ABD Doları ve ABD'nin Gücü - Açık İstihbarat
Para aslında parayı basan devletin , o parayı kullananlardan karşılığını ödememek üzere aldığı bir borçtur. Uluslararasında geçerli olan ve ona sahip olanlar tarafından bir kıymet olarak algılanan para da aslında bu para birimini basan devletin ona sahip olanlardan aldığı borçtur. Yani uluslararası rezerv olarak kullanılan parayı basan ülke aslında borçlu bir ülkedir. Dünyanın büyüyen dolar rezervlerinin bu borç olma durumu 1950 lerde diğer ülkelerin de dolara kendi dış ticaret ve diğer ödemeleri için de ihtiyaçları da olduğundan , pek dikkate alınmadı. Ancak , ilk önce Kore Savaşı ve daha sonra da Vietnam Savaşı nedeniyle, ABD bütçe ve cari açıkları vermeye başladı. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Avrupa ve Asya ülkeleri bir çıkmazın içindeler. Eğer ABD ödemeler dengesi açıklarının yarattığı dolar fazlası nedeniyle doların düşmesine izin verirlerse , bu ABD ihracatçılarına fiyat avantajı sağlayacak, kendi ihracatlarını dolayısı ile ekonomilerini zora sokacak. Bu nedenle bu ülkelerin merkez bankaları ellerindeki fazla dolarlarını tekrar ABD’ye borç olarak vererek ve piyasadan dolar toplayarak doların değerindeki düşüşü önlemeye çalışıyorlar. ABD hazine kağıtlarına yatırım yapmak zorunda kalıyorlar. Yabancılar ellerindeki bu fazla dolarlarla ABD firmalarını , şirketlerini ya da tarım arazilerini alamıyorlar , çünkü ABD bunu kendisine yapılmış düşmanca bir hareket olarak değerlendireceğini her fırsatta belirtiyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinin Merkez Bankalarının ellerinde tuttukları ABD Hazine kağıtları ya da dolarlar , doların her değer yitirmesinde bu ülkelerin de kaybı olmuş oluyor. Yabancı Merkez Bankaları ABD hazine kağıtlarına yatırım yaparak ve ABD doları alarak ABD bütçe açıklarını, cari açıklarını finanse etmiş oluyorlar. Bu ABD’nin diğer ülkelere uyguladığı bir senyoraj vergisidir. Yabancı Merkez Bankaları ellerindeki ABD Hazine Kağıtları ve dolarlarla ABD’ye kredi açmış olmalarına yani ABD’nin borçlu durumda kendilerinin ise alacaklı durumda olmalarına rağmen, bu durumu ABD politikaları üzerinde söz söyleme hakkına sahip olma durumuna çeviremiyorlar. ABD ise IMF , Dünya Bankası ve görevlileri aracılığıyla, gelişmekte olan borçlu ülkelere kendi çıkarları doğrultusunda politikalar uygulamaları için baskı yapıyor.
2. Dünya Savaşı sona erdiğinde dünyanın geri kalanı her bakımdan zarar görmüşken, ABD ekonomik , askeri ve bunların sonucu olarak da siyasi olarak zarar görmemiş hatta , savaşın kendi topraklarında cereyan etmemesi nedeniyle, sermaye için güvenli bir ülke olmuş ve bunun sonucunda da dünyanın her yerinden özellikle de Avrupa ve İngiltere’den ABD’ye tasarruf ve ödeme aracı olarak en geçerli meta olan altın gelmiştir. Savaş sonunda ve sonraki birkaç yılda dünya altın stoklarının 4 te 3 ü ABD’de bulunmaktaydı. ABD, 2. Dünya Savaşı sonundaki bu avantajını ve dünya liderliği konumunu savaş sonrası yıllarda da sürdürebilmek için Bretton Woods anlaşması diye bilinen ve Dünya Bankası ve IMF’nin kurulduğu anlaşmayı Avrupa’ya ve dünyanın geri kalanına kabul ettirmiştir. Bretton Woods anlaşmasının en önemli sonuçlarından birisi, 1 ons altını 35 ABD Dolarına sabitlenmesidir. Bunun soncunda dünyanın geri kalanının, paralarının değerini düşürerek dünya pazarlarında ABD ile rekabet etmesinin önü kesilmiş ve savaş sırasında ABD’ye gitmiş olan altının ABD’den gitmesi de engellenmiş oldu. Bunlara ek olarak bu tarihten sonra , ABD Doları , altın gibi her yerde kabul edilen bir ödeme ve tasarruf aracı olarak kabul görmüş oldu. Ayrıca ABD, dünya ekonomisinde liderliği ele geçirdiği bu tarihe kadar ve aslında bu tarihten sonrada kendi iç pazarını, her çeşit, tarifeler, gümrükler ve diğer yaptırımlarla korurken, Dünya Bankası ve IMF aracılığıyla dünyanın geri kalanına serbest piyasa ekonomisini dayatma imkanına kavuştu.İngiliz Ekonomist Keynes, Amerika’nın planladığı bu serbest uluslararası ekonominin ülkelerin iş imkanlarını serbest ticarete kurban ettiğini belirtmiştir. Serbest piyasa ekonomisi yabancı ülkelerdeki milliyetçi ve korumacı endüstri ve tarımsal politikaları engellemek suretiyle ABD endüstri ve tarımı ürünleri ihracatını korumuş oluyordu. Yani aslında serbest piyasa, gelişmekte olan ülkelerdeki korumacı politikaları engelleyerek gelişmiş ülkeleri korudu , ve hala da koruyor! 1ve 2. Dünya Savaşları süresince ivme kazanan az gelişmiş ülkelerin kendi kendilerine yetme politikaları , Bretton Woods anlaşmasından sonra durduruldu ve geriye çevrildi. Bu politikalar sonucu gelişmekte olan ülkelerin altın rezervleri gelişmiş ülkelere aktı. İngiltere’nin 2 yüzyıl boyunca korumacılık duvarlarını yıkarak, kendi üreticilerine yabancı ülke pazarlarını açmak için kullandığı serbest ticaret söylem ve teorilerini şimdi de ABD kullanıyordu. İşin ilginç tarafı İngiltere kendi çıkarları için serbest ticaret söylemlerini kullanarak yabancı ülke pazarlarına girerken, o zamanlar gelişmesini ve kalkınmasını tamamlamamış olan ABD bu söylemlere itibar etmemiş ve kendi pazarını yabancılara ve özellikle de İngilizler’e açmamıştı.
Para aslında parayı basan devletin , o parayı kullananlardan karşılığını ödememek üzere aldığı bir borçtur. Uluslararasında geçerli olan ve ona sahip olanlar tarafından bir kıymet olarak algılanan para da aslında bu para birimini basan devletin ona sahip olanlardan aldığı borçtur. Yani uluslararası rezerv olarak kullanılan parayı basan ülke aslında borçlu bir ülkedir. Dünyanın büyüyen dolar rezervlerinin bu borç olma durumu 1950 lerde diğer ülkelerin de dolara kendi dış ticaret ve diğer ödemeleri için de ihtiyaçları da olduğundan , pek dikkate alınmadı. Ancak , ilk önce Kore Savaşı ve daha sonra da Vietnam Savaşı nedeniyle, ABD bütçe ve cari açıkları vermeye başladı.ABD bunları harcamalarını kısarak değil de daha fazla dolar basarak finanse etti. Bunun soncunda ise, dolaşımda olan doların değeri ABD Hazinesinin sahip olduğu altının değerini geçmeye başladı. Yani doların arkasındaki altın desteği giderek azalmaya başlıyordu. I. Ve II. Dünya savaşlarının Avrupa’yı iflasa sürüklemesi gibi, Kore ve Vietnam Savaşları da ABD’yi iflasa sürüklüyordu. Ancak ABD daha önceden benzer durumda bulunan ülkelerin aksine ödemeler dengesi açıklarına hiç aldırmadı ve bunu da dolar basarak finanse etti. Bunun sonucu doların arkasındaki altın değerinin azalmasıydı ve bu nedenle de başını Fransa ve Almanya’nın çektiği ülkeler her ay düzenli olarak ellerindeki dolarlarla ABD Hazinesinden altın almaya başladılar. Bunun sonucunda Mart 1968 de ABD’nin altın rezervlerinde 10 milyar dolarlık bir düşüş yaşandı. ABD hazinesi bundan böyle daha fazla altın satmayacağını duyurdu. Dünya Merkez Bankaları arasında ellerindeki dolarları altına çevirmeme konusunda resmi olmayan bir anlaşma yapıldı. Bu, altın ve dolar arasındaki bağı kopardı. 1971 de Nixon doların altına konvertibilitesini kaldırdığını ilan etti. Bu ise , diğer ülkelerin ellerindeki dolarlarla artık sadece ABD Hazine kağıtları alabilecekleri ya da ABD borsasında yatırım yapabilecekleri sonucunu doğuruyordu.. Yani ABD’ye ihracat yapan ülkeler ellerindeki fazla dolarlarla ABD’ye yatırım yapmak zorundaydılar. Ödemeler dengesi fazlası vermek bu fazlayı ABD Hazinesine borç vermekle eşanlamlı hale gelmişti.Dünyanın en zengin ülkesinin zenginliğinin kaynağı diğer ülkelerden aldığı borçlardı. ABD ödemeler dengesi açıkları arttıkça dünyadaki dolar miktarı da artıyordu , diğer ülkelerin merkez bankaları da ellerindeki fazla dolarları ABD’ye borç olarak geri veriyordu. ABD ise bütçe açıklarını kısmak, cari işlemler açıklarını azaltmak , bu açıkları kendi vatandaşlarını ya da ABD şirketlerini vergilemekle finanse etmek yerine yabancı ülkeleri Hazine kağıtlarına yatırım yapmaya zorluyordu. ABD’nin Soğuk Savaşını yabancı ülkeler finanse ediyordu. Vietnam Savaşının masraflarını yabancı ülkeler karşılamış oluyordu. Yabancı ülkeler , özellikle de ABD’ye karşı dış ticaret fazlası veren ülkeler bu duruma ABD dolarındaki düşüşün kendi ihracatlarını vuracağından korktukları için gönülsüzce razı oldular.Ayrıca bu ülkeler dünya para ve ödemeler sisteminin ABD dolarındaki aşırı değer kaybı nedeniyle yıkılmasından korkuyorlardı. ABD diğer ülkelerin bu zaaflarlarını kullandı ve hala da kullanmaktadır. Bütçe ve cari açıklarını , doların altına olan konvertibilitsini (çevirilebilirliğini) kaldırdığı 1968 den beri aslında değersiz kağıtlardan başka bir şey olmayan dolarlarla finanse etmektedir. Dünya ticaret ve ödemeler sisteminde gerçekleşebilecek bir yıkım , ABD’den ziyade ekonomileri dış ticarete özellikle de ihracata dayalı ülkeler üzerinde daha yıkıcı bir etki yaratacaktı. ABD , bundan dolayı kendi cari açıklarının , kendi problemi değil , diğer ülkelerin problemi olduğunu düşünüyor. ABD kendisine karşı dış ticaret fazlası olan ülkelere karşı bu avantajlı borçlu rolünü oynarken, gelişmekte olan 3. Dünya Ülkelerine de IMF ve Dünya Bankası sayesinde borç veren durumundadır. Borç veren konumu ile ABD , 3. Dünya ülkelerine pazarlarını açmaları , tarımsal desteklerini kaldırmaları , sanayilerini yabancılara satmaları karşılığında kredi vermektedir.
ABD dünyanın geri kalanını kriz ile tehdit etmekte ve blöf yapmaktadır. Şu ana kadar dünyanın geri kalanı bu tehdide ve blöfe ses çıkarmamıştır. Ancak Avrupa , Birliğini kurarak ve Euro’yu rezerv para yapma gayretine girerek ABD’nin dolar ile kazandığı bu hegemonyayı kırma yolunda adımlar atmaktadır. Asya’da ise Hindistan ve Çin ekonomik devinimleri ve olağanüstü iç pazarları ile ABD’nin bu hegemonyasını kırmaya adaydırlar. Enerji kaynakarına erişimi kesilmediği taktirde Asya kendi iç pazarını kullanmaya başlar ise ABD’ye ihracat yapma zorunluluğu kalmaz ve ABD dolarına ihtiyaç duymaz. 11 Eylülden sonra ABD’nin Irak ve Afganistan müdahalelerini ,Büyük Orta Doğu Projesini bir de bu gözle değerlendirmek gerekir.