ABD9 Şubat 2005 00:00

‘Çöküşe’ Doğru mu? Ergin Yıldızoğlu

<SPAN style="COLOR: black; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 7.5pt"><FONT size=3><STRONG>Kırk yıldır kent yaşamı üzerine yazan Jacobson, bugün Batı uygarlığının, <I>karanlık çağlara doğru,</I> sürüklenmek şöyle dursun, <I>koşarak gittiğini</I> söylüyor.</STRONG> Jacobson, bir kültürü destekleyen, sürdüren kurumlar çökmeye başlarsa o kültürü yaşatmak olanaksızlaşır diyor; genelde Batı, özelde ABD kentlerini inceleyerek, çöküşün çok önemli noktalarda başladığını belgeliyor. <I>Topluluk ve aile:</I> Tüketim kültürü, buna bağlı aşırı borçlanma hem dayanışmayı yok ediyor hem de doğum oranlarını hızla düşürüyor. <I>Yükseköğretim,</I> artık yükseköğretim olmaktan çıktı, işe girmek için diploma üretme fabrikası oldu.<B><?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:p></o:p></B></FONT></SPAN><div style="display:none">acheter viagra en ligne canada <a href="http://acheterviagraenfrance.com/en/ligne-canada">acheter viagra en ligne canada</a> acheter viagra en ligne canada</div><div style="display:none">fusidinezuur voetschimmel <a href="http://blog.jp-sa.org/page/Fusidine-Teva">click</a> fusidinezuur acne</div><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">symbicort</a> symbicort cena</div><div style="display:none">cialis sample coupon <a href="http://bilgecammakina.com/pages.asp?Id=2">cialis manufacturer coupon 2016</a> cialis manufacturer coupon</div><div style="display:none">oxcarbazepine dosage <a href="http://www.bilie.org/blogengine/page/oxcarbazepine-49L.aspx">bilie.org</a> oxcarbazepin</div>

Pazartesi günü tartışmıştık, küresel ısınmanın yıkımını durdurmak için çok zamanımız kalmadı! Nihayet uygulanmaya başlayacak olan Kyoto protokolüyse asla yeterli değil! ABD yönetiminin militarist politikalarını da düşününce, insanlığın göz göre göre bir felakete koştuğunu söyleyebiliriz.

Neden geç kalıyorlar?                 

Prof. Jared Diamond 'un Collapse: How societies Choose to fail or succeed (Çöküş: Toplumlar başarılı ya da başarısız olmayı nasıl seçiyorlar) başlıklı kitabı bu soruya tarihsel bir cevap arıyor. Çöküşler hep bir toplumun kendi varlığını sürdürmesine olanak sağlayan doğal koşulları tüketmesiyle başlıyor. Peki, o toplumun egemen sınıfları, yöneticileri neden tehlikeyi göremiyor, gereken tedbirleri alamıyorlar? Diamond'un bulguları bize hiç yabancı değil, o nedenle de çok korkutucu: Yönetici sınıfın üyeleri dikkatlerini, zenginleşmek, birbirleriyle rekabet etmek, savaşlar, anıtlar dikmek, tüm bu etkinlikleri desteklemek için köylüyü mümkün olduğunca çok sömürmek gibi kısa dönemli hedefler üzerinde yoğunlaştırıyorlar. Bir uygarlık, gelişmesinin zirvesine ulaştıktan sonra, çoğu zaman 10-20 yıl gibi çok kısa bir sürede çökebiliyor. Diamond bugün egemen olan uygarlığın böyle benzer bir sürece girdiğini söylüyor.

Kent yaşamı araştırmacısı, Janet Jacopson 'un ''Dark Ages Ahead'' (Karanlık Çağlara Geliyoruz) başlıklı çalışmasıysa, böyle bir çöküşün kültürel boyutu, bir anlamda tedbir almayı engelleyen nedenleriyle ilgili. Kırk yıldır kent yaşamı üzerine yazan Jacobson, bugün Batı uygarlığının, karanlık çağlara doğru, sürüklenmek şöyle dursun, koşarak gittiğini söylüyor. Jacobson, bir kültürü destekleyen, sürdüren kurumlar çökmeye başlarsa o kültürü yaşatmak olanaksızlaşır diyor; genelde Batı, özelde ABD kentlerini inceleyerek, çöküşün çok önemli noktalarda başladığını belgeliyor. Topluluk ve aile: Tüketim kültürü, buna bağlı aşırı borçlanma hem dayanışmayı yok ediyor hem de doğum oranlarını hızla düşürüyor. Yükseköğretim, artık yükseköğretim olmaktan çıktı, işe girmek için diploma üretme fabrikası oldu. Bilim, giderek kıstaslarını yitiriyor, seviye düşüyor, eski teorilerde ısrar ediliyor (özellikle ekonomi alanında), bilime yabancı yöntemler benimseniyor. Kötü vergiler: Kamu parasının mali, kamusal denetimi artık neredeyse kayboldu. Hükümetler seçimleri satın alıyor, bir yalancılar ordusu, gerçeklikten gittikçe daha çok uzaklaşan imajlarla siyasetçileri iktidara taşıyor. Böylece Batı kültürü hızla aşınıyor, yerini ''karanlık çağlara'' bırakmaya başlıyor.

''Oh olsun! Adi emperyalistler'' diye sevinmeyiniz. Çünkü bu çürüyen, adeta kanserli kültür, tüm bu özellikleriyle birlikte, sermaye devrelerine binerek, dahası onlara yer açmak üzere bizim gibi ülkelere geliyor. Burada da benzer etkilerle, yerel toplumsal dokuya, kültüre nüfuz ediyor, çürütmeye başlıyor. Batı'daki çürümenin arkasındaki tüketici kültürü, imaj endüstrisi yerel, halbuki bize dışsal süreçler olarak geliyor, topluma da iyice yabancı bir unsur olarak sızıyor. Bu yüzden kültürel çürüme daha hızlı, daha derin ve ''travmalar'' yaratarak ilerliyor. Dil, özelikle sokakların dili değişiyor, kafalar karışıyor, kimlikler bölünüyor. Peki ya yönetici sınıf, siyasiler?

Travma ve bölünme

Cumartesi öğleden sonra, bir TV kanalında söyleşi programı. Konuk, hükümetin en kültürlü, zeki bakanlarından biri. Söz küreselleşmenin, çevre ülkelerin ekonomik ve kültürel yaşamları üzerindeki etkilerine geliyor. Bakan diyor ki (kabaca aktarıyorum) böyle şeyler tarihte daha önce de oldu. Birileri dünyanın geri kalanını dönüştürmeye başlar. Roma da bunu yapmıştı. Bunlar hep olur... Örneğin Harry Potter gibi kitaplar ve filmler, bu dönüştürmenin zihinsel düzeyde kullanılan araçlarıdır.

Şimdi bu bakanın küreselleşmeyi emperyalist yeniden şekillendirme, Harry Potter'i de kültür emperyalizmi bağlamında irdelemesine bakarak ''yavan'' bir küreselleşme edebiyatı içinde konuşmadığını hemen anlıyoruz. Ama, bunun toplumsal evrimin bir sonucu olduğunu, uyum sağlamak gerektiğini savunması bir paradoks yaratıyor. Sakın bu bakan, tüm aydın kimliğiyle küreselleşmeyi, ülkemizin üzerindeki yıkıcı etkilerini kavrayıp hemen ardından iktidarsızlığının ayırdına vararak bir ''travma'' yaşamaya başlamış, buna uyum sağlayabilmek için de bölünerek, ek bir ''Romalı'' kimliği edinmiş, kendini ''Romalı'' sanmaya başlamış olmasın? Sakın bu yönetici sınıf içinde yaygın bir hastalık olmasın? Eğer böyleyse iş başa düşmüyor mu?