Telafer! - Hüsnü Mahalli
Hadi geldi diyelim, bunca bombardıman sonrasında ve yaklaşık olarak 100 sivilin öldüğü saldırıda nasıl oluyor da Amerikalılar hiç bir teröristi öldüremedi?! Ya da nasıl oldu da, teröristler Amerikan ve peşmerge kuşatmasını yararak kaçtı?! Olaya nereden bakarsanız bakın, bir Amerikan palavrasıdır... Telafer'de olup bitenler genel olarak Türkmenlere yönelik hazırlanan planların bir parçasıdır ve bir ön provasıdır. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponssymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mg
Telafer, Musul'un yaklaşık 40 kilometre batısında, Suriye sınırına 60, Türkiye'ye de 100 kilometre uzaklıkta bir kasaba. Nüfusu yaklaşık 250 bin ve bunların büyük bölümü Türkmen ve ağırlıklı olarak Şii. Şehirde Arap ve Kürtler de yaşıyor...
Telafer'de olaylar 3 Eylül günü başladı. Yani Osetya'daki eylemin kanlı bir şekilde bittiği gün. Bu nedenle, Osetya'daki eylemden dolayı büyük yaygara koparan bildik Türk medyası, her nedense, kendi soydaşları olan Türkmenlerden benzer bir ilgiyi esirgedi!
Aynı günlerde Yaman Törüner Milliyet'te 'Museviler' başlıklı bir yazı yazıyor ve durduk yerde Amerika'daki ünlü Yahudilerin adlarını sıralıyordu. Yani Yahudi (semitizm) propagandası yapıyordu. Keşke Sayın Törüner bu ünlüler listesine Begin, Ben Gorion, Şaron ve benzeri katilleri de ekleseydi...
Çünkü o sırada İsrail tankları onlarca Filistinliyi öldürürken Amerikan uçakları da Telafer'i bombalıyor ve Türkmenleri öldürüyordu!..
Ama kimin umrunda...
Bakın yine Milliyet'te Güngör Uras ve Redikal'de Aylin Öney Tan, Telafer'deki katliamlar yerine 'Yahudilerin örf ve adetlerini' anlatmayı yeğliyordu.
İsrailliler günde ortalama 10 Filistinliyi, Amerikan uçakları ise her gün Irak'ta 30-40 kişiyi öldürüyor. Hem de okul, cami, düğün, hastahane ayrımı yapmaksızın...
Dönelim Telafer'e...
Amerikalılar, Felluce ve Necef'ten sızmalar olduğunu iddia ederek kasabaya saldırdılar.
İddia çok saçma. Çünkü Felluce denilen yer, Telafer'den yaklaşık olarak 400 kilometre uzaklıkta, Necef ise 500 kilometre.
Her tarafta Amerikan askerlerinin bulunduğu bir coğrafyada nasıl oluyor da 200 kişilik 'terörist grup' bunca yolu aşarak Telafer'e geldi? Hadi geldi diyelim, bunca bombardıman sonrasında ve yaklaşık olarak 100 sivilin öldüğü saldırıda nasıl oluyor da Amerikalılar hiç bir teröristi öldüremedi?! Ya da nasıl oldu da, teröristler Amerikan ve peşmerge kuşatmasını yararak kaçtı?!
Olaya nereden bakarsanız bakın, bir Amerikan palavrasıdır...
Telafer'de olup bitenler genel olarak Türkmenlere yönelik hazırlanan planların bir parçasıdır ve bir ön provasıdır.
Hep söyledim 'hafıza-i beşer nisyanla maluldür.'
Daha bundan birkaç hafta önce Amerikan ve Türk medyası İsraillilerin ve özellikle Mossad'ın, başta Musul olmak üzere Kuzey Irak'ta şirket kurup arazi satın aldığını yazmıştı.
Yine o sıralarda birçok peşmergenin İsrail'de suikast, provokasyon, bombalama ve benzeri eylemler için eğitildiği yazılmıştı...
Hep söylerim, bu tür karanlık olaylarda kimin eli kimin cebinde, belli olmaz. Provokasyonun nerede ve nasıl başladığı bir türlü anlaşılmaz...
Ankara ve Türkmenler dikkatli olmak zorunda.
Şii ve Sünni Türkmenler hiç bir şekilde oyuna gelmemelidir.
Daha önceleri birçok kez yazdım ve söyledim: Amerikalılar kendilerine hizmet edecek bir yönetim şeklini Irak'ta sağlayamazsa, 'benden sonrası tufan' misali, herkesi herkese kırdıracaklardır. Bush'a verilen gizli raporlarda 'iç savaş' olasılığına dikkat çekiliyor!!! Oysa, herkes bilir ki, iç savaşı çıkarabilecek ve besleyecek yegâne güç Amerikadır!
Kerkük'te, Tuzhuramti'de, son olarak da Telafer'de olup bitenler bundan sonra olacakların işaretidir.
Amerikalıların Kerkük'te Kürtlere arka çıktığını herkes bilmektedir. Umarım Kürtler de bunu fırsat bilerek farklı maceralara kalkışmazlar...
Elbette Saddam zamanında Kerkük'ü terk etmek zorunda bırakılan Kürtler geri dönmelidir.
Benzer şekilde Türkmenler de...
Kerkük sorununu bildik saplantı ve komplekslerle hiç kimse kendi baçına çözemez. Kerkük ve genel olarak Irak'taki etnik ve mezhep dengesinin korunmasının yegane koşulu, herkesin başkalarının haklarına saygı göstermesidir.
Amerikan desteğinin arkalarında olduğunu sanan Kürtler, bu desteğin sonsuza dek sürmeyeceğini tarih derslerinden anlayabilirler...
Telafer ve Türkmen meselesine dönersek; oradaki gelişmelerin gerçekten çok karmaşık ve tehlikeli olduğunu söylemek gerekiyor. Türkiye devleti ve hükümeti bu konuda ne yapar, onu bilemem.
Irak'ta istikrarı ve toprak ile toplum bütünlüğünü sağlayacak en önemli mekanizmanın Suriye, Türkiye ve İran arasındaki diyalog ve işbirliğidir.
Umarım ve dilerim Irak'taki Kürtler, Türkmenlere yönelik tehlikeli senaryolar peşinde değildir. Yine umarım ve dilerim, Iraklı Kürtler, 1 Mart tezkersinin intikamını almak isteyen Amerikalıların Türkmenlere yönelik planlarının uygulayıcısı olmaz...
Iraklı Kürtler, hiçbir zaman silaha başvurmamış ve yüzyıllardır birlikte yaşadıkları Türkmenleri (dolayısıyla Türkiye'yi) hedef alabilecek İsrail ve Amerikan planlarının bir parçası olmamalıdır.
1991-2003 yılları arasında Türkiye, Suriye ve İran'dan her türlü yardım ve destek gören Iraklı Kürtler, şimdi benzer desteği kendileri Türkmenlere vermelidir. Üstelik Türkmenler, kendileri gibi 'federal' bir yapı peşinde değil.
Yapılacak şey çok kolay.
Kendilerini avantajlı durumda hisseden Kürtler, Türkmenlerle var olan sorunlarını daha insanca diyaloglarla çözebilirler.
Türkiye bu konudaki çabalara her türlü katkıda bulunabilir. Irak'taki kargaşanın İsrail ve Amerika dışında, Irak içinde ve dışında hiç kimseye yararı olmayacaktır!
Birazcık tarih bilgisi olan, bu basit gerçeçeği hemen görebilir!