Ortadoğu19 Ağustos 2004 00:00
ABD İran'da yanlış yolda - NYT'den çeviri
Ayetullah Ali Hamaney, "ABD, Irak'ta kapana kısılmış kurt gibi" diyordu geçenlerde. "Kükreyip pençe atarak insanları korkutmaya çalışıyor. Ama Irak halkı ABD'nin ülkesini yutmasına izin vermeyecektir.cleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg
Ortadoğu'nun en güçlü Şii liderinden, tam da Amerikan kuvvetlerinin Şiilerin kutsal kenti Necef'te meydan muharebesine tutuştuğu bir dönemde böyle yorumların gelmesi şaşırtıcı değil. Ancak İran'ın en üst seviyedeki lideri Ayetullah Hamaney'in siyasi niyeti ne olursa olsun, bu sözler ABD ile dünyanın Şiilerin çoğunlukta olduğu en büyük iki ülkesi arasındaki karmaşık ilişkiler hakkında derin soruları akla getiriyor.
Hamaney'in Irak ve Irak'taki ABD varlığına dair görüşleri hakkında İranlıların çoğunun ne düşündüğünü söylemek zor. Geçenlerde İran'a yaptığım bir gezide ABD ve Irak'a açtığı savaş hakkında kamuoyunun görüşlerinde farklılıklar olduğunu gördüm. Oysa ABD İran konusundaki tavizsiz tutumuna ve İran'ın nükleer silah programına odaklanmaya devam ediyor.
Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice daha geçen hafta "İran ya tecrit edilecek ya da uluslararası toplumun iradesine boyun eğecek" diyordu.
Konumundan ziyade kullandığı sert ton nedeniyle çoğu İranlı, Rice'ın bu sözlerini tehditkâr buldu. Amerika'nın iletmesi gereken mesajın tam tersi.
Günümüzün Irakı'nı tartışırken çoğu İranlı, en az 500 bin İranlının hayatına mal olmuş ve tarifsiz bir sefalete yol açmış 1980-88 İran-Irak savaşına açıkça veya ima yollu göndermeler yapıyor. Irak sınırına yaklaştıkça İranlıların savaş anılarındaki acılar ve Iraklılar ve Irak'a duydukları nefret ve güvensizlik hissi de artıyor. Başlarında Saddam olsun olmasın.
Irak'a ve İran Körfezi'nin kuzey ucuna komşu olan İran'ın petrol zengini Kuzistan bölgesi Irak savaşında ağır yaralar almıştı. Bölgenin kuzey kesimindeki Andimeşk kenti Irak'ın karadan karaya füzeleriyle art arda defalarca vurulan yerlerden biriydi. Kente girişlerden birindeki büyük bir panoda, şehit dedikleri ölülerin gösterişli portrelerini görebiliyorsunuz. Grand Hotel'in 55 yaşındaki resepsiyonisti Tayyip Haydari, Amerikalıların Irak'ta '10-20 yıl' kalması gerektiği görüşünde. Yoksa Irak bir kez daha İran'a sorun çıkartabilirmiş.
İran-Irak savaşında kanlı çarpışmalara sahne olan, Körfez kıyısındaki liman şehri Hürremşehr'de tanıştığım balıkçı Seyyid Mahmud, yol boyunca hasar görmüş veya yıkılmış evleri gösterdi, kendi evi de bunlardan biriydi. O da Amerikalıların Saddam'ı devirmesinden memnundu ve Amerikalıların Irak'ta kalıp, diğer ülkelerden fazla yardım almaya bakmadan kendi yolunda devam etmesi gerektiğini düşünüyordu.
İran Körfezi kıyısında, birkaç yüz kilometre güneyde, savaştan Hürremşehr kadar ağır hasar görmüş bir diğer liman şehri olan Buşehr bulunuyor. Burada da Malvan Oteli ve Lokantası'nın orta yaşlardaki şef garsonu Hüsrev Varast, ABD'yi tümüyle tasvip ederek, Irak savaş sırasında İran'a ne yapmışsa, şimdi de ABD'den aynısını gördüğünü söyledi. Ama "Şimdi ABD askerleri orada ne kadar uzun kalırsa Irak halkı da o kadar tersine döner" dedi Varast ve ABD'nin askerlerini en kısa sürede geri çekmesini tavsiye etti.
Irak sınırından uzaklaştıkça savaş anıları giderek yumuşuyor ve Irak Şiileriyle yakınlık ve kardeşlik hissi güçleniyor. Bu durum özellikle İran'ın merkezinde ve Tahran'ın güneyindeki, ülkenin en büyük ilahiyat okuluna ev sahipliği yapan dini başkent Kum için de geçerli. "İranlılar ve Iraklılar aynı halk, Şii" diyor 60 yaşındaki bekçi Muhammed Cevad İslami (Iraklıların yüzde 40'ının Şii olmadığını bilmiyordu sanırım).
Sadr'ın hamisi Haeri
Kum, aynı zamanda bu kutsal şehre dini çalışmalar yapmak üzere 1973'te gelmiş ve bir daha da ülkesine dönmemiş Irak doğumlu molla Büyük Ayetullah El Hüseyni El Haeri'nin şehri. 1980'e kadar Saddam hükümetinin emriyle öldürülen Ayetullah Muhammed Bekir Sadr'ın himayesinde yaşamış Haeri, Şiiliğin, mollaların siyasete katılmasını savunan müdahaleci ekolünden. Amerikalıların Irak'taki varlığına şiddetle karşı çıkıyor.
7 Nisan 2003'te Haeri, Saddam'ın 1980'de öldürdüğü adamın akrabası olan ve Mehdi Ordusu'yla Necef'te Amerikalılarla savaşan radikal molla Sadr için "Tüm fetva meselelerinde vekil ve temsilcimizdir" demişti. "Onun makamı benim makamımdır".
Haeri'nin bu beyanı, ayetullah olmadığından fetva verme yetkisi de olmayan Sadr'ın dini konumunu bir gecede güçlendirmişti. Sadr bu sayede Irak'ın tümünde Şii cemaati içeren bir şebeke kurabildi ve şimdiki ordusunun temellerini atabildi. Ancak ABD askerlerine ve Irak yönetimine karşı hangi pozisyonu alacağını Sadr'a söyleyenin Haeri olduğuna şüphe yok.
Ayetullah Haeri'nin İran'daki müritleri hem Iraklı sürgünlerden hem de İranlılardan oluşuyor. Bunlar dil ve tarihlerindeki farklılıklardan ziyade, ortak yönleri olan Şii bağlarını vurguluyor.
Gençler ılımlı
Diğer bölgelerde, özellikle gençler arasında bu görüşler daha ılımlıydı. Tahran'ın büyük çarşısında ithal saatler satan 22 yaşındaki bir genç, Amerikalılar Irak'ta kalır ve demokratik reformları başlatabilirse bunun İran siyasetini de etkileyebileceğini ve her iki ülkeye de faydasının dokunabileceğini söyledi. Kafe sahibi Azim Habibi ise Amerikalıların bölgeye yaptığı yatırımların istihdama faydası olmasını umuyor.
Habibi'nin görüşü tabii ki herkes tarafından paylaşılmıyor, Esadi'ninki de öyle. Yaklaşık 70 milyonluk nüfusuyla bu ülkenin en şaşırtıcı yönü, ABD'ye ilişkin görüşlerindeki açıklık. Washington İranlıları ABD'ye yaklaştırmak istiyorsa, ikide bir Tahran'a tehditler savurmayı bırakıp bir an önce İran'la anlamlı bir diyalog başlatmalı.
16 Ağustos 2004 - DİLİP HİRO
Hamaney'in Irak ve Irak'taki ABD varlığına dair görüşleri hakkında İranlıların çoğunun ne düşündüğünü söylemek zor. Geçenlerde İran'a yaptığım bir gezide ABD ve Irak'a açtığı savaş hakkında kamuoyunun görüşlerinde farklılıklar olduğunu gördüm. Oysa ABD İran konusundaki tavizsiz tutumuna ve İran'ın nükleer silah programına odaklanmaya devam ediyor.
Başkan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice daha geçen hafta "İran ya tecrit edilecek ya da uluslararası toplumun iradesine boyun eğecek" diyordu.
Konumundan ziyade kullandığı sert ton nedeniyle çoğu İranlı, Rice'ın bu sözlerini tehditkâr buldu. Amerika'nın iletmesi gereken mesajın tam tersi.
Günümüzün Irakı'nı tartışırken çoğu İranlı, en az 500 bin İranlının hayatına mal olmuş ve tarifsiz bir sefalete yol açmış 1980-88 İran-Irak savaşına açıkça veya ima yollu göndermeler yapıyor. Irak sınırına yaklaştıkça İranlıların savaş anılarındaki acılar ve Iraklılar ve Irak'a duydukları nefret ve güvensizlik hissi de artıyor. Başlarında Saddam olsun olmasın.
Irak'a ve İran Körfezi'nin kuzey ucuna komşu olan İran'ın petrol zengini Kuzistan bölgesi Irak savaşında ağır yaralar almıştı. Bölgenin kuzey kesimindeki Andimeşk kenti Irak'ın karadan karaya füzeleriyle art arda defalarca vurulan yerlerden biriydi. Kente girişlerden birindeki büyük bir panoda, şehit dedikleri ölülerin gösterişli portrelerini görebiliyorsunuz. Grand Hotel'in 55 yaşındaki resepsiyonisti Tayyip Haydari, Amerikalıların Irak'ta '10-20 yıl' kalması gerektiği görüşünde. Yoksa Irak bir kez daha İran'a sorun çıkartabilirmiş.
İran-Irak savaşında kanlı çarpışmalara sahne olan, Körfez kıyısındaki liman şehri Hürremşehr'de tanıştığım balıkçı Seyyid Mahmud, yol boyunca hasar görmüş veya yıkılmış evleri gösterdi, kendi evi de bunlardan biriydi. O da Amerikalıların Saddam'ı devirmesinden memnundu ve Amerikalıların Irak'ta kalıp, diğer ülkelerden fazla yardım almaya bakmadan kendi yolunda devam etmesi gerektiğini düşünüyordu.
İran Körfezi kıyısında, birkaç yüz kilometre güneyde, savaştan Hürremşehr kadar ağır hasar görmüş bir diğer liman şehri olan Buşehr bulunuyor. Burada da Malvan Oteli ve Lokantası'nın orta yaşlardaki şef garsonu Hüsrev Varast, ABD'yi tümüyle tasvip ederek, Irak savaş sırasında İran'a ne yapmışsa, şimdi de ABD'den aynısını gördüğünü söyledi. Ama "Şimdi ABD askerleri orada ne kadar uzun kalırsa Irak halkı da o kadar tersine döner" dedi Varast ve ABD'nin askerlerini en kısa sürede geri çekmesini tavsiye etti.
Irak sınırından uzaklaştıkça savaş anıları giderek yumuşuyor ve Irak Şiileriyle yakınlık ve kardeşlik hissi güçleniyor. Bu durum özellikle İran'ın merkezinde ve Tahran'ın güneyindeki, ülkenin en büyük ilahiyat okuluna ev sahipliği yapan dini başkent Kum için de geçerli. "İranlılar ve Iraklılar aynı halk, Şii" diyor 60 yaşındaki bekçi Muhammed Cevad İslami (Iraklıların yüzde 40'ının Şii olmadığını bilmiyordu sanırım).
Sadr'ın hamisi Haeri
Kum, aynı zamanda bu kutsal şehre dini çalışmalar yapmak üzere 1973'te gelmiş ve bir daha da ülkesine dönmemiş Irak doğumlu molla Büyük Ayetullah El Hüseyni El Haeri'nin şehri. 1980'e kadar Saddam hükümetinin emriyle öldürülen Ayetullah Muhammed Bekir Sadr'ın himayesinde yaşamış Haeri, Şiiliğin, mollaların siyasete katılmasını savunan müdahaleci ekolünden. Amerikalıların Irak'taki varlığına şiddetle karşı çıkıyor.
7 Nisan 2003'te Haeri, Saddam'ın 1980'de öldürdüğü adamın akrabası olan ve Mehdi Ordusu'yla Necef'te Amerikalılarla savaşan radikal molla Sadr için "Tüm fetva meselelerinde vekil ve temsilcimizdir" demişti. "Onun makamı benim makamımdır".
Haeri'nin bu beyanı, ayetullah olmadığından fetva verme yetkisi de olmayan Sadr'ın dini konumunu bir gecede güçlendirmişti. Sadr bu sayede Irak'ın tümünde Şii cemaati içeren bir şebeke kurabildi ve şimdiki ordusunun temellerini atabildi. Ancak ABD askerlerine ve Irak yönetimine karşı hangi pozisyonu alacağını Sadr'a söyleyenin Haeri olduğuna şüphe yok.
Ayetullah Haeri'nin İran'daki müritleri hem Iraklı sürgünlerden hem de İranlılardan oluşuyor. Bunlar dil ve tarihlerindeki farklılıklardan ziyade, ortak yönleri olan Şii bağlarını vurguluyor.
Gençler ılımlı
Diğer bölgelerde, özellikle gençler arasında bu görüşler daha ılımlıydı. Tahran'ın büyük çarşısında ithal saatler satan 22 yaşındaki bir genç, Amerikalılar Irak'ta kalır ve demokratik reformları başlatabilirse bunun İran siyasetini de etkileyebileceğini ve her iki ülkeye de faydasının dokunabileceğini söyledi. Kafe sahibi Azim Habibi ise Amerikalıların bölgeye yaptığı yatırımların istihdama faydası olmasını umuyor.
Habibi'nin görüşü tabii ki herkes tarafından paylaşılmıyor, Esadi'ninki de öyle. Yaklaşık 70 milyonluk nüfusuyla bu ülkenin en şaşırtıcı yönü, ABD'ye ilişkin görüşlerindeki açıklık. Washington İranlıları ABD'ye yaklaştırmak istiyorsa, ikide bir Tahran'a tehditler savurmayı bırakıp bir an önce İran'la anlamlı bir diyalog başlatmalı.
16 Ağustos 2004 - DİLİP HİRO