Ortadoğu15 Mart 2005 00:00

Kuzey Irak’ta ‘Kukla Devlet’ ve Irak’ın Kayıp Silahları - Tarık Bahri Özmen

Amerikan Dışişleri bakanı ve Büyükelçisinin açık ‘sansür’ talepleriyle birlikte, Küresel Faşizmin günlük ‘andıç’ bültenleri daha bir titizlikle hazırlanır oldu. Bunda şüphesiz, Suriye ve İran hususunda AB ve ABD’nin ‘ağız birliği’ yapmaları da etkili. Teslimiyet Kilisesi’nin muhtelif mezhepleri arasında dolaşmaktan başları dönenler, artık yeniden ‘uluslararası toplum’dan bahsedebilecekleri eski güzel günlere dönmeye başladıklarını düşünüyorlar. Bu ‘mutluluk’ tablosunu bozmasından endişelenilen her haber ve görüşün üzerine ‘komplo’ yaftası yapıştırmakta mahirler.new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscialis coupons printable link discount prescription drug cardkamagra link kamagra gel

Komplocu sınıfa girmemek için ‘andıç’ bültenlerinin yalnızca ‘lafzına’ değil, ‘ruhuna’ da nüfuz etmeniz lazım. Aksi takdirde, kaleminizi ‘sakıncalı mecralarda’ oynatmanız işten bile değil. İsterseniz bir deneme yapalım ve ‘Küresel Şerif’in emperyalist saldırılarının temel meşruiyet zeminini oluşturan ‘lafzi’ gerekçeleri hareket noktası seçerek Irak’tan gelen son haberlere bir göz atalım.

Bilindiği üzere, Irak Savaşı’nın temel gerekçesini ABD tarafından ortaya atılan Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiası oluşturuyordu. ABD, yeni güvenlik doktrini çerçevesinde kitle imha silahlarının ‘düşman’ devletler eliyle ‘terörist’ guruplara aktarılma ihtimalini öncelikli güvenlik tehdidi ilan etmiş vaziyette.

Ancak, küresel şerifin güvenlik ‘andıç’ını ‘lafzı’yla okuduğumuzda The New York Times’ta James Glanzand ve William J. Broad, imzasıyla 13 Mart’ta yayımlanan “Iraqi Calls Arms Looting a Tightly Run Operation” başlıklı haber/incelemenin işaret ettiği gerçeklere akıl erdirmek mümkün değil.

Glanzan ve Broad’a açıklama yapan Allavi hükümetinin Sanayi Bakan Yardımcısı Sami el-Araci, Bağdat’ın Amerikan güçleri tarafından işgalin bir hafta sonrasından başlamak üzere tam bir ay boyunca Irak’ın ‘konvansiyonel olmayan’ askeri tesislerinin sistematik bir şekilde yağmalandığını söylüyor.

Yağmalanan tesisler, Bush yönetiminin Irak’a savaş açma gerekçeleri dünya kamuoyuna deklare edilirken ‘isim isim’ listelenmiştiler: Nida, Bedr, el-Amer, er- Rıdvan, el-Hattiin, el-Kadisiye, el-Kakaa... Yani sözkonusu olan ‘gizli’ askeri bölgeler değil. Ayrıca bu tesisler, BM silah Denetçileri tarafından sürekli olarak denetleniyorlardı.

Üstelik ‘kritik’ tesislerin bulunduğu yerler tam da Amerikan ordusunun ilerleme güzergâhı üzerinde. Bağdat’ın güneyinden başlayarak, yine güneye doğru 30 millik bir sahaya yayılmış durumdalar.

New York Times yazarları, konuyla ilgili olarak ısrarla yaptıkları başvurulara rağmen ne Beyaz Saray’dan ne de Irak’taki Amerikan yetkililerinden bir cevap alamadıklarını söylüyorlar. Bazı yetkililer ise, tesislerin kritik öneminden haberdar olduklarını, ancak ‘personel yetersizliği’ nedeniyle koruyamadıklarını söylemişler. Ancak Türkiye’deki ‘andıç’ bültenlerini tatmin edecek bir cevap!

Acaba bu tesislerde ne vardı? Araci, Irak’ın 1991’deki Körfez Savaşı’nın ardından durdurulan nükleer, kimyasal ve biyolojik silah projelerinin kalbi niteliğindeki araç ve ekipmanın bu tesislerde bulunduğunu söylüyor. Yağmalanan tesislerde ayrıca Scud füzelerinin yapımında kullanılan makineler de mevcuttu. Mesela, Rıdvan isimli tesis, Uranyum zenginleştirme programının önemli bir parçasıydı. Nida Fabrikası, hem nükleer program için hem de Scud füzelerinin üretimi için kullanılıyordu.

El-Kakaa’da konvansiyonel füzelerin savaş başlığı ya da bir nükleer bombanın tetikleyicisi olarak kullanılabilecek çok güçlü patlayıcılar üretiliyordu. Tesiste ayrıca kimyasal silah üretiminde kullanılan 800 kadar ekipman mevcuttu. İşgalin ardından bu fabrikada bulunan 377 ton çok güçlü patlayıcı ‘yağmalandı.’

Yağmacılar kimlerdi? New York Times yazarları, bu soru karşısında haberin yapılma nedenini ele veriyorlar. Tahmin edebileceğiniz gibi, ‘zamanın ruhuna uygun olarak’ Suriye ve İran’ı işaret ediyorlar. Ancak yazılarında ortaya koydukları bulgular, bu tezlerini tekzip ediyor.

Araci ve New York Times’a konuşan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı uzmanları, uydu fotoğraflarından, tesislerde yapılan incelemelerden ve bu tesislerde çalışan ya da civarında yaşayanların şahitliklerinden hareketle yağmanın ‘nokta hedeflere’ yönelik olarak ve çok sistemli bir şekilde gerçekleştiğini söylüyorlar. Yağmacılar, ne çalacaklarını özenle seçmişler. Beraberlerinde vinç ve kamyonlarla gelerek Bağdat’ın hemen güneyindeki ‘hayati önemi haiz’ tesislerde tam ‘bir ay boyunca’ çalışmışlar.

Araci, yağmacıların “ne yaptıklarını ve ne istediklerini çok iyi bildiklerini”, yaşananın çok “karmaşık bir yağma” olduğunu söylüyor.

Şimdi sorularımızı sormaya başlayalım. Tesislerin niteliği, yeri, yağmalanma şekli ve süresine baktığımızda, yağmanın Amerikan ordusunun bilgisi dışında gerçekleştiğini düşünmek mümkün değil. Operasyonun elinde yeterli istihbarat olan bir devlet tarafından yapıldığı da aşikar. Yağma, eğer doğrudan ABD tarafından yönlendirilmediyse, ortada tek bir adres kalıyor: İsrail.

Peki, zaten çok daha üstün bir teknolojiye sahip olan İsrail’in ABD’nin izniyle askeri tesisleri ‘taşıması’ ne anlama geliyor? Bu noktada Araci’ye kulak verelim. Irak Sanayi Bakan Yardımcısı, çalınan ekipmanın ‘ülke dışına çıkmamış’ olabileceğini söylüyor.

Kuzey Irak’taki ‘kukla devlet’in alt yapı hazırlıklarına yaptığı katkıya baktığımızda, dikkatlerimiz tabii olarak bu bölgeye yöneliyor. Bütün altyapısı ABD-İsrail tarafından kontrol edilen, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması dahil, hiçbir uluslararası anlaşmaya taraf olmamış, etrafındaki bütün komşularıyla her an sıcak çatışmaya girme potansiyeline sahip kukla bir devlet hayal edin. Bu devletin elinde de İsrail ve ABD’li uzmanlar tarafından ‘fiilen’ denetlenen, ancak ‘köken’ itibariyle kendilerine hiçbir isnadın yapılamayacağı kitle imha silahları bulunsun. Potansiyel düşmanlarınızı, doğrudan hedef olma riskini minimuma indirerek kitle imha silahlarıyla vurabilme avantajına, her an emrinize amade PKK/KONGRAGEL gibi örgütleri de ekleyin.

‘Komşu bir devlete’, bir terör örgütü tarafından kitle imha silahlarıyla yapılacak saldırıdan kim sorumlu tutulabilir? Böyle bir saldırı, ‘kukla devleti’ hedef haline getirse bile, ‘devleti inşa edenlerin’ üzülmek için çok fazla sebepleri var mı?

Efendim, komplocu mu dediniz? Neden peki; tarif ettiğimiz manzara, Küresel Şerifin dünyamızın karşı karşıya olduğunu ilan ettiği tehdit tanımlamalarının ‘lafzına’ tıpatıp uymuyor mu? Çalınan kitle imha silahları, bunlara ulaşmak isteyen terör örgütleri, terör örgütlerine yataklık eden ve gizli silah programları olan ‘haydut devlet’ler...

Ayrıca, bu denklemle karşıya karşıya kalan bir ülkenin ‘müdahale hakkı