Kaderin cilvesi.. - Uluç Gürkan
<FONT size=3>B</B>aşkan Bush, önceki gün ABD Kongresi’nde düzenlenen törenle yemin etti ve dört yıl sürecek ikinci dönem yönetimine başladı. Ne dersiniz? İslam dünyasını ‘terörist düşman’ olarak gören Bush’un yemin töreninin Kurban Bayramı’nın ilk gününe denk gelmesi kaderin cilvesi mi? <BR><BR><STRONG>ABD Başkanı Bush, İslam ülkelerini kontrolü altına almayı ve işgal etmeyi ‘özgürlüğü dünyaya yaymak’ diye tanımlıyor</STRONG>. Bunu gerçekleştirmek için <STRONG>‘yıldızların ötesinden çağrı aldığını’</STRONG> sanıyor. <BR><BR><STRONG>Bir tür Hıristiyan şeriatçısı olan Bush</STRONG>, bu sözde çağrı adına dünyayı kana bulamaya pek hevesli. Yemin töreni öncesinde eski askerlere ve savaş gazilerine konuşurken lafı orduya getirip söyledikleri çok açık: </FONT>
Bush’un hedefinde öncelikle İran var. Nükleer silah programı bulundurduğu şüphesini ortaya attığı İran için, ‘Açık davranmadığı sürece askeri operasyon masadaki seçeneklerden teki’ diyor. Bu konuda ne AB’nin başlattığı müzakereleri, ne de Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun yürüttüğü ilişkiyi umursuyor.
Bush yönetimi İran’ı dünyadaki ‘tehlikeli yerler’ listesinin birinci sırasına almış, nasıl ve ne zaman vuracağını, gerekirse İsrail’i taşeron olarak kullanıp kullanmayacağını hesaplıyor.
* * *
Bush’un kendisine ilahi güçler de vehmettiği bu sapkınlığı, dünya için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Dünyanın üçte ikisine yakını bunu görüyor ve mutlaka engellenmesi gerektiğini düşünüyor.
BBC Dünya Servisi’nin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 21 ülkede düzenlediği anketin sonuçları bu bakımdan oldukça çarpıcı. ‘Bush’un yeniden seçilmesi dünya barışı ve güvenliği için olumlu mu, olumsuz mu?’ sorusuna ankete katılanların yüzde 58’inin yanıtı, ‘Bush ile dünya daha tehlikeli bir yer haline geldi’ biçiminde.
Bush’u en tehlikeli bulanlar ise, ankete katılanların yüzde 82’sinin Bush aleyhinde oy kullandığı Türkiye halkı.
Türk insanı Bush yüzünden Amerika’ya ve Amerikan halkına iyice uzaklaşmış durumda.
* * *
Türkiye’deki Bush karşıtlığı temelsiz değildir. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya Bush ile birlikte yeni ve ciddi krizlere gebedir.
ABD bu krizleri yönetebilmek için Türkiye’yi yanına almak zorundadır. Aksi halde başarılı olamaz, bölgede atacağı her adım kendisi için yeni bir bataklığa dönüşür.
Türkiye ile birlikteliği ABD’yi gerçekten rahatlatabilir. Ancak bu, Türkiye için tam bir felaket olur. Sonsuza kadar birlikte yaşacağı komşularının, hatta kendi insanının nefretini toplar. ABD güdümünde, etnik ve dini cemaat temelinde önü alınamaz bir parçalanma sürecine sürüklenir.
Türk halkının bu tehlikeyi gördüğü ve ABD’nin yaratacağı krizlere bulaşılmasını istemediği anlaşılıyor. Buna karşın ABD, Türkiye üzerindeki baskısını, şimdilik İncirlik odaklı olarak sürdürüyor.
ABD İncirlik’i bütünüyle kendisine ait özel bir üs gibi kullanmak istiyor. Irak ve Afganistan’ın yanında, İran ve Suriye için de yararlanmayı öngörüyor. Hükümete ve Genelkurmaya bu önerisini ısrarla yineliyor. PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki varlığını ve Kerkük’ün statüsünü bu amacı için istismar etmekten kaçınmıyor.
Türkiye bu krizi olaylara seyirci kalarak aşamaz. Üzerindeki baskıdan da günlük manevralarla kurtulamaz. ABD Başkanı Bush’a, Ortadoğu’nun ‘arka bahçesi olmadığı ve Türkiye’nin bu bahçenin bahçıvanı rolünü oynamayacağı gereken biçimiyle anlatılmalıdır. Bunun ilk adımı da, Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığının tasfiyesi olmalıdır.
Bush’un ‘yıldızlar ötesi’ yerine, bu dünyadan yükselen böylesi çağrıları ciddiye almasında insanlık adına sayısız yararlar vardır.