WASHINGTON’DA TÜRKİYE ARAŞTIRMALARI -Hasan Mesut Hazar
<FONT color=#333366 size=3>ABD’de think-tank denilen düşünce kuruluşlarının önemi çok büyük. </FONT><FONT size=3>Bunlar hemen her konuda uzmanları bünyelerinde topluyor. </FONT><FONT size=3>Vakıf statüsünde çalışan ve vergiden muaf olan bu kuruluşlar, Amerikan sisteminde çok etkililer. </FONT><FONT size=3>Ayrıca ABD’nin dünya siyasetinde “belirleyici güç” olmasının en önemli unsurları. </FONT><FONT size=3>Gerek Demokrat, gerekse Cumhuriyetçi parti yönetimleri işbaşına geldiklerinde, bu düşünce kuruluşlarından sağladıkları uzmanları, en tepe noktalara getiriyorlar. </FONT><FONT size=3>Böylece think-tank’ler, bürokrasinin ihtiyaç duyduğu yetişmiş insan ve yönetici kaynağı olmak gibi çok önemli bir başka fonksiyonu da icra ediyorlar. </FONT><FONT size=3>Türkiye, ta Rahmetli Özal döneminden, yani 1984’lerden beri, ABD’deki bu düşünce kuruluşları ile işbirliğine girmek arzusu taşıyor. </FONT><FONT size=3>Ancak bu yöndeki gayretler maalesef, temenniden ve arzudan öteye geçemiyor. </FONT><FONT size=3>Yani zarfla ve dış görünüşle idare ediyoruz. </FONT><FONT size=3>Düşünce kuruluşlarının fonksiyonlarını pek iyi bilmiyoruz ve onlardan nasıl yararlanılması gerektiğini unutuyoruz. </FONT><div style="display:none">renovation vejle <a href="http://blog.pelagicfm.com/page/renovation-nyborg-34Q">site</a> renova</div>
HER GEÇEN GÜN İHTİYAÇ ARTIYOR
Halbuki rahmetli Özal’ın başlattığı çok önemli bir çalışma vardı.
Türkiye, Amerikan üniversitelerinde “Türkiye Çalışmaları” kürsüleri kurulması için uğraşıyordu.
Maalesef bu güzel çalışma, başladığındaki heyecenla devam ettirilemedi.
Sadece 7-8 üniversitede ancak gerçekleştirilebildi.
Ayrıca fonksiyonel olmaları için ek çalışmaya da girilmedi.
Bugün ABD’de ve özellikle Washington’da, Türkiye çalışmaları yapacak kuruluşlara büyük ihtiyaç var.
Gerek Amerikan medyasında, gerekse KONGRE ve yönetimde, Türk-Amerikan ilişkilerindeki duygusal gerginliklerin izleri-etkileri artmaya başladı.
Türkiye aleyhine kızgın bir atmosfer oluşuyor.
Televizyon dizilerinde başlayan “kötü Türkler” imajı, medyaya da sıçradı.
Amerikan gazetelerinde ve televizyonlarında, Türkiye’yi karalayan, haber ve yorumlarda hissedilir bir artış var.
AVRUPA’NIN –TEKRAR- HASTA ADAMI
Mesela 16 Şubat Çarşamba günü, ABD’nin önde gelen ekonomi-finans gazetelerinden The Wall Street Journal’da (WSJ), bir başyazı yayımlandı.
Günlük 2 milyon tiraja sahip WSJ’ın başyazısında Türkiye'ye yönelik çok sert eleştiriler yapıldı.
Yazı, “Avrupa’nın -tekrar- hasta adamı” başlığını taşıyordu.
Gazetesinin editörlerinden Robert L. Pollock tarafından kaleme alınan yazıda, şu görüşlere yerverildi:
-“Atatürk'ün mirasının çoğu kaybolma riski taşımaktadır.
Türkiye kolay bir şekilde ikinci derecede bir ülke haline hemen gelebilir:
Küçük kafalı, paranoyaya kapılmış, sıradan ve başka ne olabilir?
Amerika dostluğu olmayan ve Avrupa'ya kabul edilmeyen, Türkiye!..
2002 seçimlerinde, Türk-Amerikan ilişkilerine sahip çıkan, ancak yolsuzluğa karışarak kendi kendilerini yıkan siyasi partilerin ortada bıraktıkları boşluk, kurnaz ve fırsat kollayan islamcı AKP tarafından doldurulmuştur.”
ABD'NİN TÜRKİYE İÇİN ÇABALARI UNUTULDU
Pollock, ABD’nin, Türkiye için yaptıklarının çok çabuk unutulduğunu eleştirirken şöyle yazdı:
-“ Tamamıyla unutulan ise, Türkiye’nin yargı sisteminin, onun bu görev için yeterince laik olup olmadığını değerlendirirken, Başkan Bush’un “O’nu”, “Başbakan Erdoğan” olarak tanıyan ilk dünya liderlerinden biri olduğudur.
Unutulan, on yıllardır verilen ABD askeri siyasi desteğidir.
Ceyhan’da son bulan Hazar petrolü boru hattını garantilemek için Amerika’nın yıllarca verdiği çabadır.
ABD yönetimlerinin, Kongre’de geçirilmeye çalışılan modern Türkiye’yi uzun süre önceki Ermeni –sözde- soykırımı ile kınama kararına karşı devamlı mücadele verdiğidir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için Amerika’nın ısrarlı lobisidir.
Amerika’nın PKK’ya karşı yardımıdır.
Şu anda hapiste bulunan Abdullah Öcalan, 1998 yılında Suriye’den, Türklerin askeri müdahalede bulunma tehditi sonrasında çıkarılmıştır.
Öcalan, daha sonra, idam cezası ile karşılaşması ihtimalinden dolayı onu Türkiye’ye teslim etmek istemeyen Avrupa hükümetleri arasında 'fırından yeni çıkmış' yeni patates gibi elden ele gezdirilmiştir.
Sonunda onu korumakta olan Yunanistan’ın Nairobi’deki Büyükelçiliği'nde -ABD istihbaratının yardım ile- yakalanmıştır.
Hala tanıdığım bir avuç ABD yanlısı Türkten biri, ‘Bize Öcalan'ı verdiler. Bundan daha büyük ne olabilir?’ demiştir.”
ERDOĞAN İKİ YÜZLÜ
WSJ editörü Pollock, Başbakan Erdoğan'ın Irak'taki seçimlerin haklılığını sorgulamadığını ve ABD dizilerini Rice’a şikayet ederken “iki yüzlü” davrandığını öne sürerek, yazısına şöyle sürdürdü:
-“Türkiye’de ABD hakkında komplo teorileri yayılıyor.
Bu tür iftiralar karşısında Türk politikacılar bile sessiz kaldılar.
Aslında, Türkiye'deki milletvekillerinin kendileri, Irak'ta ‘ABD’yi ‘katliam’ ile suçlarlarken, bir zamanlar Müslüman dünyası için bir demokrasi örneği oluşturmayı ümit etmiş olan Erdoğan, Irak'taki seçimlerin haklılığını sorgulayan az sayıdaki dünya liderinden biridir.
Türkiye'deki politikacılar, kendilerine bu konuda karşı çıkıldığında, ‘kamuoyuna’ karşı çıkma riskine giremeyeceklerini söylemektedirler.
Ama bütün bunlar, televizyon şovu ‘The West Wing’in bir bölümünde Türkiye'yi ‘tatsız’ bir şekilde gösterdiği için ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'a şikayet eden Erdoğan'ı iki yüzlü hale getiriyor.
Dizi, söylendiğine göre, Türkiye'nin, kadın haklarını tehdit eden halkçı bir hükümetin eline geçtiğini anlatıyor.
Bu da bana doğru geliyor.”
ABD KARŞITI KOMPLO TEORİLERİ YAPILIYOR
Pollock, Türkiye'de ABD karşıtı komplo teorileri yapıldığını da anlattığı makalesinde şöyle yazdı:
-“Türkiye başkentinde bu günlerde geçerli olan, belki de en garip Amerika karşıtı hikaye, ‘sekiz gezegen’ teorisidir.
Buna göre, ABD muhtemel bir gök taşı ile çarpışmadan haberdar olmanın da ötesinde, bunun kuzey Amerika'yı vuracağını da bilmektedir.
Bunun için Orta Doğu’yu kolonize etmek arzusundadır.
Bu teoriler, Ankara'daki akşam yemeği toplantılarında bütün ciddiyeti ile konuşuluyor.
Bütün bunların aptalca geldiğini biliyorum.
Ortak kanı, ABD'nin dünyada yaptığı hemen her şey - tsunami yardım da dahil - kötü niyetlidir, ve genelde bizlerin, Musevilerin bir gücü olarak hareket ettiğimiz anlamındadır.
Türkiye'de güçlü bir muhalefet partisi yok!
Eskiden Türkiye, böyle bir hükümeti aklı başında olmaya davet edecek derecede güçlü bir muhalefet partisine sahip olurdu.
Ancak şu andaki tek muhalefet, yarı ölü vaziyetteki, bir zamanlar Atatürk’ün partisi CHP’dir.
Son parti kongresinde, lideri, başta gelen rakibini, CIA’nın kendisine karşı düzenlediği bir entrikaya katılmak ile suçlamıştır.
Bu, hali hazırdaki hükümette ve devlet bürokrasisinde ABD yanlısı bir kaç yetkili bile kalmadı demek değildir.
Ancak bu kişiler, kamuoyuna açık bir şekilde konuşmaktan çekinmektedirler.
Özel konuşmalarda, ABD’nin ‘başka şekilde yapabileceği’ hususunda boş şeylerden uzun uzadıya gereksizce konuşmaktadırlar.
BAZI TÜRK MEDYASINA ELEŞTİRİ
Türk medyası da iyi şeyleri yazmıyor.
Komplo teorilerine geniş yer veriyor.
Mesela Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın favorisi İslamcı gazete Yeni Şafak'ı ele alalım.
Bu gazetede 9 Ocak tarihli bir yazıda, ABD kuvvetlerinin çok sayıda Iraklı’nın cesedini Fırat Nehri'ne attığını öne sürerek, mollaların oradan balık yenmesini yasaklayan fetvada bulunduğunu iddia etmiştir.
Yeni Şafak, devamlı olarak, ABD kuvvetlerinin Felluce'de kimyasal silahlar kullandıklarını da iddia etmiştir.
Yazarlarından birisi, ABD'li askerlerin, kadınların ve çocukların ırzına geçtiklerini ve cesetlerini sokaklarda köpeklere bıraktıklarını iddia etmiştir.
Söz konusu gazetenin ‘özel haberlerinde’, ‘1000 İsrail askeri Irak'ta ABD askerleri yanısıra konuşlandırılmıştır ve ABD kuvvetleri, öldürülen Iraklıların organlarını ABD’nin ‘organ pazarında’ satmak için toplamaktadır’yazılmıştır.
Laik basın da daha iyi şeyler yazmamaktadır.
Önde gelen gazetelerden Hürriyet, “İsrail saldırı timlerini, Musul'daki Türk güvenlik personelini öldürmekle ve ABD'yi insani yardım kisvesi altında işgale başlamakla” suçlamıştır.
Sabah'ta bir yazar geçen sonbaharda ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Eric Edelman’ı, ‘etnik kökeni’nin- o bir Musevidir- aldığı kararlara etkisi olmakla suçlamıştır.
Görev yaptığı yerdeki entelektüel hava o kadar deliye dönüşmüştür ki, ABD’nin gizli nükleer denemelerinin, yakın geçmişteki tsunamiye neden olmadığını açıklamaları için, ABD Geological Survey’den bilim adamlarına bir konferans vermeleri için çağrıda bulunmaya mecbur kalmıştır.”
..........
WSJ gazetesindeki bu ağır eleştiriler, ABD medyasında Türkiye karşıtlığının artmağa başlamasının en açık işaretleridir.
Türkiye bunları dikkatle takip etmek ve bu fırtınanın giderek daha da büyümesini önleyecek tedbirleri almak zorundadır.
Kızmak, gazeteyi ve yazarını küfür-protesto dolu faks, elektronik posta bombardımanına tutmak, kendi kendimizi tatmindir.
Bunun yerine, iki ülke arasındaki her kademeden karşılıklı ziyaretleri artırmak daha faydalı olacaktır.
Hem Türkiye’de, hem de ABD’de sürekli “Türk-Amerikan ilişkilerini” her yönüyle tartışan toplantılar, seminerler, konferanslar düzenlenmelidir.
Washington’daki düşünce kuruluşlarında çalışan uzmanlarla interaktif diyaloglar kurulmalıdır.
Türkiye düşünce kuruluşlarıyla daha sıkı işbirliğine girmelidir.
TOBB’NİN ÇOK FAYDALI GİRİŞİMİ
Mesela geçen hafta Ankara’da sevindirici bir gelişme yaşandı.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), ABD’nin etkili düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü ile 1,5 yıl önce başlattığı işbirliğini geliştirme kararı aldı.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Türkiye`nin çıkarlarını korumak ve geliştirmek için, Washington`da ve dünyanın başka merkezlerinde yapılan tartışmalara artık daha aktif olarak katılmak zorunda olduklarını” söyledi.
Faaliyetlerini yürütebilmek için işadamları olarak dünyanın değişik bölgelerinde neler olduğunu daha yakından izlemeleri gerektiğini vurgulayan Hisarcıklıoğlu, ``Ülkemizin menfaatlerini korumak ve geliştirmek için, bu dönemde Washington`da ve dünyanın başka merkezlerinde yapılan tartışmalara artık daha aktif olarak katılmaya mecburuz`` dedi.
Hisarcıklıoğlu, TOBB`un ABD`nin önde gelen politika araştırma merkezlerinden olan Brookings Enstitüsü`yle işbirliği programı başlattığını belirterek, bu işbirliğinin TOBB`un Türkiye`deki politika araştırmalarını geliştirmek ve kurumsallaştırmak amacıyla desteklediği Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) çerçevesinde artarak devam edeceğini bildirdi.
ABD KONGRESİ’ndeki Türkiye Çalışma Grubu’ndan sonra TOBB’nin bu grişimini, son derece yararlı buluyoruz.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nu, Washington’da Türkiye çalışma programlarına önem vermesinden ve desteklemesinden dolayı kutluyor; böylesine sorumlu ve fonksiyonel çalışmalar yapacak kişi ve kurumların artmasını diliyoruz.
Çünkü, Türkiye’nin Washington’daki düşünce kuruluşları ile işibirliğini artırmasına, her zamandan daha çok ihtiyaç var!
TÜRK MEDYASI DAHA SORUMLU OLMALI
Öte yandan, Türkiye’de de bir süredir, bazı medya organlarında, çok sorumsuz yayınlar yapılıyor.
Adeta, Amerikan aleyhtarlığının, düşmanlığa dönüşmesi yönünde ısrarlı bir tutum var.
Türkiye’nin sanki düşmanı az.
Yeni bir düşman daha oluşturmak, hem de ABD gibi super bir gücü kendimize düşman etmek için inanılmaz gayret sarfediliyor.
ABD’nin dış politikalarını eleştirmek, çifte standartlarını reddetmek, Irak’taki yanlışlarına sert tepkiler koymak elbette gerekli.
Müttefiklerin her konuda görüş birliği içinde olmamaları da çok normal.
Ama görüş ayrılıklarını istismar etmek, iki ülkenin ortak çıkarları doğrultusundaki işbirliğinin gereğini görmezden gelmek, kime ne kazandıracak?
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki müsteşar yardımcılığı görevinden emekli olan Marc Grossman geçen hafta New York’ta, Amerikan Türk Cemiyeti ATS’nin düzenlediği toplantıda konuştu.
Türkiye’de büyükelçilik yapan ve “Türkiye dostu” olarak tanınan Grossman, Türk-Amerikan ilişkilerinin durumu ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.
Ayrıca eleştirileri de yapıcıydı.
TÜRKİYE, BÜYÜK BİR DÖNÜŞÜM GEÇİRDİ
Grossman, ilk görev yaptığı 1989 yılından bu yana Türkiye'nin büyük değişim geçirdiğini belirtirken şöyle konuştu:
-“O dönemde Türkiye'nin milli geliri 104 milyar dolar, ekonomik büyümesi sıradan ve kişi başına düşen milli geliri ise 1900 dolardı.
Enflasyon yüzde 65, ABD ile ticaret ise 3,1 milyar dolar civarındaydı.
Aynı dönemde sadece birkaç sivil toplum örgütü vardı.
Türkiye'nin 'Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üyelik gibi bir umudu da yoktu!
Bugün ise, Türkiye'nin milli geliri yaklaşık 300 milyar dolar!
Ekonomisi son 2 yılda yüzde 16-17 oranında büyüdü.
Kişi başına düşen geliri yaklaşık 4 bin dolara ulaştı, enflasyon yüzde 10'un altına düştü, Türkiye-ABD arasındaki toplam ticaret hacmi ise 2004 yılında 9,5 milyar dolara ulaştı.
Sivil toplum örgütlerinin ağırlığı hızla arttı.
Türkiye şimdi, genişleyen NATO'nun lider üyelerinden biri olarak, Ekim ayında Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlayacak
TÜRKİYE, ABD İÇİN ÖNEMLİ BİR ÜLKE
Pek çok alanda ortak çıkar ve endişeleri paylaşan, terörizme karşı küresel savaşta birlikte hareket eden, Irak ve Afganistan'ın yeniden yapılandırılmasında ve daha pek çok alanda birlikte çalışan müttefikler olarak Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler, güçlü olmaya devam ediyor.
Her iki ülke de özgürlük, demokrasi ve ekonomik refahın artırılması için ortak çaba harcıyor.
Türkiye, ABD için önemli bir ülkedir!
Zaman zaman fikir ayrılıkları olsa da iki ülke arasındaki ilişkiler, buna dayanacak kadar olgundur!
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ilk yurtdışı gezisinde, Türkiye'yi de ziyaret etti.
Rice, 'Dostlar arasında yaklaşım farklılıkları olabilir ama önemli olan, hala dost olduğumuzun hatırlanmasıdır' dedi.
İki ülke arasındaki ortak gündemin en önemli maddesi Irak olmaya devam ediyor.
Birleşik, barışcıl, demokratik ve müreffeh bir Irak, hepimizin çıkarınadır.
Irak geçiş hükümetine, anayasal sürecine ve ekonomik kalkınmasına yardım ederek, Türkiye Irak'ta önemli bir rol oynayacaktır!
IRAK'IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ TAAHHÜT EDİYORUZ
Geçen yıl Türkiye'nin Irak'a ihracatı, bir önceki yıla göre ikiye katlanarak 1,8 milyar dolara ulaştı.
Türk şoför ve müteahhitleri gıda, yakıt ve diğer malların sağlanmasında ve altyapının yeniden inşasında, Irak'ın her yerinde çalışmaktalar.
Şoförlerin, müteahhitlerin ve Irak'a istikrarın getirilmesi için çalışan diğer insanların güvenliğini sağlamak amacıyla Irak Geçiş Hükümeti ve Türkiye ile yakın bir çalışma içindeyiz.
ABD, Irak'ın toprak bütünlüğünü ve Irak halklarının eşitliğini taahhüt ediyor.
PKK dahil Irak'taki bütün terörist gruplara karşı da Türkiye ile çalışma taahhüdünde bulunduk.
Türk medyasının bir kısmında görilen Amerikan ve Irak politikası karşıtlığından endişe duyuyoruz.
Türkiye, genişleyen NATO çerçevesinde liderlik rolüne sahip.
G-8'in, Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Girişimi'nde Türkiye'nin üstlendiği rolü ve bölgede demokrasilerin geliştirilmesini amaçlayan Demokrasi Yardım Diyaloğu'nun eş-sponsoru olmasını, takdir ediyoruz.
HEYBELİADA RUHBAN OKULU AÇILMALI
Türkiye demokrasi ve hoşgörü tecrübelerini bölgedeki diğer ülkelerle paylaşabilir ve bunun, dini özgürlükleri de kapsaması gerekir.
Bu yüzden Türkiye'nin, Heybeliada Ruhban Okulu'nu yeniden açarak, gayrimüslimlerin mülkiyet haklarını koruması doğru olur.”
Türkiye'nin, bugün dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olduğuna işaret eden Marc Grossman, konuşmasını şöyle sürdürdü:
-“Türkiye, büyük bir ekonomik potansiyele, sıkı çalışan yetenekli bir işgücüne, güçlü bir girişimcilik ruhuna ve stratejik bir konuma sahiptir.
Başarının anahtarı, mali disiplini devam ettirmek; özel sektörü ve özerk düzenleyici kuruluşları güçlendirerek, yerli ve yabancı yatırımcılar için daha iyi bir yatırım ortamının oluşmasını sağlamaktır.
Türkiye, AB üyeliği için Kopenhag standartlarını başarılı şekilde yerine getirdi.
Bugün artık daha aydınlık ve daha müreffeh bir geleceğe adım atacak durumdadır.
Kıbrıs'ta çözüm için Nisan ayındaki referandumun oluşturduğu tarihi fırsatın kaçırılmış olmasından dolayı büyük üzüntü duyduk.
Barıştan yana oy kullanan Kıbrıs Türklerinin tecridini azaltmak için seyahat serbestisi ve ekonomik kalkınma da dahil olmak üzere bazı adımlar atmaktayız.
TÜRKİYE ARTIK DAHA DEMOKRATİK VE DAHA MÜREFFEH
Türkiye, 2005 yılında kendini daha güvenli hissetmelidir.
Çünkü ABD ve Avrupa'nın yanında önemli bir yeri olan Türkiye, artık daha müreffeh ve daha demokratik bir ülkedir.
Demokratik ve laik yapısıyla Türkiye, diğer Müslüman ülkelere bir model teşkil ediyor.
Türkiye'nin başarısı, geniş Ortadoğu ve Avrupa'da ilerleme ve barış için hayati önemdedir.
Türkiye her zaman, ABD'nin dostluğuna ve desteğine güvenmelidir!”
..............
Grossman’ın değerlendirmeleri çok çok önemli.
Bu dost uyarılarına kulak verilmeli.
Hatta artık emekli olan Grossman’dan, ABD’deki Türkiye araştırmaları için muhakkak faydalanmanın bir yolu bulunmalı.
Çünkü büyük bir dezevantajımız var.
Türkiye, hassasiyetlerini ve Türk-Amerikan ilişkilerinin hayati stratejik boyutunu ne Türk, ne de Amerikan kamuoyuna yeterince anlatamıyor.
Eğer bu zaaf acilen giderilmezse, bundan Türk-Amerikan ilişkileri her yönüyle büyük zarar görecek.
Bunun için Türk medyasına, Türkiye ve Amerika dostlarına, her iki taraftan politikacı ve devlet adamlarına, düşünce kuruluşlarındaki uzmanlara büyük görev düşüyor.
Sorumluluk ve sağduyu çizgisinde kalındığı sürece, Türk-Amerikan ilişkilerinin örtüşen menfaatler dorultusunda, startejik işbirliği içinde daha da gelişeceğine inanıyoruz.
Bunun hem çok gerekli ve hem de mümkün olduğunu, bir defa daha vurguluyoruz.
İnşallah duygusallıkların yerini artık sağduyu ve verimli işbirliği icraatı alır.
Zaman kaybının ve Türk-Amerikan ilişkilerinde bugün yaşanan duygusal gerginliklerin kimseye faydası yok!
Haberleşme ve yorumlarınız için : Fax: 00.1.301.670.8519 E-mail: hazar@hi-news.net