Siyaset8 Aralık 2004 00:00

Fener Patrikhanesi için rüşvet mi dağıtıldı? - Ferruh Sezgin

İşbirlikçiler için zaman zaman "Beşinci Kol" benzetmesi yapılır.Bu, teknik yönden son derece yanlıştır, çünkü Beşinci Kol elemanları kural olarak "gizli" çalışırlarken, içimizdeki işbirlikçiler son derece "açık" ve üstelik pervasız çalışıyorlar.Bugünün Türkiye''sinde kimlerin Beşinci Kol olarak faaliyet gösterdiğini yakalamak için "devlet bürokrasisinin derinliklerine" inmek zorundasınız.İşbirlikçileri yakalamak içinse gayret göstermeye lüzum yok."Fener''in ekümenikliğini tanıyıversek ne olur" diyenleri listeleyin; işte size işbirlikçiler. İşbirlikçilerin "nasıl işbirlikçi yapıldıkları"nı aydınlatan ilginç bir belge dolaşıyor siyaset kulislerinde.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis walgreen coupon site cialis couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

Türkçe''deki "kanırtmak" Şili kaba ve yarı argo bir kelimedir.

Öyle olmasına rağmen, reelpolitiğin bir numaralı vasıtası olan "güç politikası"nın örneklerini incelerken, yapılanları ondan daha güzel bir tanımlayacak kelimeyi kimi zaman bulamazsınız.

Soğuk Harp yıllarında, güç politikasının erbabı Ruslar''dı, kendilerine dört bir yandan yüklenen "demokrasi havarisi Batı" (!) karşısında Sovyet sistemindeki otoritelerini muhafaza edebilmek için güç politikasının esaslarını uygulamaya -zor kullanmaya- mecburdular, çünkü bilim ve teknolojide rakip bloğun fersah fersah gerisindeydiler.

O sıralar Batı Bloğunun dizginlerini ellerinde tutan Siyonist yöneticiler ise -bunlara günümüzde "Anglosakson blok" denilerek dezenformasyon yapılıyor- demokrasi kandırmacasını sahnelemekte olduklarından, kendilerini deşifre edecek güç gösterilerinden mümkün olduğunca kaçınıyorlardı.

Soğuk Harp''te Ruslar perişan edilince, Siyonist liderlerin nezaket gösterisi mecburiyeti de bitti.

Dün Afganistan''da, bugün Irak''ta, yarın Suriye, İran ve belki Türkiye''de, hasımlarını kanırta kanırta, daha kibarcası burunlarını sürte sürte, hedeflerini bir bir ele geçirdiler, geçiriyorlar, geçirecekler.

Kabul etmeli ki, güç politikası uygulamasının da harika örneklerini veriyorlar. Yerinin, hedef listesinin geleceğe ait sayfalarında olduğu sanılan Türkiye aslında bugünden hedef oldu bile sayılabilir.

Adı "Fener Rum Patrikhanesi" olan diplomasi vasıtası kullanılarak, kanırtıla kanırtıla, Türkiye''nin bugünkü siyasi-askeri iradesi yerle bir ediliyor ve gelecekteki talepler karşısında iradesini kullanamamasının da şartları hazırlanıyor. "Tek Dünya Devleti" hayali peşinde koşanların Fener''e olan ihtiyaçlarının sebebi biliniyor: 300 milyonluk Ortodoks kitleyi Fener eliyle yönlendirmek.

Bunun şartı, Fener''in ekümenikliğinin resmî kimlik kazanması.

Bu elde edildiğinde, diğer Ortodoks merkezlerinin de bir bir Fener''e tâbi kılınması operasyonu başlatılacak ve bu çerçevede Moskova Kilisesi''nin otoritesi sıfırlanarak "potansiyel rakip" Rusya''ya bir darbe daha indirilecek. Fener daha ekümenik statüsünü Türkiye''ye resmen kabul ettirememişken, Türkiye''den yeni taleplerini Brüksel ve Atina eliyle duyurdu (6 Aralık 2004 tarihli gazeteler): 590 yılından beri geçerli (saydıkları) Patrikhane''nin ekümenliğinin Türk hükümeti tarafından tanınması… Heybeli Ruhban Okulu''nun tekrar açılması… Patrikhane''nin hukuki varlığının tanınması…Patrikhane ve Rum azınlığın mülklerinin garanti altına alınması… El konulan vakıf statüsünün değiştirilmesi… Büyükada Yetimhanesi''nin Patrikhane''ye geri verilmesi… Balıklı Rum Hastanesi''ne konulan yüksek verginin kaldırılması ve tekrar azınlık kurumu olarak tanınması… Azınlığın kurum ve binalarında yönetim kurulu seçimlerinde zorluklar getiren yeni yasanın kaldırılması ve seçimlerin azınlığın gelenek ve göreneklerine uygun yapılması… Yabancı ülke vatandaşı olan kilise mensuplarına Türkiye''de oturma ve çalışma izni verilmesi… Patrik seçiminin bütün dünyada bulunan despotlar arasından yapılması ve Türk vatandaşlığının sonradan verilmesi… El konulan kilise ve mülklerin geri verilmesi… Ya bir de Fener ekümenikliği resmiyet kazanıverirse? O zaman nelerin talep edilebileceğini, 5 Aralık 2004 tarihli D.B.

Tercüman''daki köşesinde Hasan Celal Güzel sıralıyor: "Toprak… Özel hukuk… Ruhban Okulu''nun, Vatikan''ın Kardinaller Koleji''ne benzer statü kazanması… TC vatandaşı olma mecburiyetinin kaldırılması… Ekümenik Fener''e BM''de gözlemci ülke statüsü tanınması…" gibi.

Yani, özetle "Hoş geldin özerk Fener" (!).

"Tek Dünya Devleti" hayali peşinde koşanlar bütün bunları planlar ve yaparken başlıca iki diplomasi vasıtası kullanıyorlar: Biri, ABD''nin siyasi-askeri gücü.

Diğeri, satın aldıkları işbirlikçiler.

İşbirlikçiler için zaman zaman "Beşinci Kol" benzetmesi yapılır.

Bu, teknik yönden son derece yanlıştır, çünkü Beşinci Kol elemanları kural olarak "gizli" çalışırlarken, içimizdeki işbirlikçiler son derece "açık" ve üstelik pervasız çalışıyorlar.

Bugünün Türkiye''sinde kimlerin Beşinci Kol olarak faaliyet gösterdiğini yakalamak için "devlet bürokrasisinin derinliklerine" inmek zorundasınız.

İşbirlikçileri yakalamak içinse gayret göstermeye lüzum yok.

"Fener''in ekümenikliğini tanıyıversek ne olur" diyenleri listeleyin; işte size işbirlikçiler. İşbirlikçilerin "nasıl işbirlikçi yapıldıkları"nı aydınlatan ilginç bir belge dolaşıyor siyaset kulislerinde.

ABD Savunma Bakanlığı Özel Planlar Dairesi (The Office of Special Plans, Pentagon) tarafından hazırlanan Ocak 2003 tarihli bir raporda, sadece "Ruhban Okulu''nun açılması" için rüşvet olarak dağıtılmak üzere 12 milyon Dolar tahsis edildiği belirtiliyor.

Şimdi, -eğer hazırlamışsanız- işbirlikçi listesine göz atın ve kimlerin 12 milyon Dolar''dan aldıkları pay karşılığında vatanlarını sattığını görün.

Raporun ayrıntıları, gelecek yazının konusu.

Bu belgenin varlığının, tabii eğer sahte değilse, Ankara''nın sivil-asker bürokrasi kademelerinde kıyametleri koparması lâzım.

Bugün ucunu gösterdim.

Bakalım merak eden çıkacak mı?