Ortadoğu19 Eylül 2004 00:00

Tel Afer Katliamı: Türkiye’ye İkinci Çuval! - Tarık Bahri Özmen

Kuzey Irak’ta kukla devlet kurulmasına “çeyrek kala”, Amerikan işgal kuvvetleri ve işbirlikçi peşmerge sürüsü Türkmen kardeşlerimize yönelik “etnik temizlik” operasyonuna hız verdiler. Misâk-ı Millî sınırları dahilindeki Kuzey Irak’ta seksen yıldan beri sürekli ezilen ve katledilen Türkmenler, şimdi de Küresel çete ve ayakçılarının hedefinde. Aslında yaşadıklarımız, Kuzey Irak’taki kırmızı çizgilerimizin “pembeleşmesini” sırıtarak izleyen “ne notası ulan!” haysiyetsizliğinin devamından ibaret. Irak Savaşı’nın başlangıcında Kuzey Irak’taki dengelerde yapılacak bir değişiklik karşısındaki reflekslerinden “ürkülen” Türkiye’ye bugün rahatlıkla “şamaroğlanı” muamelesi yapılıyor.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cena

Irak Savaşı’nın stratejik alt yapısını hazırlayan küresel çetenin önemli bir kısmı, Türkiye’nin herhangi bir “kukla devlet” teşebbüsü ve Türkmenlere yönelik saldırılar karşısında çok sert mukabelede bulunacağından neredeyse hiç şüphe etmiyordu.

Savaş öncesinde küresel emperyalizmin “fikir mutfağı” işlevini gören “think-thank”lerde hazırlanan raporlara ve yapılan yayınlara kısaca bir göz atmak, bu “endişe”nin boyutlarını kavramak için yeterli. Örneğin, gerek Amerikan hükümeti içerisindeki fiili görevleriyle gerekse “akıl hocalığı” sıfatıyla ABD dış politikası üzerindeki en etkili isimlerden Henry Kissinger, Gorge W. Bush yönetiminin işbaşına gelmesinin ardından yazdığı “Amerika’nın Dış Politika’ya İhtiyacı Var Mı?” başlıklı kitabında “çömezlerini” ikaz ediyordu. Kissinger’a göre Irak’a yönelik müdahale planlarında Türkiye’nin Kuzey Irak’taki hassasiyetleri asla ihmal edilmemeliydi. Böyle bir ihmal “pahalıya” mal olabilirdi.

Bugün yönetimde yer alan “çömezleri” ise muhtemelen, üstadlarının fiili görevde bulunduğu yıllarda gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı’nın şokunu hâlâ atlatamadığını düşünüyorlar. Köprülerin altından “çok sular aktığından” eminler. Yine de kendisini mazur görüyorlardır. Kıbrıs’ta soydaşlarının feryatlarına çok daha zayıf ve fakirken kulak tıkamayan bir Türkiye’nin tüm dünyanın parmak ısırdığı bir silahlı kuvvetlere sahipken böylesine kolay zapturapt altına alınacağını nasıl düşünebilirdi ki? Artık herkes gibi o da tecrübelerine güvenmeyi terk etmeli, “Teslimiyet Cumhuriyeti’nde İşler Nasıl Kotarılır?” başlıklı ampül sarısı el kitabını kıraat etmeye başlamalı.

İlk korku, Türkiye’nin Irak’a yönelik muhtemel bir Amerikan saldırısı esnasında sınırlarına yönelik “göç” tehdidini gerekçe göstererek Kuzey Irak’taki kuvvetlerinin sayısını nasıl arttıracağı ve hangi stratejik noktaların tutulacağına dair planların yeni hükümetle birlikte rafa kaldırılmasının ardından atlatıldı. Bundan sonra diğer adımlar atılabilirdi. Kerkük peşmergelere teslim edildi ve “etnik temizlik” harekatına başlandı. Türkiye’nin bölgedeki fiili gücünü de aşan “psikolojik” üstünlüğünün kırılmasında ise Süleymaniye hadisesi tam bir dönüm noktasıydı.

İyice rahatlayan Barzani-Talabani ikilisi rahatça bağımsız bir devlet kurmaktan, Kerkük’ün başkent yapılacağından bahsediyorlardı. Bölgeye yerleşen İsrail ajanları ve sermayesi, “kukla devlet” için son hazırlıkları tamamladığı sırada, Türkiye’ye PKK’nın “nasihat” yoluyla nasıl dize getirileceğine dair “el kitabından” seçme gazeller okunuyordu.

Irak’taki direnişin şiddetlenmesi, “bölünmüş” ya da tamamen peşmergelere teslim edilmiş bir Irak senaryosunu gündemin ön sıralarına iterken, işgal güçlerine hizmette kusur etmeyen ayakçılardan müteşekkil “kukla devlet”in tahkimi çabalarına da aciliyet kazandırdı.

Demografik yapısı ve stratejik konumuyla Türkmen şehri Tel Afer, seçimler için yapılacak nüfus sayımı öncesinde peşmergelerin denetimine sokulmalıydı. Ansızın şehrin tüm giriş ve çıkışları tutuldu, şehir hedef gözetmeksizin uçaklardan atılan bir tonluk bombalarla vuruldu. Türkmen’in bahtına yine şehadet, yine esaret ve yine zulüm düşmüştü.

“Ampül sarısı el kitabında” böyle durumlarda “vaziyeti kurtarmak” için yapılacak açıklamalardan kamuoyunun “gazı” alındıktan sonra çark edileceği yazıyordu. Bu yüzden Dışişleri Bakanı’nın beyanatları “küresel çete” tarafından bıyık altından gülümsenerek karşılandı: “ABD ile temasa geçtik, ben bizzat Dışişleri Bakanı ile görüştüm. Eğer böyle devam ederse, Irak ile ilgili konularda Türkiye'nin işbirliğini sona erdireceğini çok açık şekilde söyledik... 'Biz bunları kendilerine söyledik. Söylemeye devam edeceğiz. Tabii ki sadece sözde de kalmayız, gerekirse üzerimize düşeni yapmaktan hiçbir zaman çekinmeyiz...”

Dün kırmızı çizgileri, “pembeleştirmeyi” marifet gibi pazarlayanları şimdi kim dikkate alırdı ki? Hem somut bir adım atılacağına dair hiçbir emare de ortada yoktu. Habur mu kapatılmıştı? Türkiye Afganistan’da komutayı almaktan vaz mı geçmişti? Sınırda askeri bir hareketlilik mi vardı? Özel operasyon timleri Irak’a mı sızmışlardı? Barzani yahut Talabani bir intihar saldırısının kurbanı mı olmuştu?...

Zaten operasyonun “ilk aşaması” çoktan tamamlanmıştı. Tel Afer’in idari yapısı değiştirilmiş, şehrin denetimi el değiştirmişti. Tel Afer’e doluşan peşmergeler, ABD işgal güçlerinin desteğinde ev ev silah toplamaya başlamışlardı. Binlerce Türkmen şehri boşaltarak “peşmergelere” yer açmışlardı. Yeni kıyımlar ve düşük yoğunluklu soykırım faaliyetleri için zemin hazırlanmıştı. Kerkük’te kazanılan tecrübe, bundan sonra atılacak adımlara da kılavuzluk edecekti.

Sözün özü; Tel Afer’in peşmergelerin denetimine geçmesiyle Türkiye’yi Ovacık üzerinden Irak’ın iç kesimlerine bağlayacak stratejik güzergahın önü kesilmiş bulunuyor. Böylece Türkiye’nin güneyi, İran’dan Suriye’nin kuzey bölgelerini de içine alan bir hat boyunca çepeçevre sarılmış oldu. Suriye ve İran’ın da “hedef ülkeler” listesinde bulunduğu göz önüne alındığında, “kukla devlet”in üzerinde inşa edileceği bu hattın kimin boğazına sarılacağını söylemeye gerek var mı?

Onu zaten Amerikan PKK’sının elebaşı Osman Öcalan, “Rizgari Online” adlı internet sitesindeki beyanatında açıkça söylüyor: “ABD'nin PWD girişimine karşı olumlu bir tutum alması, özgürlük hareketinin kazanç hanesine yazılacak bir gelişmedir... Kürt halkının özgürlük davasının güneyde olduğu gibi kuzey ve diğer parçalarda da ABD'nin desteğini alması eşsiz değerdedir.”

Hisargazetesi