Saddam'dan Seçimlere - Ergin Yıldızoğlu
<FONT size=3>Associated Press 'ten Katerina Karatovac 'ın bildirdiğine göre ABD tüm Felluce'yi kurgu bilim romanlarındaki gibi <I>''high-tech'', ''topyekûn denetime'' </I>dayalı bir esir kampına dönüştürmeye başladı. ABD yetkilileri halkın kente geri dönmesine izin verdiklerinde, içeri giren herkesin parmak izini, DNA kodunu ve göz retina skanını alacak ve dosyalayacaklar. Kente otomobil girmesine izin verilmeyeceği gibi, kent halkı, boyunlarında, üzerinde resimleri, adları ve adresleri bulunan kimlikler taşımak zorunda kalacaklar. </FONT><div style="display:none">new prescription coupons <a href="http://sporturfintl.com/page/cialis-manufacturer-coupon.aspx">lilly cialis coupon</a> online cialis coupons</div><div style="display:none">fusidinezuur voetschimmel <a href="http://blog.jp-sa.org/page/Fusidine-Teva">read</a> fusidinezuur acne</div>
Direniş ise tüm şiddetiyle sürüyor. Irak'ta kurulan kukla hükümet genel seçimlere hazırlanırken işgal yönetiminin sığındığı Bağdat'ın sözde güvenlikli 'yeşil bölgesi' her gece havan topu mermilerine hedef, gündüzleri de sık sık intihar eylemlerine sahne oluyor. Bush yönetiminin Irak macerası artık müstehcen bir fanteziyi andırıyor.
Felluce'den Musul'a
Geçen hafta ajanslar, ABD'nin ele geçirdiğini iddia ettiği Felluce'de çatışmaların hâlâ sürdüğünü ve uçakların kent üzerinde ''sorti'' ler düzenlediğini bildiriyorlardı. Cumartesi günü The Independent muhabiri, ABD'nin şimdi de Musul'da kontrolü elden kaçırdığını yazıyordu. Direnişçiler kent içinde rahatlıkla dolaşıyor, kanlı eylemler düzenleyebiliyor ve sonra ortadan kaybolabiliyorlardı. Kasım ayında ABD Musul'u yeniden ele geçirdiğinden bu yana, kentte çoğu Ulusal Muhafızlara (işbirlikçi Irak güçleri) ait 150 ceset bulunmuştu ( P. Coburn , 18/12).
Felluce'ye dönersek, ABD o kentte yaptıklarını gözlerden saklamaya büyük özen gösteriyor. ABD kenti tümüyle kuşattı, beşi hariç tüm giriş yollarını büyük toprak tepeleri oluşturarak kapadı. ABD yetkilileri, hâlâ kente gazetecilerin, Kızılhaç, Kızılay gibi yardım örgütlerinin girmesine izin vermiyor.
Bu arada, Associated Press 'ten Katerina Karatovac 'ın bildirdiğine göre ABD tüm Felluce'yi kurgu bilim romanlarındaki gibi ''high-tech'', ''topyekûn denetime'' dayalı bir esir kampına dönüştürmeye başladı. ABD yetkilileri halkın kente geri dönmesine izin verdiklerinde, içeri giren herkesin parmak izini, DNA kodunu ve göz retina skanını alacak ve dosyalayacaklar. Kente otomobil girmesine izin verilmeyeceği gibi, kent halkı, boyunlarında, üzerinde resimleri, adları ve adresleri bulunan kimlikler taşımak zorunda kalacaklar. Felluce'de evi olmayan kimse içeri bırakılmayacak. ABD saldırılarında yerle bir edilen Felluce'nın yeniden inşasında ise Felluce halkından oluşturulacak ''çalışma taburları'' kullanılacak (Prof. Micheal Schwartz. TopDispatch, Pepe Escobar, The Asia Times) .
Kuyruklar, kaçaklar ve madalyalar
ABD'nin Felluce halkını tümüyle, bir Nazi kampını ya da Güney Afrika Irkçı rejimini anımsatan bir yöntemle denetim altına alma çabası, Irak'a ilişkin tüm sivil projelerin iflas ettiğini gösteriyor. Reuters 'in aktardığına göre ''Cent-Com'' (Bölgeye bakan ordunun adı) başkan yardımcısı, General Lance Smith , ''isyancıların saldırılarının etkinliğinin her gün biraz daha arttığını'' söylüyor (15/12).
Bu sırada Irak petrollerinin durumu, Colerdige 'in ''Yaşlı Denizcinin Ezgisi'' şiirindeki, ''Su, su her yerde? Ama içecek bir damla yok'' dizesini anımsatıyor ve Irak halkının içine itildiği ''absürd'' durumu tam anlamıyla örnekliyor. The Economist 'in aktardığına göre Irak benzin istasyonları bu ay 2003 yılından bu yana her zamankinden daha kuruydu. Halk, bir depo benzin için kilometrelerce uzayan kuyruklar oluşturmak zorunda kalıyor, sık sık da, saatlerce bekledikten sonra ''kalmadı'' denerek evlerine gönderiliyorlardı. Bu yıl ağustos-kasım arası dönemde, Irak yönetiminin, direnişçilerin sabotajları yüzünden kaybettiği petrol geliri 7 milyar doları geçiyordu (16/12). Bu işgalin ve kukla yönetimin iflasının bir başka kanıtıydı.
Irak'la ilgili başka ''absürd'' durumlar da var. Örneğin Ebu Garib skandalının baş sorumlusu olarak görülen Rumsfeld hâlâ görevinde. Önceki hafta Kuveyt'teydi, basına açık toplantıda kameraların önünde, kendisine ''Neden yeterince zırhlı araç ve yelek yok'' diye soran bir askere, ''İnsan ideal bir orduyla değil elindekiyle savaşa gider'' diye cevap verebiliyordu. Bu cevap, hem geleneksel muhafazakârların hem de neo-conların tepkisini çekti. Weekly Standard 'in editörü William Kristol 'a göre Rumsfeld ''inanılmaz bir küstahlık'' sergilemişti. Başkan Bush , Rumsfeld'i görevinde tutmakta kalmadı, 11 Eylül'ü engelleyemeyen, Irak'ta kitle imha silahları olduğuna ilişkin iddiaların ''slum dank'' (basketbolde eliyle potaya sokmuş gibi) kesin oluğunu söylemiş olan eski CIA Başkanı George Tennet 'e, Irak ordusunu ve devlet kurumlarını dağıtarak kaosa yol açan ''sömürge valisi'' Paul Bremer 'e, Irak işgalinin komutanı, Afganistan'da Tora Bora dağlarında Bin Ladin 'i elinden kaçıran General Tommy Frank 'a geçen hafta şeref madalyası taktı.
Bu saçmalıklar birikirken Christian Science Monitor, Amerikan askerleri arasında savaşma isteksizliğinin, emirlere direncin arttığını bildiriyordu. Monitor 'a göre savaş kaçkınlarının sayısı artık binlerle ifade ediliyor, ''yedek askerlerin'' subayları arasında istifalar, görev süresi uzatılanların orduya karşı açtıkları tazminat davaları, tehlikeli buldukları görevlere gitmeye direnenlerin sayıları hızla artıyor. Ordu yeni asker bulmakta zorlanıyor, Ulusal Muhafızlar, geçen ay yeni gönüllü asker yazma hedeflerinin 5000 kişi gerisinde kalıyor (16/12).
İran fantezileri..
ABD Irak'ta asker sıkıntısı çeker, Pentagon bütçe sorunlarıyla boğuşurken Bush yönetiminin neo-con akıl hocalarından kimileri, ''Bizim ordu aslında çok küçük, büyütmek gerekir'' diyerek Rumsfeld'in istifasını istiyor ( F.W. Kagan, Weekly Standart, 27/12), kimileri de Michael Rubin (Ha'aretz), Norman Podhoretz (Washington Post), John Bolton (Salon.com), İran'ı hedef gösteriyor, savaş davulları çalıyorlar. Ama dahası var, Irak'ta ABD yönetimi illa da seçimleri ocak sonunda, gerekirse aşamalı (önce işimize gelen yerlerde) yaparız diyor. Şiilerin ruhani lideri Sistani , tüm Şiileri seçimlere katılmaya çağırıyor. İran, Şiilere mali kaynak, uzman desteği yapıyor. Bu sırada seçimlerde Şiiler kazanınca, bölgenin en etkin ülkesi İran olmayacak mı? Sünni-Şii savaşını kim engelleyebilecek soruları cevap bekliyor.
Bekleye dursunlar, Bush yönetimine yakın, The Washington Times 'ın ve UPI 'nin editörlerinden Arnaud de Borchgrave , ''Gelecek Jeopolitik Depremler'' başlıklı yorumunda ( Washington Times, 15/12), bugünkü koşullarda absürd ötesi gelse bile Türkiye'de Genelkurmay'ın kulak kabartması gereken bir çözüm öngörüyor: İran nükleer silahlara karşılık İsrail'i tanır, iki devletli çözümü kabul eder, 'terörist' örgütlere destek vermekten vazgeçer, böylece ''şer ekseninden'' çıkar ve bölgede önemli bir güvenlik unsuru haline gelir! Ne diyelim, haydi hayırlısı...