İSRAİL-KÜRT İLİŞKİLERİ ÜZERİNE
İsrail-Kürt ilişkilerinin varlığından söz etmenin veya reddetmenin artık o kadar önemi kalmadı. Çünkü böyle bir ilişki yarım yüzyıldır var. Kürtlerin Bağdat ile olan ilişkilerinin gidişatına göre bunca yıl boyunca mevcut olan İsrail-Kürt ilişkileri zaman zaman iniş çıkışlar yaşadı. Kim bu ilişkilerin detaylarına inmek isterse, Şlomo Necdaimon'nın kaleme aldığı ve "Dar'ul-Celil" tarafından 1997 yılında basılan "Irak'taki MOSSAD ve İsrail Kürt Emellerinin Çöküşü" adlı kitaba ve Amerikalı gazeteci yazar Jonathan Rundel'in kaleme aldığı "Parçalanmışlık İçinde Bir Ulus ve Gezip Gördüğüm Kürdistan Yolları" adlı kitaba baksın.cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatcialis forum cialis bez recepta cialis bez receptaoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Bundan dolayı ben, o konuda tartışmak yerine, bu ilişkinin nedenleri ve boyutları üzerinde araştırma yapılmasını yeğlemekteyim. Burada sorulması gereken soru şudur: İsrail, bu ilişkiyle Iraklı Kürtlerden ne istiyor?
Buna karşın, Arap ve İslam ülkeleriyle daha problemli hale geleceklerini bile bile Kürtleri İsrail ile bu tür bir ilişkiye iten neden nedir? Sürekli soru sorup durmamak için, bu sorulara bazı Arap ve Kürt yazarların verdikleri yanıtlara ve bu İsrail-Kürt ilişkisini ele alış biçimlerine bir bakalım diyorum. O halde önce Kürtlerin yanıtlarından başlayalım. Onların yanıtlarını şöyle özetlemek mümkün:
1.Bir kısmı, "Kürtlerin İsrail'le ilişki kurmalarında, Kürt davasına hizmet ettiği sürece herhangi bir problem yok. Madem ki bu ilişki, Kürtlerin Irak'ın bütünlüğü çerçevesinde veya dışında kalarak kendi ulusal emellerine hizmet ediyor, İsrail de bundan kendi planlarına dönük olarak faydalanıyor olsa da sorun yok" diyorlar.
2. Diğer bir kısmı, "İsrail'i tanıma ve onunla ilişki kurma konusunda Araplardan daha Arap kesilecek değiliz; bazı Arap ülkeleri İsrail'le resmi ilişkiler kurarken ve karşılıklı elçilikler açarken Kürtlerin bundan mahrum edilmesi akıl karı mı" diyorlar.
3. Üçüncü bir kısım da, İsrail-Kürt ilişkilerinin olduğundan çok fazla abartıldığı kanaatinde ve bunun da bölge ülkelerini Kürtler aleyhine kışkırtmak amacıyla yapılmakta olduğunu öne sürüyorlar. Bunlar, konuyla ilgili yazanlardan Amerikalı gazeteci Hirsch'in kaynağının bizzat Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olduğunu, zaten gazetecinin de bu bilgileri bazı Türk kaynaklardan aldığını açıkça belirttiğini söylüyorlar. Onlara göre, Türkiye bu tür bir girişimi, Kürtlere daha fazla baskı yaparak kendi iç konumunu sağlama almaya çalışıyor. Bu kesim bir de şu soruyu soruyor: "Nasıl oluyor da Türkiye kendisi İsrail'le her çeşit ilişkiyi kurarken başkalarını kınayabiliyor? (Bilindiği gibi Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail savaş uçaklarının Türk hava sahasını kullanarak, Suriye ve İran sınır boylarında uçmalarına müsaade edecek ve PKK lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanmasına yardım edecek kadar ileri boyuttadır.) Kürt liderlerin, Bağdat'la ilişkilerini yeniden düzenlemeye çalıştıkları ve yeni bir karşılıklı siyaset anlayışı geliştirdikleri bir aşamada, Türkiye'nin bu Kürt aleyhtarı kampanyasının anlamı ne?"
4. Dördüncü bir kesim de diyor ki; "MOSSAD'ın sadece bütün Irak geneline değil, tüm Orta Doğu bölgesine sızması yanında, Kuzey Irak'a sızmış olması aslına bakarsanız önemsiz bir ayrıntıdan ibarettir. Nitekim her gün MOSSAD ajanlarının orada burada yakalandıklarını veya fark edildiklerini okuyup izliyoruz. Dolayısıyla Kuzey Irak'ta bu sızmadan elbette nasibini alıyordur. Bu kesim gibi düşünenler, MOSSAD'ın Kuzey Irak'ı bölgenin casusluk merkezi veya üssü haline getirdiği haberlerinin gerçekle herhangi bir ilgisi olmadığını; zira mesela İsrail'in ilgilendiğini iddia ettikleri en yakın İran nükleer santralinin Kürdistan'a uzaklığı yaklaşık 1.500 km. dir. Acaba, MOSSAD bu kadar uzak bir mesafeden daha yakın bir yer bulamamış mı da Kürdistan'a yerleşiyor?"
Arapların konuyla ilgili tepkilerine gelince; bunlar ulusal öncelik açısından bakanlarla konuya korku ve endişe ile yaklaşanlar arasında değişmektedir. Bu tepkilerden bazılarını şöyle özetlemek mümkündür:
1. İsrail-Kürt ilişkilerini, Kürtlerin Araplara karşı bir hıyaneti olarak görenler, işi Irak Kürdistanı'nı, bölgedeki ikinci İsrail olarak değerlendirme noktasına kadar vardırmışlardır.
2. Bazıları da, kimi Arap ülkelerinin İsrail ile ilişki kurmuş olmasının, Kürtleri haklı çıkarmayacağını, zira Kürtlerin ayrı bir varlık değil, Irak'ın bir parçası olduklarını unutmamaları gerektiğini ve dolayısıyla bağımsız bir devlet gibi hareket edemeyeceklerini öne sürüyorlar.
3. Bazıları da, bu tür utanç verici ilişkinin vebalini Kürt liderliğinin çektiğini ve bunda Kürt halkının herhangi bir suçu olmadığını söylüyorlar. Onlara göre, Kürt liderler, Amerika ve İsrail'in parmaklarında oynattıkları birer kukladan ibaret kişilerdir. Bunlar, Amerika'nın bölge ülkeleriyle olan ilişkileri düzelir düzelmez, bu hain liderlerin yaptıklarının bedelini 1975 yılında baba Barzani gibi ödeyeceklerini belirtiyorlar.
4. Kimileri de, bu ilişkiyi, İsrail'in bölgedeki etnik azınlıklara uyguladığı politikanın bir parçası olarak görmekte ve İsrail'in bu azınlıkta kalan etnik grupları kullanarak, bölge ülkelerini zayıflatmayı hedeflediğini belirtiyorlar. İsrail bölge ülkelerini bu tür iç meselelerle meşgul ederken, kendi kalkınması ve bölgedeki yayılmasını rahatça yapabilmektedir.
26 Ağustos 2004 - Hurşid Delli