Ortadoğu28 Ocak 2005 00:00

ORADA BİR KERKÜK VAR UZAKTA (2) - Hüseyin MÜMTAZ

Davos ve Auschwitz yolcuları yola çıkarken İkinci Başkan Orgeneral Başbuğ canlı yayında bir çok şey söyledi de biz iki konunun altını çizdik. 1.‘’Seçimlerde Kerkük halkının kabul etmeyeceği bir sonuç çıkarsa bu iç çatışmalara yol açabilir.Irak’ta iç savaşı tetikleyen ilk gelişme olabilir.’’ Bu sadece bir ‘’durum tespiti’’dir. Bunu doktor da, bakkal da, balıkçı da, gazeteci de yapar. Ben de yaparım. Fakat asker konuşurken beklediğimiz, ‘’bu durum’’ gerçekleşirse ne yapılacağıdır. Asker konuşmaz, yapar. Biz askerden Kerkük’te Kerkük halkının onaylamadığı bir sonuç çıkarsa ne olacağını değil, Türk askerinin ne yapacağını söylemesini bekleriz. Asker ya hiç konuşmamalıdır, yahut konuştuğunda dünyanın dengesi değişmelidir. Asker diplomat gibi değil, asker gibi konuşmalıdır. Diplomatın işi görüşmek, her taraf çekilebilecek laflar söylemek, üç saat konuşup hiçbir şey söylememek fakat askerin işi ‘’hedefe gitmek’’tir. Doğrudan hedefin gözünün ortasına yumruğu indirmektir. 2. ‘’Ege üzerindeki uçuşlarımızda NATO'yu bilgilendirip silahsız bir şekilde uçmaktayız.’’ Başbuğ’u dinleyen ‘’akredite’’ gazetecilerden hiç biri elini kaldırıp ‘’Paşam F-16’lar zirai ilaçlama uçağı mı da silahsız uçuyor?’’ diye sormadı. Biz orada olsaydık önce bunu soracağımız için anlaşılan o ki ömrü billah ‘’akredite’’ olamayacağız.. Acaba ‘’akredite’’ olmaya yeni yüklenen anlam, ‘’embedded=ilişmiş’’ olmak mı?  cialis manufacturer coupon open drug coupon cardrenovation vejle renovation skive renova

Seni bilmem ama kıymetli okuyucu Davos denince benim tüylerim diken diken oluyor.      Çünkü Özal’dan beri orada her seferinde Türkiye’nin başına çeşitli çoraplar örülüyor.       Geçen sene Çankaya’da ‘’zirve’’ yapılmış fakat ‘’zirve’’ sonrası gidilen Davos’ta ‘’zirve’’ye rağmen Kıbrıs’ın, Annan’ın ehil ve hâzik ellerine teslim ediliverdiği öğrenilmişti.

            Denktaş Newyork’a gidince nasıl bir dana bağına alındığını sonradan açıklamasa onu da öğrenemeyecektik.                     

Bu sene de Recep Tayyip Davos’a giderken şu zehir zemberek açıklamayı yaptı..

''Irak'ın geleceği açısından, Kerkük'te atılacak yanlış bir adım, Irak'ta geleceğe yönelik barışı olumsuz yönde etkiler. Buradaki olumsuz bir yapılanmaya BM, ABD ve diğer koalisyon güçleri asla müsaade etmemelidir. Eğer böyle bir yanlışa göz yumulacak olurlarsa gelecekteki olumsuz bir faturanın bedelini de onlar ödemek durumunda kalır''.

ABD ve koalisyon güçlerini bilmem ama bir işi BM’ye havale etmek ipe un sermektir.

Anan, Amerikan neoconları sayesinde tüyü, ibiği yolunmuş tavuğa dönmüştür.

Peki bunu söyleyen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Davos’ta ilk olarak kiminle görüşmüştür?

Soros’la..

Soros kimdir?

‘’Uluslar arası spekülâtör’’..

Bir başbakan bir ‘spekülatör’’le ne görüşür?

Peki bu uluslar arası spekülatör neyle ‘’iştigal eder’’?

Açık Toplum Vakfı aracılığı ile konuşlandığı ‘’hedef ülkelerde’’, paralel STÖ’leriyle demokrasi inşası için ‘’seçim’’ organize eder.

Polinezya, Gürcistan, Abhazya, Ukrayna..

KKTC?

Peki iki gün sonra 30 Ocakta nerede seçim var?

Soruyu tekrar soralım?

Bir başbakan bir ‘spekülatör’’le ne görüşür?

Recep Tayyip geçen sene Davos’ta Anan’la görüşmüş Kıbrıs’ta referandumu ihale etmişti.

Şimdi Başbakan yine Davos’ta.. Soros’la, Soros’un dediğine göre ‘’Çok yararlı bir görüşme yapmış’’..

Ve Irak’ta seçim var.

Bizim de endişelenmemiz için sanırım yeterli sebep var kıymetli okuyucu.

İşte Türkiye’nin Kerkük’e bakışındaki ciddiyet….

Peki Gül ne diyor?

Kerkük'e daha önce belirlenen esaslar dışında yoğun Kürt nüfus yerleştirildiğine işaret ederek ''Bunun istismar edilmesi sadece Türkiye'yi değil, herkesi kaygılandırmaktadır'' diyor. ‘’Ülkenin iç çekişmeye girmemesi ve şimdiye kadar ortaya çıkmamış etnik çatışmayı tetikleyecek herhangi bir gelişmenin olmaması için Türkiye'nin Irak'taki gelişmelere hassasiyet gösterdiğini’’ de ekliyor.

Gül ‘’kaygılanır’’ ve ‘’hassasiyet gösterirken’’ ABD Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü bir açıklama yapıyor ve; ''Kerkük'ün Iraklı Kürt gruplara ya da herhangi bir başka gruba bağlanması yönünde açık ya da gizli bir anlaşma söz konusu değil. Ancak ABD, Irak Geçici İdari Yasası'nın (GİY) tümüyle uygulanmasını desteklemektedir. GİY'nin 58. maddesi de, Kerkük'te geriye dönüşlerin hangi koşul ve esaslarda gerçekleştirileceğini belirlemiştir. Kerkük'ün geleceğine seçimler sonrasında yeni Irak yönetimi karar verecektir. Bu Iraklıların iç işidir'' diyor.

            Recep Tayyip’in Davos’a giderken havaalanında ‘’uyardığı’’ ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsünün söylediklerinin altını çizin lütfen:

            ‘’Kerkük'ün geleceğine seçimler sonrasında yeni Irak yönetimi karar verecektir. Bu Iraklıların iç işidir''.

            Bu arada Bush açıklama yapıyor; ‘’Irak’ta Pazar günü yapılacak seçimlerde belirlenecek yöneticilerin istemesi durumunda Amerikan kuvvetleri Irak’tan çekilebilir’’ diyor.

            Şahin Kasımpaşalı ânında cevap veriyor; ‘’ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi için henüz erken’’..

            ABD şimdiye kadar Irak’ta Türkiye’nin yararına ne yapmıştır da Recep Tayyip Amerikan askerlerinin çekilmesine taraftar değildir?

            PKK’yı mı engellemiştir, Kürt Devletinin kurulmasına mâni mi olmuştur, Türkmenlerin hakkını mı gözetmiştir?

            Askerimizi el üstünde mi tutmuştur?

Irak’ta seçimlere üç varken Başbakan Davos’a, Dışişleri Bakanı da "İkinci Dünya
Savaşı''nda Naziler tarafından Polonya''da kurulan Auschwitz toplama  kampının kurtarılışının 60.yıldönümünde kurbanları anmak için düzenlenecek törene katılmak üzere" Polonya''ya gidiyordu.

Türkmen büroları basılıp, Kürtler Irak’ın içi işi diye Kerkük’e yığılırken Gül Yahudilerle ilgileniyordu.

Gül Yahudilerle ilgilenir, Recep Tayyip Soros’la görüşürken Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) lideri Celal Talabani, Erbil'deki bölge parlamentosunda yaptığı konuşmada, Irak Devlet Başkanı Gazi El Yaver, Başbakan İyad Allavi ve Irak'taki İngiliz ve Amerikan büyükelçilerinden Kerkük'ün "Eski statüsüne dönülmesi" konusunda ‘’yazılı güvence aldıklarını’’ söylüyordu.     

Talabani, "Kurdistan Observer" adlı internet sitesinde yayınlanan habere göre şunları söyledi:
            "Kerkük'ü asla unutmayacağız. Geçici Anayasa'nın 58'inci maddesinin uygulamaya geçirilmesi ve bu çerçevede Kerkük'ün eski statüsüne kavuşturularak sürgündekilerin (Kürtlerin) dönmeleri ve Saddam Hüseyin döneminde gelen Arapların da eski yerleşim yerlerine gönderilmesi konusunda anlaşmaya vardık. Bu amaçla bir komite oluşturulacak."

Talabani, oluşturulacak komitenin çalışmalarına 30 Ocak seçimlerinden sonra başlayacağını ve Kerkük'ün bölünmüş parçalarının bir araya getirileceğini de ayrıca kaydetti.

            Recep Tayyip’in Davos’ta ayağının tozuyla görüştüğü Soros’un nezdimizdeki sabıka dosyasında muhteremin ‘’En iyi ihraç malınız ordunuzdur’’ lâfı da kayıtlı olduğuna göre askerin bu konuda ne düşündüğüne bakmanın da yararlı olacağını düşünüyoruz.

            Davos ve Auschwitz yolcuları yola çıkarken İkinci Başkan Orgeneral Başbuğ canlı yayında bir çok şey söyledi de biz iki konunun altını çizdik.

1.‘’Seçimlerde Kerkük halkının kabul etmeyeceği bir sonuç çıkarsa bu iç çatışmalara yol açabilir.Irak’ta iç savaşı tetikleyen ilk gelişme olabilir.’’

Bu sadece bir ‘’durum tespiti’’dir.

Bunu doktor da, bakkal da, balıkçı da, gazeteci de yapar.

Ben de yaparım.

Fakat asker konuşurken beklediğimiz, ‘’bu durum’’ gerçekleşirse ne yapılacağıdır.

Asker konuşmaz, yapar.

Biz askerden Kerkük’te Kerkük halkının onaylamadığı bir sonuç çıkarsa ne olacağını değil, Türk askerinin ne yapacağını söylemesini bekleriz.

Asker ya hiç konuşmamalıdır, yahut konuştuğunda dünyanın dengesi değişmelidir.

Asker diplomat gibi değil, asker gibi konuşmalıdır.

Diplomatın işi görüşmek, her taraf çekilebilecek laflar söylemek, üç saat konuşup hiçbir şey söylememek fakat askerin işi ‘’hedefe gitmek’’tir.

Doğrudan hedefin gözünün ortasına yumruğu indirmektir.

2. ‘’Ege üzerindeki uçuşlarımızda NATO'yu bilgilendirip silahsız bir şekilde uçmaktayız.’’

Başbuğ’u dinleyen ‘’akredite’’ gazetecilerden hiç biri elini kaldırıp ‘’Paşam F-16’lar zirai ilaçlama uçağı mı da silahsız uçuyor?’’ diye sormadı.

Biz orada olsaydık önce bunu soracağımız için anlaşılan o ki ömrü billah ‘’akredite’’ olamayacağız..

Acaba ‘’akredite’’ olmaya yeni yüklenen anlam, ‘’embedded=ilişmiş’’ olmak mı?

Peki şimdi siz Kerkük’te Pazar günü oy kullanacak Türkmen olsanız; Amerikan ve peşmerge silahlarının gölgesinde Türkiye’nin nesine güvenerek oy kullanacaksınız?

Yüzünüzü kuzeye çevirip havadan gelecek Türkiye Tarımsal Donatım Kurumunun zirai ilaçlama pırpırlarını mı?

Hele uyuz Neçirvan Barzani’nin bile, ‘’dört yıldızlı’’ Türk paşasının sözlerini takiben Financial Times’a; ‘’Kürtlerin Kerkük konusundaki hassasiyetini ne Bağdat'ın ne Washington'un kavradığını anladık. Oysa bu Kürtlerin herhangi bir taviz vermeyeceği bir konu" diye cevap verebilecek gücü kendisinde bulmasından sonra.. 28 Ocak 2005