ABD''nin karşı tedbiri: İsrail-ABD-Japonya ittifakı
ABD'NİN ÇİN'E KARŞI İTTİFAKI Uzak Doğu''nun önde gelen yayın organlarından The Asia Times, Çin''in ABD''yi yok etmek için geliştirdiği "Sınırsız harp" (Unrestricted war) doktrinin ciddiyetini şöyle vurguluyor: "ABD ekonomisinin başına gelecek olan şey, onu bir nükleer darbeden çok daha fazla tahrip edecektir." (What''s coming will be more devastating to the US economy than any nuclear strike).Editörün Notu: Bu haberdeki bilgiler ile birlikte ABD'nin, neden Avrupa ülkelerine Çin'e uygulanan silah ambargosunu kaldırmaması yönünde baskı yaptığını düşünmek gerekir.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnaproxennatrium site naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenabuscopan link buscopan pluscialis walgreen coupon site cialis couponoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
İşin ciddiyetinin, Amerikalılar da farkında.
ABD''deki Küresel Güvenlik Analizleri Enstitüsü''nün (Institute for the Analysis of Global Security) Direktörü Gal Luft, Los Angeles Times''daki yazısında, "Çin''in ABD düzeyinde bir petrol tüketicisi olmasını önleyecek geniş kapsamlı bir strateji belirlenemezse, süpergüçler arası bir çatışma muhtemeldir" (Without a comprehensive strategy designed to prevent China from becoming an oil consumer on par with the US, a superpower collision is in the cards) diye yazıyor.
The New York Times''da da, buna benzer biçimde, "Çin''in davranışları, küresel ekonominin istakrarını tehdit etmektedir" (China''s actions threaten the very stability of the global economy) yorumu yer alıyor.
Kısacası, ABD''nin (Aynı şerhi önceki yazımda da koymuştum: ABD''nin sosyo-politik kimliği ve halen hangi ideale hizmet etmekte olduğu tartışmaya açıktır) siyaset planlayıcıları, başlarına gelebilecek olan felaketin büyüklüğünün çok iyi farkında.
Bu arada, Türkiye''nin siyaset planlayıcıları da, tabii böyle bir müessese mevcutsa, ABD-İsrail-İngiltere üçlüsünün yapmakta olduğu siyasi-askeri operasyonlara bölgesel gözlükle bakmaktan vazgeçip daha büyük düşünmeye başlasalar fena olmaz. .
.
Bizim Milli Güvenlik Kurulu''nun hazırladığı "Milli Siyaset Belgesi"nin Çin''deki karşılığı sayılabilecek olan bu "sınırsız harp doktrini", Çin''in ABD üzerinde hâkim (dominant) bir küresel güç olabilmesini "enerji kaynakları üzerindeki nihaî savaşın (the Şnal war over resources) kazanılması" şartına bağlıyor.
Enerji kaynakları üzerindeki nihaî savaş, üç coğrafyayı kapsıyor: Orta Doğu petrol bölgeleri, Hazar Havzası ve yakın çevresi de dahil olmak üzere Japonya.
Çin''in, bu üç coğrafyaya dağılmış çatışmalardan galip çıkabilmesinin başta gelen şartlarından biri de doğru ve yeterli siyasi-askeri ittifaklar zincirini oluşturabilmesi.
Bunun için, öncelikle anti-Amerikan eğilimlerin ağır bastığı OPEC ülkeleri ve Venezuella ile siyasi-ekonomik ilişkiler geliştiriliyor.
Siyasi-ekonomik ilişkilerin ötesinde askeri ittifak içinde de olunan ülke ise, bilindiği gibi, İran.
Bunların dışında, hemen hepsi anti-Amerikan ideolojiye sahip radikal gruplarla olan ilişkiler de ihmal edilmiyor ve bu çerçevede Taliban ile El Kaide''ye askeri eğitim veriliyor. Ama bu ittifaklar zinciri, Çin''in enerji ithalindeki büyük zaafiyetini ne bugün için ortadan kaldırabiliyor ne de -büyük ihtimalle- yarın kaldırabilecek.
Çin''e gelen petrolün % 80''i Asya''nın güneydoğusundaki Malaka Boğazı''ndan (Endonezya) geçmek zorunda.
Bölge tamamen ABD donanmasının kontrolü altında ve Çinli uzmanlara göre, ABD, Malaka''yı petrol trafiğine kapatarak Çin ekonomisini felce uğratacak askeri kabiliyete sahip (Hint Okyanusu''ndaki deprem ve tsunami''yi ve bunların ardından ABD''nin Endonezya adalarına asker yığmasının sebeplerini bir kere daha düşünelim.
F.S.).
Bu güvenlik riskine rağmen, artık dev bir mekanizma haline gelen Çin ekonomisi önüne gelen her şeyi yutuyor.
Geçen yılın rakamlarıyla, dünya çimento üretiminin yarısını, kömür üretiminin üçte birini, çelik üretiminin % 90''ını Çin tüketti.
Bakır tüketimi ise diğer dünya devletlerinin toplam tüketiminin iki katı. Bu dev aksiyon elbette, yine dev bir reaksiyonu karşısında bulacak. .
.
İkinci Dünya Savaşı''ndan sonra Amerikalılar, herhalde biraz safça düşünerek, militarist Japon toplumunun -zorla yaptırılan anayasal düzenlemeler sonucu- barışçı bir yapıya kavuştuğuna ve bunun hiç değişmeyeceğine inanmışlardı.
Ama Japonlar, o eski militarist yüzlerini tekrar göstermeye başladılar.
Bunun ilk işareti, kendilerine ait saydıkları ve o yüzden Rusya tarafından işgal edilmiş kabul ettikleri, Pasifik''teki dört kayalık adanın iadesini Moskova Yönetimi''nden talep etmiş olmaları.
Ancak, aynı adaları Çin de kendine ait sayıyor ve Moskova''nın Japonya''ya değil, kendine iade etmesini istiyor.
Bu adalar üzerindeki Çin-Japon ihtilafı, bundan çok daha önemlisi Çin''in o bilinen "Japonya''yı yutma hevesi", Tokyo Yönetimi''ni, Çin''i tehdit kabul eden başkaları ile ittifak arayışına itiyor.
O "başkaları" da, Çin''in dünya hakimiyeti emellerini ve kendilerini hedef alan stratejilerini yakından bilen ABD ve İsrail''den başkası değil.
Böylece, toplumları ve yönetimleri giderek militaristleşen üç devlet arasından bir tabii ittifak kendiliğinden oluşmaya başlıyor.
Bu, madalyonun bir yüzü.
Diğer yüzünde ise, Japonya''nın Çin karşısındaki korkusunu bilen ABD ile İsrail''in bu hayatî damardan girerek Japonya''ya attıkları siyasi "çengel" bulunuyor. Bir yanda, burnumuzun dibindeki Orta Doğu petrol bölgelerinde ana hedefi Çin''i uzak tutmak olan bir siyasi-askeri operasyonlar dizisi.
Yine aynı yanda, Çine karşı oluşmaya başlayan bir üçlü ittifak.