Ortadoğu18 Eylül 2004 00:00

Büyük oyun ve Tel Afer - Necmettin Çakmak

Sınır ötesindeki gelişmelere karşı kayıtsız kaldığı, 'vur-kaç' taktiği kokan politikaları ile aşikar olan hükümet, nedense Türkiye'nin kaderinin hâlâ Brüksel'de çizileceğini umuyor. Ne varki, yanılıyor!.. Bağdat, Necef, Felluce ve Bakuba'dan sonra Türkmen şehri Tel Afer'e "İncirlikten kalkan" uçaklarla bomba yağdıran Amerika, bize açıkça şunu söylüyor: "Sizin kaderinizi ancak ben çizerim, tayin ederim" Doğru söylüyor! Niye mi? levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cards

 

AKP hükümeti, ABD'nin bölgemiz ve tarihi coğrafyamız üzerindeki, Avrasya üzerindeki 'büyük oyun'larına karşı "görmedim, duymadım, bilmiyorum" türünden siyaset tarzına sarılmış gidiyor.

ABD'nin atına binmeyi, IMF aklıyla ekonomiyi şekillendirmeyi ve her şeye rağmen AB hayali görmeyi 'tek yol' görmüş gidiyor.

Ancak bu yöntem AKP'ye, 'bir atımlık nefes' aldırıyorsa da, ülkemizin riskini azaltmıyor. Bilakis artırıyor.

Nitekim, Kuzey Irak'ta oynanan oyunlar, Kıbrıs'taki manevralar, Kafkasya'daki karışıklıklar gözönüne alındığında risklerin arttığı görülüyor.

Sınır ötesindeki gelişmelere karşı kayıtsız kaldığı, 'vur-kaç' taktiği kokan politikaları ile aşikar olan hükümet, nedense Türkiye'nin kaderinin hâlâ Brüksel'de çizileceğini umuyor.

Ne varki, yanılıyor!..

Bağdat, Necef, Felluce ve Bakuba'dan sonra Türkmen şehri Tel Afer'e İncirlikten kalkan uçaklarla bomba yağdıran Amerika, bize açıkça şunu söylüyor: "Sizin kaderinizi ancak ben çizerim, tayin ederim"

Doğru söylüyor!

Niye mi?

*

Amerika, adı üstünde 'büyük oyun'u kararlılıkla sürdürüyor. Esmer kadın; Bush'un Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, Ağustos ayında yayınlanan bir makalesinde bu oyunun ipuçlarını vermişti.

Rice, yazısında, 22 ülkenin haritasının değiştirilmesinden bahsetmişti. Oyunun tam merkezinde ise Türkiye vardı.

He ne kadar Rice, büyük değişim ve dönüşümün merkezinin Irak olduğunu söylese de..

Derken, Gürcistan'da ilk adım atılarak, 'Kadife Devrim' gerçekleştirildi. Sonra, Rusya'ya bağlanmak isteyen Güney Osetya'ya 'haddini bil' uyarısı yapıldı. Hemen arkasından Acaristan'da yönetim devrildi. Ve, ardından Çeçenlerin üzerine yıkılan Beslan'daki okul baskını gerçekleşti. Şimdi ise Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'nin kuruluşu hızlandırılarak, Kerkük'ten sonra Tel Afer'de Türkmen nüfusun derdest edilmesi için adım atıldı.

Bütün bu gelişmeler olurken, ne hikmetse, 'bölgesel güç' olma rüyasında olan Türkiye ise bir türlü tatlı uykusundan uyanamayarak kendisinin geleceğini yakından ilgilendiren gelişmelere seyirci kaldı.

Bölge devleti olmak için ABD gölgesinden ve AB tutkusundan arındırılmış çok soyutlu bölgesel politikalar üretmekten aciz kaldı.

Aslında tarih tekerrür ediyor. Birinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde, İngiliz hükümeti, Irak cephesindeki ordusuna kesin emir verir: Petrol zengini Musul mutlaka işgal edilecektir. Ama Mondros Ateşkes Anlaşmasının imzalandığı gün, İngiliz askerleri, Musul'dan çok uzaktadırlar. General Marshall, Türk generaline, "Derhal şehri teslim et, yoksa esirsin" der.

Musul teslim edilir, gidiş o gidiş..

Şimdi de Tel Afer'den Türkiye'ye bu emir tekrar ediliyor; "Burayı gündeminden çıkar, rotanı başka yere çevir. Burası Kürdistan'ın bir şehridir."

Amerikan uçakları, Tel Afer'de Türkmenler üzerinde soykırım yaparken bunlar söyleniyor. Bizim idarecilerimiz ise, uyuşuk uyuşuk, 'böyle yapmayın' diyor. Acziyetin daniskası!..

Zira, bizim yerimize ABD Büyükelçisi Edelman konuşuyor, dostumuzu, düşmanımızı tayin ediyor. "Hedefimiz Türkmenler değil" diyerek, yalanlarını ardı ardına sıralıyor.

*

Türkiye, stratejik bir davayı kaybetti. İşgalci işini bitirdi ve durdu. Türkmenlerde olan Tel Afer yönetimine el koydu. Zaten, bu süreç Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına Amerikan çuvalının geçirildiği gün başlamıştı.

Biz zamanlar Mesut Yılmaz, "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer' demişti. Doğru, ama eksik... Artık Tel Afer’den geçiyor.

Çıplak gözle bunları seyrederken, şimdi kalkmış AKP hükümeti, ABD'ye başvurarak insani yardım götürme talebinde bulunuyor. İş bitmiş, bizimkiler pirince gidiyor.

Bir de, böbürlenerek söylerlerdi; "Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti bizim kırmızı çizgimizdir. Casus belli, yani savaş nedenimizdir.."

Ne oldu, çizgilere?

Yoksa, buhar mı?

Evet, üstümüzde korku bulutları artıyor ve bunları dağıtacak irade ise görünmüyor. Bölgedeki hadiseler ve ülke içi gidişat kaosu ve tükenişi dayatıyor.

Türkiye, plansız, projesiz ve öngörüsüz. Gemisini ABD, AB ve IMF iskelesine bağlamış, bekliyor. İlk çıkacak fırtınada çarpan dalganın gemiyi nereye savuracağı büyük bir soru işareti.

Ancak, ümitsiz olmamak lazım!

Çünkü, bizim kimyamız çok zengin, çok renkli.. Lakin, bu zengin toplumsal-tarihsel var oluşu küresel baronlar kendi emelleri için kullana kullana tüketmeyi planlamaktadırlar. Türkiye'nin kendi başına bir güç merkezi haline dönmesinden ise, ürperiyorlar. Çünkü, bu deniz bir okyanusa dönerek, küresel baronların çıkarlarını yerle bir edebilir.

Bölgemize ve ülkemize kaos ve tükeniş dayatanlara karşı aklımızı netleştirmeliyiz. Milli ve yerli hayat damarlarımıza can suyu vermeliyiz. Milli heyecanın ateşini harlamalıyız.

 

Milligazete