Ekim sürprizi! USS John F. Kennedy'deki savaş zirvesi - İbrahim Karagül
George Bush-Dick Cheney yönetimi, 2 Kasım Başkanlık seçimlerini kaybedeceğini anladığı anda İran'a saldırabilir mi? ABD yönetiminin İsrail'le birlikte uzun zaman önce hazırladığı, açıktan tartıştığı İran planının önümüzdeki iki hafta içinde gerçekleştirilebileceği belirtiliyor. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenarenovation vejle link renovaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis walgreen coupon site cialis coupon
Reagan döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nde (NSA) görev yapan Wayne Madsen, 20 Ekim tarihli yazısında, Beyaz Saray kaynaklarının bir "Ekim Sürprizi"nden söz ettiklerini, Bush yönetiminin 2 Kasım'da yenileceğini anlaması, Başkanlığın John Kerry'ye geçeceğinin işaretlerinin ortaya çıkması halinde, İran'a saldırı planını harekete geçireceğini yazdı.
Yazar, İran'a saldırı planının yapılan anketler sonucu gündeme alındığını, çünkü anketlerin, eğer Bush yönetimi seçimden önceki iki hafta içinde güçlü bir anti-terör harekatı başlatırsa seçimi kazanacağını gösterdiğini belirtiyor. Bu tespitten hareketle en iyi anti-terör harekatının İran'a yönelik "pre-emptive" saldırı olacağına karar verilmiş. Yazarın, Beyaz Saray kaynaklarına dayanan tespitleri şöyle:
Uçak gemisinde yapılan İran'a saldırı zirvesi ve pazarlıklar
USS John F. Kennedy gemisi saldırıyı koordine etmek için Arap Denizi'ne gönderildi. Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, 9 Ekim'de bizzat Kennedy gemisine gelerek geminin saldırıda üsleneceği rolü tartıştı.
ABD'nin bu saldırı için belirlediği müttefiklerih listesi şöyle: Arnavutluk, Azerbaycan, Bahreyn, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Gürcistan, Macaristan, Irak, Latvia, Litvanya, Makedonya, Moğolistan, Polonya, Katar, Romanya ve Ukrayna. Bu kadar değil. Çarpıcı bir gelişme daha var:
Rumsfeld ile listedeki ülkelerin savunma bakanları, USS John F. Kennedy gemisinin güvertesinde oluşturulan "savaş odası"nda konuyu en üst düzeyde tartıştı, özellikle Irak'taki savaştan sonra İran'a da saldırılması halinde bölgede nasıl bir durumun ortaya çıkabileceği analiz edildi.
Söz konusu toplantıya İngiltere katılmadı. Sebebi, Londra'nın İran'a karşı askeri seçeneğe karşı çıkması. Londra ayrıca, İngiliz askerlerinin Basra'dan Bağdat'a nakledilmesini isteyen ABD talebinin nedeninin, İran'a saldırı durumunda Sadr Semti'ndeki Şii Iraklıların ayaklanmasının bastırılması olduğu şüphesi taşıyor. İran'a saldırı planının sebeplerinden biri de, Abadan'daki petrol endüstrisinin kontrolünü gele geçirmek...
ABD'nin geleneksel müttefikleri olan Güney Kore, Avustralya, Kuveyt, Ürdün, İtalya, Hollanda ve Japonya saldırıya karşı olduklarını belirterek USS John F. Kennedy'nin "savaş odası"ndaki gizli saldırı toplantısını terkettiler.
Dikkat çekici olan ve bugüne kadar tartışılmayan bir nokta daha var: Saldırı planı sadece İran'ın nükleer tesislerini hedeflemiyor. İran dini liderliğini, Tahran, Kum ve İsfahan'daki medrese ve camileri de hedef alıyor. Yani nükleer çalışma gerekçesiyle İran'ın her şeyi hedef alınıyor. Hedef rejimi çökertmek, enerji kaynaklarını ele geçirmek, Irak'la başlanan istila haritasının alanını genişletmek. Hedef, 1991'den bu yana her askeri ve istihbari eylemin temelinde olduğu gibi, burada da İslam.
1981'deki Irak'ın Osirak tesislerini yok etme tecrübesine sahip olan İsrail'in, İran'ın Buşehr nükleer tesislerine saldırı planları çoktan hazır. Son olarak ABD'den 5 bin adet akıllı bomba aldı. Uydular tarafından yönlendirilen bombaların 500 tanesi bir tonluk, bin tanesi yarım tonluk, 500 tanesi de 250 kiloluk. Bunker-buster olarak bilinen ve iki metre kalınlığındaki beton duvarları delen bombalar İsrail hava kuvvetleri tarafından İran'ın tesislerine karşı kullanılacak.
İstihbaratçılar panikte!
USS John F. Kennedy'de morallerin son derece düşük olduğu belirtilirken saldırı sırasında Buşehr tesislerindeki Rus uzmanların ölmesinin Washington ile Moskova arasında sert rüzgarların esmesine neden olacağı belirtiliyor. Tesislerde ayrıca BM Atom Enerjisi Ajansı'na mensup uzmanlar da bulunuyor ve onların hayatı da tehlikede. Ancak ABD ve İsrail için en büyük endişe kaynağı İran'ın uzun menzilli Şahab-2 ve Şahab-3 füzeleri.
CIA ve Savunma İstihbarat Dairesi'nin plana şiddetle karşı çıktığı, yönetime isyan noktasına geldiği ancak Irak işgalini tezgahlayan neo-con'ların ısrarcı olduğu belirtiliyor. İstihbarat çevrelerinin, böyle bir saldırının kontrolden çıkacağına ve küresel bir savaşa yol açabileceğine inandıkları, İran'ın vurulmasının Çin ve Japon ekonomisine çok ağır darbe indireceği ifade ediliyor.
Atom Enerjisi Ajansı ile İran üzerine ağır baskı uygulayan ABD ve İsrail, Tahran'ın geri adım atmayacağı gerçeğinden hareketle askeri seçeneği gündemlerine alırken, Avrupa Birliği ülkeleri, nükleer programından vazgeçmesi halinde İran'a teknoloji ve ticari kolaylıkları içeren bir paket öneriyor. İran son sözü Çarşamba günü söyleyecek. ABD seçimlerini kimin kazanacağı konusunda şu anda kimse bir öngörüde bulunamıyor. Belirsizlik devem eder, Bush yönetimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır ve çarşamba günü İran da "hayır" derse ortalık ısınabilir.
"Four Day War" (dört gün savaşı) senaryosu gerçek mi olacak?" ABD ve İsrail İran'a saldırır, Pakistan İsrail tesislerini vurur. İsrail Pakistan'a misilleme yapar. Milyonlarca insan öldürür. Arap yönetimleri çöker. Günlerce süren gösterilere ve İsrail'e açık savaş açan İslami çevrelerin baskısına direnemeyen Suriye, Ürdün ve Mısır İsrail'e savaş açar. Savaş bütün Ortadoğu'yu kaplar. Yüz binlerce insan ölür. Zayıflayan İsrail ayakta kalma mücadelesi vermektedir ve nükleer silahlarla Arap başkentlerini vurur. Ortadoğu tam bir kaosa sürüklenir...."
Allah korusun!