Ortadoğu14 Eylül 2004 00:00

Kuzey Irak-Akdeniz koridoru ve Tel Afer - İbrahim Karagül

Çatışmaların merkezinde yer almayan Tel Afer, neden bir anda bu çapta etnik kıyıma sahne oldu? Kuzey Irak'ta etnik patlamanın adresi olarak gösterilen Kerkük üzerindeki tartışmalar sürerken tamamen Türkmenlerin yaşadığı Tel Afer, neden toplu sürgün senaryolarına sahne oluyor? cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacieescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholcialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

Tel Afer'de yaşanan sivil kıyımı, Amerikan ordusunun, "kente sığınan direnişçileri takibi" gerekçesiyle hiçbir ilgisi yok. Onlarca sivilin ölümüne, on binlerce Türkmen'in bölgeden kaçmasına neden olan saldırıların kitlesel korku yaratmaya, bu korkuyla insanların göç etmesini sağlamaya yönelik olduğu ortada. Çatışmaların merkezinde yer almayan Tel Afer, neden bir anda bu çapta etnik kıyıma sahne oldu? Kuzey Irak'ta etnik patlamanın adresi olarak gösterilen Kerkük üzerindeki tartışmalar sürerken tamamen Türkmenlerin yaşadığı Tel Afer, neden toplu sürgün senaryolarına sahne oluyor?

Saldırılarda Mesut Barzani'ye bağlı güçlerin üslendiği rol, ABD'nin Irak işgaline ve direnişi kontrol altına alma çabasına verilen desteğin ötesinde bir nitelik taşıyor. Tel Afer'in stratejik önemi, Türkiye'nin Irak'la bağlantısının yanı sıra, bölgesel planlamalar açısından da dikkat çekiyor. Dolayısıyla bölgeye yönelik müdahalenin Irak'ın bölünmesi ve etnik gerilim senaryolarının yanında, Kuzey Irak'ın geleceği ve Suriye senaryolarıyla da derin bağlantısı var.

Önce Irak'ın bölünmesi planlarıyla bağlantısına bakalım: Osmanlı'nın elinden çıkan Irak, İngilizler tarafından Bağdat, Musul ve Basra vilayetleri birleştirilerek oluşturuldu. Bundan üç yıl sonra İngiliz işgaline karşı başlayan direnişle bugünkü arasında bir fark yok. İngiltere direnişi kimyasal silahlarla kırmaya çalıştı. Kimyasal saldırıları emreden Winston Churchill'in "Bu barbarlara karşı zehirli gaz kullanılmasını kuvvetle istiyorum" sözü meşhurdur. O zaman, bağımsızlık mücadelesi veren bölgeler, bugün Amerika'nın yaptığı gibi korkunç bir ateş gücüyle yok edilmişti. 1920'lerdeki direniş ve İngiliz katliamı ile bugün Irak'ta yaşanan direniş ve Amerikan katliamı ve İngilizler'in tezleriyle bugünkü üçe bölme stratejisi arasındaki bağlantıyı kurmak için Henry C K Liu'nun "Geopolitikcs in Iraq and sol Game" adlı çalışmasında son derece çarpıcı tespitler var. Kırım Savaşı'ndan başlayıp Irak'ın jeopolitiğini Çanakkale savaşıyla birlikte tartışan yazar, önümüzdeki dönemde Irak'a olacaklara da ışık tutuyor.

Yeniden üç parçaya bölme tezi bugün aynı güçler tarafından yürütülüyor. Ancak bu sefer, Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri olarak. Irak'ın geleceğine ilişkin bütün resmi öngörüler ülkenin bölüneceği yönünde. Bölünmede Türkmenlerin durumu ise belirsiz. Ne işgal güçlerinin ne de Türkiye'nin, Türkmenler konusunda net bir projesi yok. Böyle giderse Türkmenler'i, bir kısmı Kürtler'in denetimi altında, bir kısmı da Araplar'ın denetiminde olmak gibi belirsiz bir gelecek bekliyor. İşgalden hemen sonra başlayan Sünni Arap direnişi ve bu direnişle sembolleşen Felluce'yi, ardından Muktada Sadr öncülüğünde gelişen Şii direnişi ve Necef'i hatırlayalım. Mesut Barzani ve Celal Talabani güçlerinin ABD'ye verdiği desteğin yanında üçüncü bir hedef daha ortaya çıkıyor: Türkmenler. Ancak Türkmenler bölünmenin taraflarından biri olarak değil, hedeflerden biri olarak ortaya çıkarıldı.

Bölünme senaryosu ve denize açılan kapı

Irak'ın yeniden bölünmesi fikri 1975'te İran Şah'ı tarafından resmen önerildi. 1950'lerden 1975'lere kadar İsrail'le birlikte Barzani ailesine destek veren İran gibi, İsrail'in bütün hesapları da Irak'ın bölünmesine endeksli. Yıllarca İran üzerinden Kuzey Irak'a askeri uzman gönderip silah taşıyan ve Barzani güçlerinin Bağdat yönetimine karşı yürüttüğü savaşı adeta kontrol eden İsrail, bugün Kuzey Irak'ta her zamankinden daha güçlü. Şalon Nakdimon'un Elips yayınları tarafından çevirisi yayınlanan "Irak ve Ortadoğu'da Mossad" adlı kitabı, Bağdat yönetimine karşı İsrail ile Barzani güçleri arasında ortaklığa ilişkin çarpıcı bilgiler içeriyor.

Birinci Körfez Savaşı sonrası Kuzey Irak'ı denetleyen Çekiç Güç'ün Saddam Hüseyin'in etnik kıyımının önlemenin dışında en önemli misyonu, bölünmenin şartlarının hazırlanmasıydı. 1990'dan Irak işgaline kadar süre içinde Türkiye'nin Kuzey Irak'a bakışı da ABD-İsrail endeksli oldu. Türk-İsrail ekseni döneminde bölgedeki İsrail ağırlığı daha da artırıldı. İşgal öncesi Irak'ın üç parçaya bölünmesine ilişkin tartışmalar da İsrail merkezliydi. Ülke üçe bölünecek, Filistinliler Ürdün'e bağlanacak, Bağdat üzerinde Haşimi otoritesi tesis edilecekti. İsrail'in Irak'ta, özellikle de Kuzey Irak'ta bugün hiçbir zaman olmadığı kadar güç kazanması 1950'lerden bu yana devam eden bir çalışmanın sonucu.

İngilizlerin ünlü "The Royal Institute of International Affairs" adlı kuruluşu "Iraq in Transition: Vortex and Catalyst?" başlıklı bir rapor yayınladı. Irak'ta iç savaşın ve bölünmenin en güçlü ihtimal haline geldiğini belirten rapor, bu durumun bütün Ortadoğu'yu etkileyeceği öngörüsünde bulunuyor. Raporda, ABD'nin atadığı Bağdat'taki otoritenin etkisini kaybettiği, Kürtler'in 1990'dan bu yana elde ettikleri kazanımları terk etmeyeceği, Şiiler'in avantajlı durumunu kullanacağı, Sünni Araplar'ın ise hiçbir şekilde işgale boyun eğemeyeceği belirtilerek, bir "yeniden yapılanma"dan söz ediliyor. Bölünmeye ilişkin senaryolar birbiriyle örtüşüyor. Ancak Şii Arap, Sünni Arap ve Kürtler şeklindeki senaryoda Türkmenler'in yeri yok. O zaman Tel Afer olayını nasıl açıklayacağız?

Tel Afer'deki "toplu göç" senaryosunun Kerkük'ün statüsüne ve bölgenin demografik yapısının değiştirilmesine ilişkin planlamalarla elbette ilgisi var. Ancak ben daha kapsamlı ve tehlikeli bir senaryodan endişe ediyorum. Daha net ifade edeyim: Kuzey Irak'la Akdeniz arasında bir koridor açılmaya çalışılıyor. İşgalden önce ABD'nin Türkiye'den istediği bölgeleri hatırlayalım. İskenderun'dan Suriye sınırı boyunca uzanan bir kuşak. Şimdi, Suriye'nin çözülmesiyle gerçekleştirilecek bu koridorun hazırlıkları yapılıyor. Bu da Türkiye'nin devre dışı bırakılması anlamına geliyor. Kuzey Irak'ta kurulacak otorite bu koridor sayesinde yaşama alanı bulabilecek. Bu planın ilk işaretlerini Tel Afer'de gördük. Başka işaretler de göreceğiz.