ABD12 Nisan 2005 00:00

Amerika Irak’ta Medya Bombardımanına başladı : Bağdat Yanıyor !

Bütün şov başından sonuna kadar bunlar gibi iğrenç iddialarla dolu. Iraklılar’ın hiçbiri bunlara inanmıyor, çünkü bunun ABD tanımlı Iraklı Sünni İslamcı prototipini kabul ettirmek ve yaymak için yapılmış bir program olduğunu biliyorlar. ABD psikolojik savaş aygıtının memurları biraz daha yaratıcı birşeyler düşünememişler mi?   Benim de bir reality show fikrim var: 15 tane Bush destekçisini alsınlar ve Felluce’de  gecekondu  bölgesinde bir eve 14 günlüğüne (en azından) bıraksınlar. Biz de onların su ve elektrik problemlerini, kontrol noktalarında yaşadıklarını, evlerine yapılan baskınları, Irak Ulusal Muhafızları’ndan gördükleri muameleleri, bombardımanlarda ne yaptıklarını ve tabii direnişçilerle neler yaşadıklarını seyredelim. naproxennatrium go naproxen kruidvat

Sabah uyandınız. Dişleriniz fırçaladınız, yüzünüzü yıkadınız mutfağa gittiniz, bir fincan çay ya da kahve koyup kahvaltıya oturdunuz. Sonra televizyonu açtınız, kanaldan kanala gezmeye başladınız, uyurken geçen süre içinde dünyada neler olup bittiğini öğrenmek istiyorsunuz. En sonunda ekranda düzgün bir yüz gördünüz: Yapılı saçlar, parlak bir kıyafet, parlak dişler, makyaj, haberleri okuyor: Spiker Julie Chan, programın adı CBS’in 5. Caddeden Canlı Sabah Şovu.

 

Yukardaki izleyicinin milliyetini tahmin edin. Amerikalı? Hayır. Kanadalı? Hayır. İngiliz? Hayır. Japon? Değil. Hayır, hayır, hayır. İzleyici Iraklı. Ya da Ürdünlü, ya da Lübnanlı, ya da Suriyeli belki de Suudi ya da Kuveytli. Anladınız değil mi?

 

2 yıl önce Irak savaşı, bizi akıllı bombalar ve ileri teknoloji ürünü füzelerle  bombalayarak sürdülüyordu. Şimdi artık farklı bir savaş yürütülüyor. Aslında belki de savaş aynı da şu anda farklı bir aşamasındayız. Artık Amerikan Medyasının bombardımanı altında yaşıyoruz. Bu bombardıman aynı anda ve her yerde etkisini gösteriyor.

 

Bombardıman savaş öncesinde de dinlenebilen ,Amerika’nın Sesi türünden radyo istasyonları ile başlamıştı. Savaştan sonra, başka radyo istasyonları da ortaya çıktı. Mekanik sesli bir spiker bize silahlarımızı bırakmamızı ve evlerimizden çıkmamamızı söyleyip duruyordu. Bu radyolarda Amerikan haberleri Arapça olarak servis ediliyordu.  Bazıları da sadece müzik yayını yapıyorlardı. Uydu bağlantısı sayesinde  mütemadiyen Amerikan müziği dinliyor ve Amerikan filmleri seyrediyorduk. Doğrusunu söylemek gerekirse  burada tek hedef Irak da değil: Tüm bölge ve bu iş çok zekice kotarılıyor.

 

Al-Hurra özgürlük kanalımız, Arap Dünyasına Amerikan hediyesi. Bizlere tercüme edilmiş  Amerikan yapımı tarih belgeselleri, Holywood yıldızları hakkında programlar ve tatil beldeleri hakkında programlar gösteriyorlar. Program aralarında da Arap spikerler haberleri sunuyorlar. ( Bu Fox televizyonunu Arapça seyretmek gibi bir şey). Arap Dünyası hakkında Amerikan formatlı haber sunumu.

 

Bu yeni milli televizyon kanallarımız şaka gibi. Bunların en tarji-komik olanı, Al Irakiya. Bu kanalın Amerikan sponsorluğuyla yayın yaptığı  söyleniyor, ancak, İran yanlısı ve anti- Sünni bir kanal. Teröristleri nasıl yakaladıklarını gösterdikleri bir programda yeni Ulusal Muhafızlarımızın sadece evlere baskın yapmakta ne kadar yetenekli olduklarını görmüyor, ayrıca onların insanları evlerinde taciz etmekte de ne kadar başarılı olduklarını izleyebiliyoruz. Programdaki teröristlerin isimleri ise nedense Ömer ya da Osman gibi Sünni isimleri. Teröristler programda camilerde cinsel ilişkiye girdiklerini ya da kadınlara nasıl tecavüz ettiklerini itiraf ediyorlar, bütün şov başından sonuna kadar bunlar gibi iğrenç iddialarla dolu. Iraklılar’ın hiçbiri bunlara inanmıyor, çünkü bunun ABD tanımlı Iraklı Sünni İslamcı prototipini kabul ettirmek ve yaymak için yapılmış bir program olduğunu biliyorlar. ABD psikolojik savaş aygıtının memurları biraz daha yaratıcı birşeyler düşünememişler mi?

 

Sonra tabii bir de MBC kanalları var. MBC Suudiler tarafından finanse ediliyor ve bildiğim kadarı ile, Merkezi Dubai’de. Birden fazla kanalları var. Başlarda genelde zararsız sayılabilecek bir Arap kanalıydı. Talk showlar, tartışmalar , Mısır Filmleri, ara da sırada müzik ve moda programları  yayınlıyorlardı. Sonraları MBC’nin Al-Arabia kanalı ortaya çıktı. Bu El-Cezire televizyonunun Suudi karşılığı olarak lanse edildi. Aynı anda MBC’nin 2. kanalı da ortaya çıkıverdi. Bu kanalda sadece, İngilizce filmler ve programlar gösteriliyordu, Friends , Seinfeld, Third Rock from The Sun türünden sitcom ve dizileri İngilizce izleyebiliyorduk.

 

Bütün bu yeni medya içinde beni en çok etkileyen çok temiz ve steril olması. Tıpkı bir hastahane yemeği gibi. Çok düzenli ve dezenfekte. Herşey porsiyonlara bölünmüş ve bu porsiyonların nasıl da özenle bölündüğü hissediliyor: Afganistan’daki kadın hakları ile haberlere 2 dakika ayrılmış. Irak askerlerinin eğitimine 1 dakika ayrılmış ve ABD ‘deki Terri Schiavo olayına ise tamı tamına 20 dakika yer verilmiş. Röportajların hepsi de çok renkli ve neşeli! Spikerler ise aynı anda hem çok ilgili hem de umursamaz görünmeyi çok güzel becerebiliyorlar.

 

Yaklaşık bir ay kadar önce 20/20 programında Ebu Garip hapishanesinin cadısı Sabrina Harman’la yapılan bir röportajı seyrettik. Bu kadın tutuklulara işkence yapan ve insan pirmidinin yanında sırıtan kadın. Röportajı Elizabeth Vargus yapıyordu ve program kelimenin tam anlamıyla mide bulandırıyordu: Sabrina’yı masum ve askeri disiplin ve emirler altında, üstlerininden korkan savunmasız birisi gibi göstermeye çalışıyorlardı. Bütün gösteri böylece sürüp gitti.Amerikan askerlerinin Cenevre Konvansiyonu hakkında   seminerlere katıldıklarını ve zavallı Sabrina’nın günah keçisinden başka bir şey olmadığını anlatıp durdular. Onun orduya  yazılmadan önce çalıştığı lokantayı gösterdiler ve lokantadaki herkes onun bir sineği bile incitmeye kıyamayacak kadar iyi bir insan olduğunu söyledi! Biz ise öylece başka bir dünyanın insanları olarak  programı seyrediyorduk.

 

Daha önceleri çeşitli internet sitelerinden Amerikan medyasının gerçeklerden kopuk olduğunu okumuştum, ancak şimdi, Amerikan Medyasının gerçeklerden ne kadar kopuk olduğunu tam anlamıyla yaşıyor ve görüyorum. Her şey çok evcil ve basitleştirilmiş ve herkes son derece samimi.??!! 

 

Ayrıca şu reality show denen olayı ve batılıların bunlara düşkünlüğünü de hiç anlayamıyorum. Yok survivor, yok biri bizi gözetliyor, gelinim olur musun?,  The Bachelor v.s. , bunların neredeyse sonu yok gibi. Bunları seyredenlerin hayatları bu kadar boş ve sıkıcı mı gerçekten de başka insanların mizansen gerçek ??  hayatlarını  seyrediyorlar?

 

Benim de bir reality show fikrim var: 15 tane Bush destekçisini alsınlar ve Felluce’de  gecekondu  bölgesinde bir eve 14 günlüğüne (enazından) bıraksınlar. Biz de onların su ve elektrik problemlerini, kontrol noktalarında yaşadıklarını, evlerine yapılan baskınları, Irak Ulusal Muhafızları’ndan gördükleri muameleleri, bombardımanlarda ne yaptıklarını ve tabii direnişçilerle neler yaşadıklarını seyredelim. Evlerinin bombalandığında eşyalarının beyton ve tuğla parçalarının altında nasıl paramparça olduğunu ya da evlerinin ve eşyalarının kuşunlarla nasıl delik deşik edildiğini seyredelim. Onların hayatlarını çıplak elleriyle nasıl yeni baştan kurmaya çalıştıklarını seyredelim. Böyle bir reality showu seyretmekle kalmam , her bölümünü kaydederim.

 

http://www.mediachannel.org/views/dissector/affalert350.shtml