TAHRAN İLE ANKARA NE İSTİYORLAR?
İran Gazetesi'nden çeviri: Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İran ziyaretinin ne zaman gerçekleşeceği hakkında birçok söylenti ortaya atıldı. Ancak sonuçta, söz konusu ziyaret gerçekleşti. Birçok kişi, ikili ilişkilerde oluşan engeller ve zorluklar nedeniyle, söz konusu ziyaretin gerçekleşmesi durumunda bile önemli sonuçların elde edilmeyeceğine inanmaktaydı.new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponssymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgabilify idippedut.dk abilifycialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
1. Güvenlik alanındaki işbirliği -özellikle de Kürt meselesiyle ilgili-,
2. İki ülkenin, Irak'a karşı izlediği politikalar arasında koordinasyonun sağlanması,
3. İran'dan, Kıbrıs'a yönelik uygulanan yaptırımların kaldırılması ve adanın tecritten çıkması konusunda daha dinamik rol oynaması talebinde bulunulması,
4. İki Türk firmasının (TAV ile TURKCELL), İran'daki projelerinin durumunun açıklığa kavuşması.
Ancak söz konusu dört amacın ötesinde, gözden kaçırılmaması gereken daha büyük bir hedef bulunmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelmeden önce, Türk diplomasisi geleneksel ve özel bir tutum izlemekteydi. Bu diplomasi hiçbir zaman, Türkiye'nin ulusal menfaatlerini sağlama konusunda başarılı olamadı. Ancak belirsiz nedenlerden dolayı, her zaman Türkiye'nin tek dış politikası olarak takip edildi. Söz konusu diplomasi şundan ibaretti: İslam ülkelerinden ve hatta Avrupa'dan uzaklaşmak ve ilişkilerin ABD ve İsrail ile sınırlı kalması. Adalet ve Kalkınma Partisi'ndeki siyasi gerçekçiliğin ve ABD'nin Irak'a askeri müdahalesi ve özellikle de Kürtlere karşı tutumunun ardından ortaya çıkan inkar edilemez gerçekler, Ankara devlet adamları ve hatta askerlerine karşı dış politika alanında daha farklı bir tutum izlemeleri gerektiği konusunda ciddi uyarılar içermekteydi. Türk Hükümeti, bu alanda daha aktif rol oynamaya ciddi bir şekilde karar vermiştir. Türk Hükümeti geç davranmasına rağmen, yerinde bir karar almıştır. Örneğin Kuzey Kıbrıs konusunda, Türkiye'deki eski hükümetler İslam ülkelerinin Türkiye'nin bu konudaki tutumunu desteklemelerini beklediklerini defalarca dile getirmişlerdir. Ancak Türk diplomasisi, hiçbir zaman kendine İslam dünyasına yaklaşmak için ne yaptığını sormadı. Bugün, Kuzey Kıbrıs'ın İslam ülkeleri tarafından tanınması konusu daha ciddi bir şekilde gündeme gelmiştir. Mevcut gelişmeler, Kuzey Kıbrıs'ın tanınmasını zayıf kılmaktadır. Ancak Türk diplomasisi gerçekçi tutumunu sürdürmeye devam ederse, Ankara ve Lefkoşa, Kuzey Kıbrıs'a direkt uçak seferlerinin başlaması ve ekonomik yaptırımların kaldırılmasıyla birçok sonuç elde edebilecektir.
İki ülke, yukarıda belirttiğimiz dört maddeden üçünde ortak menfaatlere sahiptir. Bu açıdan, Erdoğan'ın İran ziyaretinin başarılı geçtiğini söyleyebiliriz. Ancak dördüncü maddeyle ilgili olarak Türklerin tüm sitemli açıklamalarına rağmen, sorunun giderilmemesi halinde İranlı dostlarının mazeretlerini kayda almadan Türk-İran ilişkilerinin hayati ve önemli boyutlarına göz yummaları ve ikili menfaatleri gözardı etmeleri beklenmemektedir.
Belki de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis Başkanı'nın yemek ziyafeti sırasında, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e, Başbakan Erdoğan'ın İran ziyareti ve Türk-İran ilişkilerindeki sorunlarla ilgili olarak bazı sorular sorduğumda, Gül'ün, ısrarcı bir şekilde iki ülke ilişkilerinin en iyi düzeyde bulunduğunu, hiçbir sorunun yaşanmadığını ve Başbakan'ın İran ziyaretinin belirlenen tarihte gerçekleşeceğini vurgulaması sebepsiz değildi. Türkiye'nin dış politikası için, ikili ilişkiler o kadar önemlidir ki bu gibi sorunlar bu ilişkileri tehlikeye sokamaz.
İlginç olan şudur ki, Adalet ve Kalkınma Partisi, tutumunun doğru olduğuna ilişkin tüm inkar edilemez gerçeklere rağmen baskı altındadır. Gizli eller, Başbakan Erdoğan'ın İran ziyaretinin ertelenmesi veya iptal edilmesi için çalıştı. Ancak iki ülke liderlerinin, ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin iradesi söz konusu çabaları etkisiz hale getirdi.
Unutmamalıyız ki, Türkiye ve İran birbirlerine ihtiyaç duymaktadırlar ve Ankara'nın yeni hükümeti, bu gerçeği geçmişteki hükümetlere nazaran daha iyi bir şekilde farketmiştir.
24 Ağustos 2004 / Mehrdad Molayi