Siyaset9 Aralık 2004 00:00
YENİLGİ-MURAT TÜRK
İslamcı bir hareketten AB gibi bir çağdaşlık projesine var gücüyle sarılmasını beklemeyen Atatürkçüler-Kemalistler ve Ulusal duyarlılık sahibi kimseler örgütler ve kurumlar, bugün "kaybetmişlerdir" ve yenilmişlerdir. Yenilginin farkında olmamaları ve hala eski bir şarkı gibi "ordunun irticaya izin vermeyeceği"ne olan "sarsılmaz" inançları bu yenilginin baş mimarıdır."escitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholcialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon
...
Bir parça duman var. Siz dumanın karşı dağdan yükseldiğini ve o dağa yaklaştıkça ateşi de görebileceğinizi umuyorsunuz. Oysa ben olayın çok daha geniş kapsamlı, ulusal-uluslararası boyutlu olduğunu,içinde soğuk savaş dönemi operasyonlarını ve iktidar mücadelesini de barındıran bir boyutu olduğunu savunuyorum. Hatta buna o kadar inanıyorum ki, AKP hükümetinin -ki siz bunu taşrada algılandığı ve özellikle algılanması istenilen şekliyle AllahKuranPeygamber olarak okuyunuz- özellikle Amerikan kaynaklı global politikaların bir sonucu olarak işbaşına getirildiğini ve islamcı bir hükümetin iktidarında halkının büyük çoğunluğu müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Afganistan,Irak ve gelecek olası Arap-Müslüman ülkelere yönelik "yeniden şekillendirme" operasyonlarının daha "kabul edilebilir" göreceği şeklinde anlaşılmalıdır. Sizce bir Ecevit iktidarında bırakınız hükmetin tepki göstermesini ya da göstermemesini-halkın ne denli galayena gelebileceğini tasavvur edebiliyor musunuz? Hemen her ülkeye yakıştırdığımız "kadife devrim" süreçlerinin Türkiye'ye zorla ithal edilmesini engelleyecek herhangi bir güvence mi vardır ki biz Türkler olarak kendimizi ABD'nin küresel operasyonlarından ari tutabilelim. Elbette netice itibariyle acı sözler bunlar. Kim kendi ülkesini yönetenlerin bir başka irade tarafından "atanmasını" kabul edebilir ki? ABD,Irak vesair operasyonlarında yanında ses çıkarmayan,arada iç dengeleri karşılayacak derecede "sert ! çıkışlar" yapan bir Türkiye'yi neden istemesin? ABD'de bizim ülkemizin aksine gelecek 5-10-hatta 20 yıllık stratejik planlar yapılır. Elbette kendi doğrularının çizdiği bu sınırlar ABD açısından anlayışla karşılanabilir. Her ülkenin en doğal en tabi hakkı olarak görülmelidir.Eleştirilecek husus bir ülkenin geleceğini bir başka iradeye teslim etmesi ve onun "kendi doğruları" etrafında çizdiği haritada senaryoda "figüranlık" yapacak kadar alçalması durumudur ki acı olan da işte budur.Ülkemizi yöneten siyasi irade BOP'un neresinde "daha akrif rol alabileceğini" araştırmak yerine kendi çizdiği sınırlar ve senaryolar dahilinde kalabilecek cesareti ve kararlılığı gösterebilmiş olsaydı bugün "kırmızı çizgilerimizin" hala var olduğundan söz edebilirdik. Bugün Talabani'ye ya da Barzani'ye "sadece peşmerge başı" nazarıyla bakanlar iyi düşünsünler. Bugün her ikisi de fiilen kurulmuş ve resmi ilanından başka işi kalmamış bir Kürdistan'ın tepesine kurulmuş otururlarken bizlerin bırakın aynı statüyü korumayı, çizgilerimizin ve dokunulmazlarımızın 10 sene öncesine geri döndüğünü unutmayın. Ve kurulacak ülkenin ağabeyliğinin de yine "zorla" değil "alıştıra alıştıra" türkiye tarafından yapılacağını unutmayın. Bugün TÜSİAD yada adı her ne olursa olsun iktidar çizgisinde duran ve buna karşılık teşvik alan, ucuz kredi alan,borsada iktidar korumasında "emeklileri kekleme" oyunu oynayan asansör gibi bir yukarı bir aşağı oynayan "sözde" sivil toplum kuruluşları için "para"nın nasıl ya da "neden" geldiğinin bir önemi var mıdır? Doğrudur Türkiye bir devrim yaşamıştır ve bu devrim "geriye doğru" olmuştur. İslamcı bir hareketten AB gibi bir çağdaşlık projesine var gücüyle sarılmasını beklemeyen Atatürkçüler-Kemalistler ve Ulusal duyarlılık sahibi kimseler örgütler ve kurumlar, bugün "kaybetmişlerdir" ve yenilmişlerdir. Yenilginin farkında olmamaları ve hala eski bir şarkı gibi "ordunun irticaya izin vermeyeceği"ne olan "sarsılmaz" inançları bu yenilginin baş mimarıdır."28 Şubat gerekirse 1000 yıl sürecek" diyen kadrolar şu ya da bu şekilde savrulmuşlardır. Sarsılmaz denen kale ilk düşen kale olmuştur. Bu da biz Atatürkçü gençlerin tarihsel hatası olmuştur.
ABye girmek ya da girmemek benim için önem taşımıyor. Kendi kalkınma modellerini yaratmaktan aciz,el kapısında kırıntılarla avunmakla bir yere varılamayacağını,halkın istiklalini yine ancak halkın kurtarabileceğini savunurum. Bugün İngilterenin Fransanın ya da İsviçrenin ekonomik refah seviyelerinin üstün olmasını ABye bağlayamazsınız. Avrupadaki her ülkenin ABye üye olduğunu sanmamak gerekir.
Bugün AB'ye girmek demek, halen sarsıntılar geçiren "üniter" devlet modelinin tamamiyle dış etklenlere açık olması demek.Bütünlüğün sarsılması, alt kültürlerin "baskın"laştırılması demek.Tarihte "milliyetçilik" kadar tehlikeli bir silah yoktur. Serbest bırakırsanız ve doğru eller üzerinde ve doğtu modelle işlenirse dünyanın refahı ve mutluluğu için bulunmaz bir nimettir. Ancak yanlış bir modelle ve yanlış kişiler elinde ulus bilicinin, birlikteliğin sorgulanması demek, sen busun, sen şusun diyebilmek ancak ve ancak kaosa götürür. Bu noktadan sonra dizginleyemezsiniz. Bir iki tatsız vaka çıkagelir. Dizginleyebilmek adına ipleri ellerinize aldığınızda artık iş işten geçmiştir. Kaşımayacaksınız. Kaşırsanız kanayacağını bileceksiniz. Senelerce birarada yaşamış nice topluluklar aralarına "sen-ben" kutuplaşması girdiğinde neler yaşandı unutmayınız. Şaşırtıcı bir örnek olarak Nazi Almanyası öncesi dönemde Alman ve yahudilerin bir arada yaşadığını söylemek gerekir. Ancak araya o olgu girdiği anda sabahleyin yataklarından kalkan insanların bir anda yahudi düşmanı olmalarını ve bugün bile hala akıl almaz şekiilerde kıydıkları nice masumun mazlumun ruhları önünde dahi o günleri o kargaşa yıllarını büyük bir özlemle anabildiklerini söyleyebilmek çok acı.
Bizler,bizim olan herşeye sahibiz. Bizim olana saygı gösretecek herkese de kapımız ardına kadar açık. Kalbimiz de...
Saygılarımla
MURAT TÜRK
www.kmilliye.cjb.net
Bir parça duman var. Siz dumanın karşı dağdan yükseldiğini ve o dağa yaklaştıkça ateşi de görebileceğinizi umuyorsunuz. Oysa ben olayın çok daha geniş kapsamlı, ulusal-uluslararası boyutlu olduğunu,içinde soğuk savaş dönemi operasyonlarını ve iktidar mücadelesini de barındıran bir boyutu olduğunu savunuyorum. Hatta buna o kadar inanıyorum ki, AKP hükümetinin -ki siz bunu taşrada algılandığı ve özellikle algılanması istenilen şekliyle AllahKuranPeygamber olarak okuyunuz- özellikle Amerikan kaynaklı global politikaların bir sonucu olarak işbaşına getirildiğini ve islamcı bir hükümetin iktidarında halkının büyük çoğunluğu müslüman olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Afganistan,Irak ve gelecek olası Arap-Müslüman ülkelere yönelik "yeniden şekillendirme" operasyonlarının daha "kabul edilebilir" göreceği şeklinde anlaşılmalıdır. Sizce bir Ecevit iktidarında bırakınız hükmetin tepki göstermesini ya da göstermemesini-halkın ne denli galayena gelebileceğini tasavvur edebiliyor musunuz? Hemen her ülkeye yakıştırdığımız "kadife devrim" süreçlerinin Türkiye'ye zorla ithal edilmesini engelleyecek herhangi bir güvence mi vardır ki biz Türkler olarak kendimizi ABD'nin küresel operasyonlarından ari tutabilelim. Elbette netice itibariyle acı sözler bunlar. Kim kendi ülkesini yönetenlerin bir başka irade tarafından "atanmasını" kabul edebilir ki? ABD,Irak vesair operasyonlarında yanında ses çıkarmayan,arada iç dengeleri karşılayacak derecede "sert ! çıkışlar" yapan bir Türkiye'yi neden istemesin? ABD'de bizim ülkemizin aksine gelecek 5-10-hatta 20 yıllık stratejik planlar yapılır. Elbette kendi doğrularının çizdiği bu sınırlar ABD açısından anlayışla karşılanabilir. Her ülkenin en doğal en tabi hakkı olarak görülmelidir.Eleştirilecek husus bir ülkenin geleceğini bir başka iradeye teslim etmesi ve onun "kendi doğruları" etrafında çizdiği haritada senaryoda "figüranlık" yapacak kadar alçalması durumudur ki acı olan da işte budur.Ülkemizi yöneten siyasi irade BOP'un neresinde "daha akrif rol alabileceğini" araştırmak yerine kendi çizdiği sınırlar ve senaryolar dahilinde kalabilecek cesareti ve kararlılığı gösterebilmiş olsaydı bugün "kırmızı çizgilerimizin" hala var olduğundan söz edebilirdik. Bugün Talabani'ye ya da Barzani'ye "sadece peşmerge başı" nazarıyla bakanlar iyi düşünsünler. Bugün her ikisi de fiilen kurulmuş ve resmi ilanından başka işi kalmamış bir Kürdistan'ın tepesine kurulmuş otururlarken bizlerin bırakın aynı statüyü korumayı, çizgilerimizin ve dokunulmazlarımızın 10 sene öncesine geri döndüğünü unutmayın. Ve kurulacak ülkenin ağabeyliğinin de yine "zorla" değil "alıştıra alıştıra" türkiye tarafından yapılacağını unutmayın. Bugün TÜSİAD yada adı her ne olursa olsun iktidar çizgisinde duran ve buna karşılık teşvik alan, ucuz kredi alan,borsada iktidar korumasında "emeklileri kekleme" oyunu oynayan asansör gibi bir yukarı bir aşağı oynayan "sözde" sivil toplum kuruluşları için "para"nın nasıl ya da "neden" geldiğinin bir önemi var mıdır? Doğrudur Türkiye bir devrim yaşamıştır ve bu devrim "geriye doğru" olmuştur. İslamcı bir hareketten AB gibi bir çağdaşlık projesine var gücüyle sarılmasını beklemeyen Atatürkçüler-Kemalistler ve Ulusal duyarlılık sahibi kimseler örgütler ve kurumlar, bugün "kaybetmişlerdir" ve yenilmişlerdir. Yenilginin farkında olmamaları ve hala eski bir şarkı gibi "ordunun irticaya izin vermeyeceği"ne olan "sarsılmaz" inançları bu yenilginin baş mimarıdır."28 Şubat gerekirse 1000 yıl sürecek" diyen kadrolar şu ya da bu şekilde savrulmuşlardır. Sarsılmaz denen kale ilk düşen kale olmuştur. Bu da biz Atatürkçü gençlerin tarihsel hatası olmuştur.
ABye girmek ya da girmemek benim için önem taşımıyor. Kendi kalkınma modellerini yaratmaktan aciz,el kapısında kırıntılarla avunmakla bir yere varılamayacağını,halkın istiklalini yine ancak halkın kurtarabileceğini savunurum. Bugün İngilterenin Fransanın ya da İsviçrenin ekonomik refah seviyelerinin üstün olmasını ABye bağlayamazsınız. Avrupadaki her ülkenin ABye üye olduğunu sanmamak gerekir.
Bugün AB'ye girmek demek, halen sarsıntılar geçiren "üniter" devlet modelinin tamamiyle dış etklenlere açık olması demek.Bütünlüğün sarsılması, alt kültürlerin "baskın"laştırılması demek.Tarihte "milliyetçilik" kadar tehlikeli bir silah yoktur. Serbest bırakırsanız ve doğru eller üzerinde ve doğtu modelle işlenirse dünyanın refahı ve mutluluğu için bulunmaz bir nimettir. Ancak yanlış bir modelle ve yanlış kişiler elinde ulus bilicinin, birlikteliğin sorgulanması demek, sen busun, sen şusun diyebilmek ancak ve ancak kaosa götürür. Bu noktadan sonra dizginleyemezsiniz. Bir iki tatsız vaka çıkagelir. Dizginleyebilmek adına ipleri ellerinize aldığınızda artık iş işten geçmiştir. Kaşımayacaksınız. Kaşırsanız kanayacağını bileceksiniz. Senelerce birarada yaşamış nice topluluklar aralarına "sen-ben" kutuplaşması girdiğinde neler yaşandı unutmayınız. Şaşırtıcı bir örnek olarak Nazi Almanyası öncesi dönemde Alman ve yahudilerin bir arada yaşadığını söylemek gerekir. Ancak araya o olgu girdiği anda sabahleyin yataklarından kalkan insanların bir anda yahudi düşmanı olmalarını ve bugün bile hala akıl almaz şekiilerde kıydıkları nice masumun mazlumun ruhları önünde dahi o günleri o kargaşa yıllarını büyük bir özlemle anabildiklerini söyleyebilmek çok acı.
Bizler,bizim olan herşeye sahibiz. Bizim olana saygı gösretecek herkese de kapımız ardına kadar açık. Kalbimiz de...
Saygılarımla
MURAT TÜRK
www.kmilliye.cjb.net