ABD15 Eylül 2004 00:00

11 Eylül'de Ne Oldu? - Ergin Yıldızoğlu

<FONT size=3>11 Eylül işte bu dünyanın aynasını kırdı: <STRONG>Savaş, işgal, doğal kaynakların talan edilmesi, imparatorluk</STRONG>, sömürge yönetimi, büyük güçler rekabeti, dolayısıyla 19. yüzyılda kaldığı sanılan bir kavram, <STRONG>''jeopolitik</STRONG>'' geri geldi. Dün, hepimiz dünyayı <I>''küreselleşme''</I> kavramına dayanarak anlamlandırıyorduk, şimdi anahtar kavram <I>''jeopolitik''</I> oldu. </FONT><div style="display:none">levitra and diabetes <a href="http://www.ifdefined.com/blog/base.aspx?p=cialisdiabetes"> </a> sexual dysfunction in diabetes</div><div style="display:none">acheter viagra en ligne canada <a href="http://acheterviagraenfrance.com/en/ligne-canada">acheter viagra en ligne canada</a> acheter viagra en ligne canada</div><div style="display:none">fusidinezuur voetschimmel <a href="http://blog.jp-sa.org/page/Fusidine-Teva">click</a> fusidinezuur acne</div>

Ne olacak, bu ''olay'' bizi, aklın eleştirisine, bilgiye, anlama ve ''hakikate'' karşı adeta bir haçlı seferi başlatmış ''postmodernizmin'' zamanlarından aldı, sözde aşmaya başladığımız Aydınlanma Geleneğinin ve Modernitenin çok ama çok gerisinde bir yerlere sürüklemeye başladı.

Olimpos tanrıları

Öyle ya.. ortada bir sürü kitap, araştırma, resmi soruşturma var, ama ''olayı'' kimin neden ve nasıl yaptığını hâlâ bilmiyoruz. Böylece çifte kuleler ve iki uçak, herkesin kendi siyasi, dini görüşüne uygun bir ''hakikatin'' anlatısını yazabileceği, ''boş'' bir fantezi alanı yarattı; bizi hemen komplo teorilerinin egemen olduğu bir düşünsel evrene taşıdı.

Artık herkes ortadaki olgular yığını içinden, kendi perspektifine göre seçtiği parçalarla kendi anlatısını / fantezisini oluşturmakta serbesttir. Kimilerine göre 11 Eylül, Amerikan devletinin tezgâhladığı bir komplo. ABD geleneksel sağının milliyetçi/popülist kanadı ve İslam dünyası, İsrail gizli servisini, ABD yönetimi ve ''saygın'' medya da Bin Ladin ve örgütü El Kaide'yi suçluyor. ''Olay'' ın nedenlerine gelince, spekülasyonlar, ABD'nin tarihsel misyonuyla ilgili dini/evanjelik-ideolojik saplantılardan, bir imparatorluk projesinden din savaşlarına, petrole el koyma niyetine, hatta 2012'de bir gezegenin gelip dünyaya çarpacak olmasına kadar uzanan çok geniş bir alanı kapsıyor. ABD yönetimine göreyse, olayın nedeni teröristlerin ABD'ye olan nefreti. Kimilerine göreyse Bin Ladin, aynı Saddam (ve III. dünyadaki tüm liderler) gibi aslında bir ABD ajanı...

Gözlerimizin önünde açılmakta olan tarih artık, yaşadığımız toplumun ekonomik çelişkileri temelinde birbiriyle çatışan toplumsal güçlerin değil, kendilerine özgün kimi esrarlı planları uygulamaya koyan ''süper-bireylerin'' , ''yarı-tanrıların'' gizemli eylemlerinin ürünü. Adeta, tek tanrılı dinlerin bile gerisine düşerek Yunan mitolojisinde yaşamaya başladık: Olimpos 'ta oturan bir avuç tanrı, pek de anlamadığımız nedenlerle birbiriyle itişiyor. bizler de, ''iktidarsız ölümlüler'' olarak sonuçlarına katlanıyoruz. Kant' ın ''Aydınlanma nedir?'' başlıklı makalesinde muştuladığı kendi kaderini, eleştirel aklın yoluyla kendisi tayin eden insandan artık eser yok...

'Jeopolitik'

Önceleri ''küreselleşme'' yepyeni bir dönemdi, engellenemezdi, karşı durulamazdı, adeta kaderimizdi. ''Sosyalizm çökmüş'' dünya tek bir pazar mekânı olarak biçimlenmeye, bütünleşmeye başlamıştı. Ulus devletler zayıflıyor, kültürler kaynaşıyor; teknoloji, kapitalizmi çelişkilerinden arındığı bir aşamaya taşıyordu. Savaşlar da geride kalmıştı. Bu ''iyimserlik'' içinde, emek sömürüsü, emperyalizm, bağımlılık, sınıf çelişkileri, sağ-sol gibi kavramlar rafa kaldırıldı. Ancak, dünya halkları küreselleşmenin anlatısıyla kendi yaşamları arasındaki uyumsuzluğu görünce baş kaldırmaya, Seattle'dan Cenova'ya, Porto Alegre'ye sınıf savaşının kavramlarını anımsamaya, gözlerini kapitalizmin ufkunun ötesine çevirmeye başladılar.

11 Eylül işte bu dünyanın aynasını kırdı: Savaş, işgal, doğal kaynakların talan edilmesi, imparatorluk, sömürge yönetimi, büyük güçler rekabeti, dolayısıyla 19. yüzyılda kaldığı sanılan bir kavram, ''jeopolitik'' geri geldi. Dün, hepimiz dünyayı ''küreselleşme'' kavramına dayanarak anlamlandırıyorduk, şimdi anahtar kavram ''jeopolitik'' oldu.

Dün küreselleşme insan eylemini gereksiz kılıyordu, meydan büyük uluslararası bankalara, dev sanayi şirketlerine, medya kartellerine, kısacası uluslararası mali sermayeye kalmış, toplumun kaderi piyasa mekanizmasının işleyişine terk edilmişti. IMF ve Dünya Bankası ''şak'' diye söylüyor, hükümetler ''tak'' diye yapıyordu. Bizlere soran yoktu, irademiz sayılmıyordu. Uluslararası mali sermayenin arzusu kaderimizdi. Küreselleşme söylemi bu iradeyi içselleştirmemizi, kabul etmemizi kolaylaştırdı.

Şimdi ''jeopolitik'' anahtar kavram, adeta tüm anlamları disiplin altına alan bir ''ana gösterge'' olarak devletler arası çelişkilerin, emperyalist, militarist, milliyetçi, ırkçı, talancı dünyasının söylemini içselleştirmemizi kolaylaştırıyor. Artık sömürülen baskı altında tutulan, özgürlüklerini genişletmek isteyen, daha iyi bir dünya özleyen, bu bağlamda uluslar ötesi dayanışmalar arayan bireyler olmaktan çıkmaya, başkasının toprağına göz dikmiş, talancı, savaşçı, etnik temizliklere hazır kalabalıklara dönüşmeye başlıyoruz. Ulusal bağımsızlık arzusuyla milliyetçi yabancı düşmanlığı arasındaki sınır gittikçe inceliyor. Özgüvenimiz küçüldükçe, saldırgan fantezilerimizin çapı büyüyor...

Böylece bölgemizde, savaşa eğilimli, talana yönelik militarist emperyalist projelere soyunmuş güçlerin elinde oyuncak olmaya hazır bir kıvama geliyoruz. Belki sosyalizmi kaçırdık, ama 11 Eylül sayesinde, sanırım barbarlık seçeneğini kullanacağız.