteriyor.
Savaş, etnik temizlik bağlamında çekilen acılar da cabası... Belli ki, devletler küçüldükçe, halklar ve emekçi sınıflar da bölünüyor, bağımsız kalma, kendi kaderlerini belirleme şansları azalıyor...
Geçen aylarda, Pentagon bünyesindeki ’’Savunma Bilim Masası’’ , hazırladığı gizli bir listede 25 ülkenin müdahale için ’’olgun’’ ve ’’önemli’’ olduğunu saptamıştı. Geçen çarşamba Bush , bir ’’Yeniden Yapılandırma ve Stabilizasyon Bürosu’’ kurduklarını açıkladı.
Sivillerden oluşan ofis, ’’olgun ve önemli’’ ülkelerde, müdahale sonrası dönemde görev alacak. ABD’nin de İngiltere gibi bir ’’sömürgeler bakanlığına’’ gereksinimi olduğunu savunan Max Boot’ a (Council on Foreign Relations) göre ’’bu yeni büro iyi bir başlangıç’’ (WSWS, 21/05).