|
Bu yazının amacı; ABD'nin Türkiye'deki imajından
rahatsızlık duyan Edelman'a bir "Win-Win"
önerisi sunmak. Yazının sonunda bulacağınız
bu öneriyi okumadan önce; Edelman'ın neden bu
"imaj" operasyonundan bir sonuç alamayacağını
ortaya koymamız lazım.
..............
Rahmetli Manukyan kadın satardı ama bir kez
olsun bu toplumun karşısına çıkıp da "beni
saygın bir işkadını olarak anın" demedi.
İmajını düzeltmek için çok vergi verdi, hayır
faaliyetlerinde bulundu ama neticede Manukyan
denince bu milletin aklına tek bir şey geldi.
ABD'nin kuş beyinli yöneticilerinin (şahinler
& güvercinler) Türkiye'ye bir dizi sefer düzenleyip,
utanmadan "ABD karşıtı söylemden rahatsızlık
duyuyoruz" şeklinde demeç verdiklerini
görünce rahmetli Manukyan'a olan saygım arttı.
Kadın en azında haddini biliyor ve beni "namuslu
girişimci olarak anın" demiyordu.
Fakat dünyanın bir numaralı
serseri devleti olduğunu; insan, hukuk
ve hak tanımazlığı ile en kör ABD hayranına bile
kanıtlayan ABD'nin kuş beyinli yöneticileri utanmadan
yüzümüzün içine baka baka; "bizim hakkımızda
niye kötü düşünüyorsunuz?" diye soruyorlar.
Üstüne üstlük bunu Irak'ın Kuzeyinde son günlerde
yaşanan rezaletlerin hemen sonrasında soruyorlar.
Bu soruyu ciddiye alan; kendini ciddiye almıyor
demektir.
Soruyu soranları ise mazur göreceksiniz;
Onlar gerçekten; herşeyi bildiklerini, her şeyi
kontrol ettiklerini ve en önemlisi "doğruyu"
temsil ettiklerini ve "şeytana" karşı
savaştıklarını zannedecek kadar kuş beyinli oldukları
için bu soruyu sorarken ne kadar aptal gözüktüklerinin
farkında bile değiller.
ABD'de ekonomi eğitimi görürken Melih Aşık'ın
köşesine gönderdiğim mektup; Melih Aşık tarafından
köşesinden aynen 11 Kasım 1992 tarihinde yayınlanmıştı.
O tarihlerde henüz ABD kendi yüzünü bu kadar açığa
çıkarmamıştı ve ülkemizde "Küçük Amerika"
olmak modası had safhadaydı.
| ...Ülkemden ayrı kaldığım şu son iki sene
zarfında Türkiye'nin "küçük Amerikalaşma"
yolunda hızla yol aldığını üzüntüyle izliyorum.
Beni üzen olay; Türkiye'yi satmakta kararlı
bir kaç "Küçük Amerikalı" büyüğümüzün
dışında, bazı köşe yazarları da dahil olmak
üzere, halkın Amerika denilen bu ülkeyi gözlerinde
büyütüp, özenilecek bir yer sanmaları.....
...İçinde yaşarak öğrendim ki; kendini dünyanın
en demokratik ülkesi diye reklam eden bu ülkenin,
herşeyde olduğu gibi demokrasi konusunda da
yalancılık batağına batmış olduğudur. Seçimler;
birbirinden ideolojik farkı olmayan iki parti
arasında geçen, 100 kişiden ortalama 43 kişinin
oy verdiği (gelişmiş ülkeler arasında en düşük
oran) bir şovdan ibarettir.....
...Dış politikadaki ukalalığını yakından yaşadığımız
bu ülkede 10 insandan biri devletten yiyecek
yardımı alırken; Kuveytteki demokrasiyi korumak
için harcanan her füzenin ortalama değeri
2 milyon dolardır... |
şeklinde paragraflar içeren yazımı görenler o
günlerde dalga geçtiler ve "ABD'ye nasıl
demokrasi değil dersin" gibi yorumlarda
bulundular.
O zamanlar Mehmet Barlas gibi zamanın gözde köşeleri,
millete medeniyetin merkezinin ABD olduğunu yutturmakla
meşguldüler. (Bugün D düştü; artık AB'yi medeniyetin
kaynağı olarak yutturmaya çalışıyorlar)
11 Eylül ve ABD'nin "çok zeki" Başkanı
George Bush sağolsun; ABD'nin cilası hem dünya,
hem Türkiye kamuoyu nezdinde çok hızlı döküldü.
Artık ABD'yi savunmaya Mehmet Barlas'ın bile
midesi yetmiyor. Böyle zor ASKERİ misyonları Cengiz
Çandar gibileri üstlenmiş durumda.
(Meraklısına Not : Cengiz Çandar'ın
CIA'yi ziyaret eden ilk Türk olmasını; Türkiye-ABD
ekseninde değil de; biran için ABD derin devletinin
en şiddetli arka plan savaşlarından Pentagon-CIA
ekseninde; CIA'in Pentagon'a karşı bir hamlesi
olarak okuyun. "Türk" gazetecileri paylaşılamıyor
artık. )
Bizim yıllardır insanlara anlatmaya çalıştığımız;
|
"ABD aslında bir
polis devletidir; demokrasi sadece tüketici
hakları alanında vardır; siyasi alanda tam
bir aldatmaca sözkonusudur"
|
tezi ise reddedilemez bir şekilde açığa çıktı.
İki uçak ve 3 bin ölü ile korkutulup; dünyanın
en gelişmiş gözetleme, izleme sistemine ve en
acımasız yargılama/infaz sistemine sahip bir devletin
altında yaşamakla kalmayıp, yaşadıkları sistemin
dünyanın en iyi sistemi zanneden bir cahiller
ordusundan sözediyoruz.
Şaron'u ve Bush gibileri bütün yaptıklarına rağmen
seçebilmek için de böyle ordulara ihtiyaç var.
İşte bu sistemin kuklacıları; Türkiye'yi
ziyaret edip; utanmadan, yüzleri kızarmadan, Türk
kamuoyunda ABD karşıtı söylemlerin giderilmesini
talep ediyorlar.
Bir gün önce ABD'ye dayılanıp; "dayısını"
kapıda görünce özlemle boynuna sarılan bizim şahsiyet
abidesi "büyüklerimizde" bu talepleri
sanki ciddiye alınabilirmiş gibi gündeme alıyorlar.
ABD Büyükelçiliğinin artık bakanlıklara faksla
ilettiği taleplerin valiliklere aynen talimat
olarak geçildiği hatırlanırsa (Bkz. ABD Büyükelçiliği'nin
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na altın madenleri
ile ilgili faksının, ilgili mahkeme kararına rağmen,
İzmir Valiliğine talimat olarak iletilmesi); sorunun
sadece tepede değil her seviyede karşımıza çıktığı
gün gibi ortada.
Ülkedeki sözde Milli güvenlik doktrinin de;
ABD bütün milli çıkarlarımızı gözümüzün içine
baka baka ihlal ederken ve birde bu ihlali; hiç
bir devlet ve kurumun sindiremeyeceği "başa
çuval geçirme" faaliyetleri ile süslerken
bile;
|
"ABD ile ilişkilerimiz
çok yönlüdür; tek bir konuya bağlanamaz"
|
jargonu ile NATO kazığına bağlandığı noktada;
Rice ve Edelman gibilerinin cüretkarlığı çok da
şaşırtıcı değil.
Onlar buldukları sahada top koşturuyorlar.
Bu ülkenin "büyükleri" sahayı açarken;
bu milletin evlatları sahayı daraltmaya çalışıyor;
bu ve bunun gibilere.
Açık İstihbarat olarak aylar önce başlattığımız
ve yavaş yavaş duyulmaya başlayan "Persona
Non Grata" kampanyası bu yolda
atılan önemli bir adım...
Edelman'ın faaliyetlerini rapor rapor deşifre
edip; yaptığımız HODRİ MEYDAN çağrıları bir başka
adım...
"Büyükleri" bilemeyiz ama bu ülkenin
"küçükleri" olarak bizler; bu sahayı
daraltmaya devam edeceğiz.
Edelman karşısına diplomasi muhabirlerini, daha
sonra da magazin muhabirlerini alıp konuşmaya
devam edebilir...
Hatta eşi ile kuşum Aydın'a
çıkıp; ev kadınlarına hitap edebilir...
İstinye'ye bir kaç seçme gazeteciyi davet edip;
Türkiye - ABD ilişkilerinin derinliğine; olayları
nasıl yorumlamaları gerektiğine dair gizli konferanslar
da düzenleyebilir...
Ya da emekli BİR kaç paşanın koordinasyonu
ile büyük gazetelerin üst katlarında; Pentagon'a
canlı bağlanıp; "mevcut süreci nasıl yansıtmalıyız"
toplantıları düzenleyebilir...
Eminim oralarda bir yerde;
Edelman'ın karısının Anadolu'da bir kaç yeri
ziyaret edip; okullara yardımda bulunması;
Türk kadınlarına yönelik bir kampanyada yer alması
gibi bazı "özgün" projelerde mevcuttur...
YETMEZ...
ABD'li yatırımcılar; Türkiye'ye çuval fabrikası
yatırımı yapıp, büyüklerimizle bu açılışı yapmalıdılar
ve kamuoyuna; "artık başınıza geçirildiğinde
daha rahat soluk alınabilecek, daha kaliteli çuvallar
üretiyoruz" mesajları verebilirler...
Fikirden bol ne var...
Üzerine füze düşüren ABD'lilere yumurta attı diye
mahkemeye verilen Urfalı köylülere hediyeler yollanmasını
bile gündeme alabilirsiniz...
Sonuçta Edelman ve gibileri; Türkiye'deki imajlarını
düzeltmek için onlarca gizli ve açık faaliyet
yürütebilirler.
Fakat neticede Türk Milleti'nin gözünde Manukyan
ne kadar "vergi rekortmeni" olarak anılıyorsa
; ABD Devleti'de o kadar "Türkiye dostu"
ve "demokrasi şampiyonu"
olarak anılacaktır.
Türk Milleti;
Bush gibilerini seçecek kadar salak olmadığı gibi;
Bush gibilerinin temsilcilerinin halkla ilişkiler
kampanyalarına prim vermeyecek kadar da zeki/uyanık/bilge
bir millettir.
Edelman'ın; bu ülkedeki operasyonlarında tıkanıp
kaldığı nokta da zaten; "büyüklerimizin"
o çok şahsiyetli duruşu değil; "küçüklerin"
bir türlü isteklerine göre şekillenmeyen zekasıdır.
| Edelman'a Bir
"Win-Win" Önerisi |
Edelman'a dostça bir öneri ile bitirelim
bu yazıyı :
ABD'nin imajını düzeltmek gibi nafile bir çaba
yerine;
resmi dengelemek için, Almanya; İngiltere, Rusya
ve diğerlerinin faaliyetlerini deşifre etmeye
yardımcı olman çok daha realist bir yol olabilir.
İsrail ve MOSSAD yeteri kadar ayağa düştü...
Senin halin ortada...
Ama bak İngiltere, Almanya, Rusya ve diğerleri
her türlü dolabı çevirmelerine rağmen; senin yıprandığın
kadar yıpranmıyorlar. Açıkcası bunda bizim de
suçumuz var; sizlere yoğunlaşmaktan onları ihmal
ediyoruz.
Aklını kullan.
Reel-politiki bizden mi öğreneceksin...
Biz seni deşifre etmeye devam ederiz nasılsa;
Sen, senden daha akıllı
hareket edenleri deşifre etmemize yardımcı ol.
Elinin altında zannettiğin gazeteciler;
patronları Alman, İngiliz, İsrail, Fransız, Rus
istihbaratı ve uzantıları ile yatıp kalkıyor diye
yayınlayamazlarsa;
bize yolla.
Senin o güzel resminin yanına; onların resmini
seve seve koyarız.
Sen de en azından Türkiye'de dönen her dolaptan
değil; sadece kendi sorumluluğun altındakilerden
suçlanırsın.
Başbakanımızın deyimi ile
"Win-Win"
olur.
Mevcut hali ile...
MOSSAD bir dolap çeviriyor...hemen "CIA"
yaptı...
Ruslar bir operasyon yapıyor...hemen gözler
sizde...
Almanlar toplantı yapıyor...hemen ABD'liler toplantı
yaptı haberleri yayılıyor..
Yazıktır; günahtır.
CIA'yi bu kadar yıpratıp;
Pentagon'un şeriatçı, faşist generallerini; MOSSAD'ın,
MI6'in, BND'nin çocuklarını niye mutlu edelim.
Kısacası;
Hep sen "Loose" konumundasın.
Olmaz ki...
Senin de canın var!
Topu topu bir tane!
Bu topraklarda ise oynamak
istediğin her oyuna yetip de artacak çok CAN var.
Biz de tek olan ve dolayısı ile risk edemeyeceğimiz
tek bir şey var :
VATAN!
B..G.
|