Hedef İran mı? - Ergin Yıldızoğlu
Geçen haftaki gelişmeler İran'a yönelik bir ABD/İsrail saldırısı olasılığının güçlenmekte olduğunu düşündürüyor. Hafta başlamadan, cumartesi günü, Uluslararası Atomik Enerji Ajansı (IAEA) , ABD'nin baskısıyla, İran'dan yoğunlaştırılmış uranyum üretimini durdurmasını istedi.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
Şimdi siz, ''Bush istediği kadar, Irak'ın 'güvenlikli, demokratik, federal ve özgür olma yolunda ilerlediğini' (New York Times, 24/09) iddia etsin, kaos derinleşme devam ediyor, bu koşullarda hele dünya ekonomisinin durumunu, İran'a yönelik bir saldırının petrolün fiyatı üzerindeki olası etkilerini göz önüne alınca, İran'ı vurmak bir çılgınlık olur'' diyebilirsiniz. Ben de size katılırım. Ancak, ya bu çılgınlığın arkasından, ''sağlam'' (!) bir mantık varsa?
İran'ın ikilemi
Bush yönetiminin ''neo-con'' kadroları ve akıl hocaları bir süredir İran'ı, hem de Irak savaşından önce Saddam 'a yönelik (asılsız) iddiaları anımsatır bir biçimde, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşmasını (NPT) istismar ederek nükleer silah yapmaya çalışmakla suçluyorlar. İran suçlamaları, nükleer teknolojiyi barışçı amaçlarla geliştirdiğini, NPT'nin de kendisine nükleer santral yakıtı (yoğunlaştırılmış uranyum) üretme hakkı verdiğini söyleyerek şiddetle reddediyor.
Gerçekten de NPT, ülkelere barışçıl amaçlarla nükleer santral kurma ve kendi yakıtlarını (yoğunlaştırılmış uranyum) yapma hakkı, IAEA'ya da bu ülkelere yardım etme, denetleme görevi veriyor. Ancak yüzde 3, yüzde 5 oranında yoğunlaştırılınca yakıt olarak kullanılan uranyum, yüzde 90 düzeyinde yoğunlaştırılınca silah yapımında kullanılabiliyor. İran elindeki yoğunlaştırma teknolojisini, barışçıl amaçlarla kullanacağını, kendi yakıtını kendi yapmak için istediğini söylüyor. Yorumcular, 200 yıldır hiçbir ülkeyle savaş başlatmamış olmasına rağmen İran'a inanmıyor, bölge jeopolitiğine bakarak İran'ın, mutlaka nükleer silahlara sahip olmak isteyeceğini düşünüyorlar. Birincisi, İran'ın en büyük bölgesel düşmanı İsrail, hem NPT'yi imzalamadı, hem de 200 civarında nükleer başlıkla, bunları İran'a ulaştıracak teknolojiye üstelik, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan 'ın toplam savunma harcamasından iki kat daha büyük bir savunma bütçesine sahip (International Herald Tribune, 22/09) . Geçen hafta Christian Science Monitor, İsrail'in ABD'den 4.500 akıllı bomba ( 23/09), İsrail gazetesi Haaretz de 500 adet birer tonluk 2 metrelik betonu delecek güçte bomba almakta olduğunu yazıyordu (23/09). İkincisi, bugün İran'ı tehdit eden ABD ve İngiltere özel koşullarda ''önleyici vuruşta'' nükleer bomba kullanabileceklerini söylüyorlar. İran'ı Irak ve Kuzey Kore'yle birlikte ''şer ekseni'' ilan eden ABD, balistik füzeler ve test yasağı anlaşmalarından çekilmişti. Üçüncüsü, bu iki ülke, İran'ın komşusu Irak'ı gerçek dışı iddialara dayanarak işgal ettiler. Şimdi, ABD İran'ı tehdit ediyor, giderek daha sık rejim değişikliğinden söz ediyor (The Asia Times, 24/09).
Bu koşullarda İran'ın, Kuzey Kore deneyiminden hareketle halen ABD seçimlerle ve Irak'la meşgulken daha çok geç olmadan, nükleer silahlara sahip olup bir caydırıcılık unsuru elde etmek istemesi mantıklı değil mi? Seçimlerden sonra, eğer Bush kazanırsa, İran için çok geç olmayacak mı?
İran'ı vurmak
İran'ın nükleer silahlara sahip olmasını engelleyecek bir rejim değişikliği olasılığı var mı? Irak savaşı öncesinde belki vardı ama, şimdi, ''reformcu'' muhalefetin bastırılmış, ordunun da rejime sadık olmasından hareketle artık yok diyebiliriz. ABD'nin bir hava saldırısının ardından İran'ı işgal etmeye kalkması da çok zor: 140 bin askeri halen Irak'ta saplanmış durumda, moralsiz ve savaş yorgunu. Üstelik İran söz konusu olunca bundan çok daha büyük bir güç gerekli. Geriye İsrail ya da ABD'nin önleyici vuruşla İran'ın nükleer teknolojisini yok etmesi kalıyor. Haaretz 'de yayımlanan bir analiz, İsrail'in bunu gerçekleştirecek kapasiteden yoksun olduğunu savundu. (23/09). Newsweek de aynı kanaatte, İran'ın en önemli nükleer tesisleri İsrail uçaklarının vuruş menzili dışında kalıyor (Ya İran'a daha yakın dost bir ülkenin üslerinden kalkarsa bu uçaklar? - E.Y). Newsweek , ''İsrail yapamaz ama ABD yapabilir'' diyor. Gerçekten de Newsweek 'in aktardığına göre, CIA ve DIA bu önleyici vuruşa yönelik birçok savaş oyunları simülasyonu yapmışlar. Ama, sonuç hep olumsuz çıkmış: Vuruş yapıldığında çatışmaların tırmanması engellenemiyor (27/09). Öyleyse İran'a vurmak çılgınlık mı?
Irak'a savaşı öncesinde biri Pentagon'da diğeri de İngiltere Savunma Bakanlığı'nda olmak üzere iki rapor, savaş ertesinde ortaya çıkacak zorluklar konusunda uyarmıştı. Ancak Bush ve Blair bu raporları görmezden geldiler, sümenaltı ettiler.
Birkaç ay önce, ABD'de Savunma İstihbarat Ajansı hazırladığı bir raporda, Irak'ta durumun gittikçe kötüleştiğini, iç savaşa doğru kayıldığını yazmış, ama Bush buna da aldırmamıştı. Şimdi Rumsfeld , ''seçimler illa mükemmel olacak değil ya. Yapabildiğimiz bölgelerde yaparız" diyor ( CNN , 24/09). ABD'nin askerlerini çekmek için savaşın bitmesini beklemeyeceğini ileri sürüyor ( Ajans France Press , 25/09). Şimdi, acaba diyorum, bu ikisini bir araya koyarak ABD'nin, Irak'ı ''dağınık bırakarak'' , ama üstlerini koruyarak, hatta yenilerini kurarak ('neo-con analist' , Robert Kaplan 'ın Wall Street Journal 'daki yorumunda vurguladığı gibi, 19. yüzyıldaki ''Kızılderili Savaşında'' uyguladığı ''kale-ileri karakol taktiğini'' benimseyerek - 25/09), yeni bir projeye (İran'a) doğru yelken açmaya hazırlandığını düşünebilir miyiz? Bence düşünebiliriz.
Yukarıda ''İran'ın ikilemi'' bölümündeki varsayımlar anlamlıysa, Bush yönetimi ne pahasına olursa olsun İran'ın nükleer silahlara sahip olmasını engellemek isteyecektir. Çünkü nükleer silahlara sahip bir İran çevresine ve İsrail'e yönelik bir tehdit oluşturmaktan öte, Büyük Ortadoğu Projesi'ni büyük ölçüde olanaksız kılar. Bu projeyle Bush yönetimi, genel olarak , bölgeyi ABD'nin ekonomik ve siyasi kullanımına açmayı amaçlıyor; bunun için de Lexington Enstitute 'den, askeri strateji uzmanı Loren Thomson 'un geçen hafta anımsattığı gibi, bölgedeki büyük ülkeleri ortadan kaldırmayı amaçlıyor. ( AP , 20/09) Daha özel olarak da Chaney 'nin hazırladığı enerji politikası, ABD'nin bölgedeki enerji kaynakları üzerinde kesin bir denetim kurması gerektiğini söylüyor.
Dünyanın neredeyse bütün önemli petrol kuyularının ''zirve'' yapmış olduğunu, talebinse hızla büyümeye devam ettiğini daha önce aktarmıştım: Petrol ve gaz giderek kıtlaşacak ve değerlenecek. İran nükleer silahlara sahip olursa, hem İran'daki hem de Hazar Denizi'ndeki kaynaklara ulaşmak imkânsız hale gelir.