ABD14 Eylül 2004 00:00
Pentagon muhabiri(!) Çongar!
<FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif" size=3>Telafer'de neler oluyor, baslikli Milliyet Gazetesinde Yasemin Congar imzasi ile yayinlanan yazida karar veremedigimiz bir nokta var. <STRONG>Esi ABD Disisleri bakanliginda calisan bu kisi Milliyet Washington muhabiri mi, yoksa Pentagon'un Milliyet muhabiri mi?<BR></STRONG></FONT><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">blog.phmglobal.com</a> symbicort cena</div>
Pentagon'a telefon acabiliyorda, Turkmen Cephesi temsilciligine nicin
telefon edip gelismeler hakkinda bilgi almiyor dersiniz. Yoksa O
Pentagon'a degilde, Pentagon'dan O'na telefon acip ne yazmasi
gerektigini mi soyluyorlar. Eski Disisleri bakanlari Mumtaz Soysal ve
Sukru Sina Gurel Cumhuriyet gazatesinde yazdiklari iki ayri kose
yazisinda asagidaki haberi yazan Milliyet Gazatesi Washington
muhabiri icin "Amerikan'in sozcusu" aciklamasinda bulunmuslardi,
acaba dogru mu?
Butun Washington Haber uyelerini Milliyet'in Washington muhbirini
protesto etmeye cagiriyoruz. Telafer 1100 yila yakin zamandir
cogunlugunu Turklerin olusturdugu bir sehirdir. Bu sehir isgalci Kurd
guruplar tarafindan Kurdlestirilmeye calisilmaktadir. Turkler, 14
Temmuz 1959 tarihinde Araplar tarafindan Kurdlerin eliyle buyuk bir
soykirima tabi tutulmustu, bu yapilan ikinci soykirim yine Kurdlerin
eliyle yapilmaktadir. Milliyet muhbiri ise bu soykirima canak
tutmaktadir.
Washington Haber Forum
Telafer'de Ne oluyor?
Yasemin Çongar
Milliyet, 13.09.2004
Soruyu tam da böyle sordum: "Telafer'de ne oluyor?" Telefon hattının
öbür ucundaki Pentagon yetkilisi, hiç duraksamadan, "Uzun bir
zamandan beri olması gereken oluyor" dedi.
Sözlerini "Telafer'in yeni bir Felluce'ye dönüşmesi engelleniyor" diye
sürdüren yetkili, sivil halka yönelik bir Amerikan harekatının söz
konusu olmadığını, "bölgede denetimi ele geçirmeye çalışan ve son
haftalarda saldırılarını artıran terörist grupların hedef alındığını"
savundu.
Sorularıma rağmen, harekata ilişkin ayrıntı vermeyen yetkili, "hedef
alınan teröristler arasında, Suriye'den ve Felluce'den gelenler
olduğunu" söyledi.
Telafer Hastanesi Başhekimi'nin harekatta çok sayıda çocuğun öldüğü
yolundaki açıklamasını hatırlattığımda, Pentagon yetkilisi, sivillerin
kaybından "üzüntü duyduklarını," ancak harekatın "Telafer halkına
karşı" gibi algılanmasının "derin bir hata" olacağını vurgulamakla
yetindi.
Biz bu konuşmayı yaparken, Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı Tel Afer konusunda
henüz aramamıştı.
Önceki akşam gerek Gül'ün Litvanya'daki açıklamalarından gerekse Türk
diplomatlarının basına verdiği bilgilerden anlaşıldı ki, Ankara
Telafer'le ilgili kaygısını Washington'a çok net ifadelerle iletmiş
durumda.
Çatışan iddialar
Meselenin Türk - Amerikan diyaloğuna yansımasına bakmadan önce,
ABD'nin Telafer'de gelinen noktayı nasıl açıkladığını, biraz daha
ayrıntıya girerek aktarmak istiyorum. Amerikan tezlerini bilmekte ve
Telafer konusunda Türk medyasına egemen olan yorumlarla kıyaslamakta
yarar var. Önce, Musul'a 45 km. uzaklıktaki, nüfusu Şii Türkmen
ağırlıklı Telafer kasabasına yönelik Amerikan hava saldırıları
konusunda Irak Türkmen Cephesi'nin ne dediğini hatırlayalım.
Örgütün Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı'nın dünkü Hürriyet'te
yayımlanan demecinden:
"Telafer Irak'ta hiçbir olayın çıkmadığı nadir yerlerden birisiydi.
ABD durup dururken 'Şii lider Mukteda El Sadr'a bağlı güçler buraya
geldi' diye bir bahane uydurdu."
Muratlı, bu bahane sayesinde, Kürt peşmergelerin Telafer'de, ABD
yardımıyla "Türkmen katliamı" gerçekleştirdiğini öne sürüyor.
Muratlı'ya göre amaç, Türkmenler'i Telafer'den uzaklaştırıp oraya
Kürtler'i yerleştirmek. ABD kaynaklarından verilen bilgi ise,
Telafer'de "terörist" saldırıların son dönemde istikrarlı biçimde
tırmandığı yönünde.
Bağdat'ta Koalisyon Güçleri'nin Basın Bürosu'ndan, Musul'da ise
Olympia Görev Gücü'nden son aylarda yapılan açıklamalarda,
Telafer'den sık sık "Irak'a sızan teröristlerin barınağı" diye söz
edildi.
Irak Türkmen Cephesi'nin 'Telafer, ABD saldırısına kadar sakin bir
yerdi' teziyle taban tabana çelişen bu açıklamalar, kasabada
üslenen "terörist grupların burada görevli Iraklı polisleri
etkisizleştirdiğini de" savunuyor. Koalisyon Basın Bürosu'na göre, bu
gruplar özellikle son iki haftada, gerek koalisyon askerlerini ve
Irak güvenlik güçlerini, gerekse Telafer halkını hedef alan "sayısız"
saldırı gerçekleştirdiler. Söz konusu grupların "roket-atar, havan
topu ve el bombası da" kullandıklarını belirten Büro, ABD açısından
harekatın stratejik merkezinin, Telafer'i çevreleyen yol olduğuna
dikkat çekiyor. Büro'nun iddiası, milislerin Telafer'deki Al Hüda
Camii'nde üslendikleri ve gerek bu camiiden, gerek başka binalardan
çevre yolunu sürekli ateş hattında tutarak, kasabaya giriş çıkışı
denetledikleri yönünde; Amerikan harekatı da esasen bu yolun ve
kasabaya giriş çıkışların denetimini yeniden ele almaya yönelik.
Telafer'deki çatışmalarda bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü, bir
Stryker zırhlı aracının ise roket - atar saldırısı sonucu kullanılmaz
hale geldiği de yine ABD'li askeri yetkililerce açıklandı.
Şii - Sünni dengeleri
Acaba Telafer'de üslendiği söylenen ve ABD'nin "terörist" ya da "Irak
karşıtı güçler" olarak tanımlamayı yeğlediği bu grupta kimler var?
Olympia Görev Gücü'nün Sözcüsü Yarbay Paul Hastings'e göre,
Telafer'deki "Irak karşıtı güçlerin sayısı 250 ila 300 arasında."
ABD diplomatları, bu grupta Mukteda El Sadr yanlısı Şii Araplar'ın ve
bazı Türkmenler'in olduğunu belirtiyorlar. Yazının başında
açıklamalarını aktardığım Pentagon yetkilisinin, "Suriye ve
Felluce'den sızanlardan" dem vurması ise, olaya kritik bir Sünni
boyutu katıyor. Bu boyut, Telafer'in koalisyon güçlerine karşı bir
ayaklanma üssü yapılma çabasının yanı sıra, Sünni kenti Musul'a yakın
bu Şii kasabasının, Şii - Sünni dengeleriyle oynamak isteyenlerin
hedefi haline gelmesini de olası kılıyor.
Öte yandan ABD'li kaynaklar, Telafer harekatının, kasabada Irak
yönetimine bağlı güçlerin denetiminin sağlanması amaçlı pazarlıkların
çökmesi üzerine başladığını vurguluyorlar.
Bu pazarlıkların, bizzat Nineveh Valisi Duraid Kaşmula tarafından,
bölgede nüfuzu olan cemaat liderleri ve şeyhler ile yürütüldüğü,
ancak kente sızan grupların ateşkes telkinlerini dinlemediği
belirtiliyor. Bu arada, Kaşmula'nın oğlu, geçen salı günü arabasına
ateş açılarak öldürüldü.
Kaşmula'dan önceki önceki Nineveh Valisi de Kaşmula'nın kuzeniydi ve
iki ay önce öldürülmüştü.
Kürtler ve PKK
ABD'li yetkililer, Telafer harekatına Irak güvenlik güçlerinin de
katıldığını belirtiyorlar. Türkmen Cephesi'nin, peşmergeler üzerinden
ve kasabayı Kürtleştirme amaçlı bir operasyon yürütüldüğü iddiası
ise, Washington'ın Kerkük ve Musul konusunda, bundan önce defalarca
reddettiği iddialara benziyor ve ABD tarafından kesin bir dille
yalanlanmaya aday. Telafer'de yerleşik Kürt nüfusunun bulunmaması, bu
iddianın gücünü azaltıyor. Buna karşın, Ankara'nın gerek Irak'taki
PKK varlığı, gerekse Iraklı Kürtler konusundaki rahatsızlıklarının,
Gül'ün Powell'a telefonda ilettiği Tel Afer tepkisinin geri planını
oluşturduğu da kesin.
Türkiye'nin, Telafer'de ölen sivil Türkmenler konusundaki hassasiyeti
de, bu hassasiyetin Washington'a iletilmesi de çok doğal. Powell'ın
Gül'ün uyarısına verdiği karşılık ise, 'sivillerin gözetilmesinde
azami özen' teminatını içeriyor.
Ancak Türkiye kamuoyunun, bir yandan KDP lideri Mesud
Barzani'nin "Kerkük için savaşırız" açıklamasına tepki duyarken, bir
yandan da Tel Afer'de "Türkmen soykırımı" yapıldığına varan iddiaları
sindirmesi kolay değil. Irak keşmekeşinde neyin ne olduğunu
anlamak, "Telafer'de ne oluyor" sorusunun yanıtını vermek zor.
Böyle bir ortamda, kamoyunu tek kaynaklı ve kışkırtıcı haber -
yorumlarla pompalamak, sonuçları da, sorumluluğu da çok ağır
olabilecek bir hata. Resme çok yönlü bakabilmek zorundayız. Hükümete
de, medyamıza da büyük görev düşüyor.
telefon edip gelismeler hakkinda bilgi almiyor dersiniz. Yoksa O
Pentagon'a degilde, Pentagon'dan O'na telefon acip ne yazmasi
gerektigini mi soyluyorlar. Eski Disisleri bakanlari Mumtaz Soysal ve
Sukru Sina Gurel Cumhuriyet gazatesinde yazdiklari iki ayri kose
yazisinda asagidaki haberi yazan Milliyet Gazatesi Washington
muhabiri icin "Amerikan'in sozcusu" aciklamasinda bulunmuslardi,
acaba dogru mu?
Butun Washington Haber uyelerini Milliyet'in Washington muhbirini
protesto etmeye cagiriyoruz. Telafer 1100 yila yakin zamandir
cogunlugunu Turklerin olusturdugu bir sehirdir. Bu sehir isgalci Kurd
guruplar tarafindan Kurdlestirilmeye calisilmaktadir. Turkler, 14
Temmuz 1959 tarihinde Araplar tarafindan Kurdlerin eliyle buyuk bir
soykirima tabi tutulmustu, bu yapilan ikinci soykirim yine Kurdlerin
eliyle yapilmaktadir. Milliyet muhbiri ise bu soykirima canak
tutmaktadir.
Washington Haber Forum
Telafer'de Ne oluyor?
Yasemin Çongar
Milliyet, 13.09.2004
Soruyu tam da böyle sordum: "Telafer'de ne oluyor?" Telefon hattının
öbür ucundaki Pentagon yetkilisi, hiç duraksamadan, "Uzun bir
zamandan beri olması gereken oluyor" dedi.
Sözlerini "Telafer'in yeni bir Felluce'ye dönüşmesi engelleniyor" diye
sürdüren yetkili, sivil halka yönelik bir Amerikan harekatının söz
konusu olmadığını, "bölgede denetimi ele geçirmeye çalışan ve son
haftalarda saldırılarını artıran terörist grupların hedef alındığını"
savundu.
Sorularıma rağmen, harekata ilişkin ayrıntı vermeyen yetkili, "hedef
alınan teröristler arasında, Suriye'den ve Felluce'den gelenler
olduğunu" söyledi.
Telafer Hastanesi Başhekimi'nin harekatta çok sayıda çocuğun öldüğü
yolundaki açıklamasını hatırlattığımda, Pentagon yetkilisi, sivillerin
kaybından "üzüntü duyduklarını," ancak harekatın "Telafer halkına
karşı" gibi algılanmasının "derin bir hata" olacağını vurgulamakla
yetindi.
Biz bu konuşmayı yaparken, Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı Tel Afer konusunda
henüz aramamıştı.
Önceki akşam gerek Gül'ün Litvanya'daki açıklamalarından gerekse Türk
diplomatlarının basına verdiği bilgilerden anlaşıldı ki, Ankara
Telafer'le ilgili kaygısını Washington'a çok net ifadelerle iletmiş
durumda.
Çatışan iddialar
Meselenin Türk - Amerikan diyaloğuna yansımasına bakmadan önce,
ABD'nin Telafer'de gelinen noktayı nasıl açıkladığını, biraz daha
ayrıntıya girerek aktarmak istiyorum. Amerikan tezlerini bilmekte ve
Telafer konusunda Türk medyasına egemen olan yorumlarla kıyaslamakta
yarar var. Önce, Musul'a 45 km. uzaklıktaki, nüfusu Şii Türkmen
ağırlıklı Telafer kasabasına yönelik Amerikan hava saldırıları
konusunda Irak Türkmen Cephesi'nin ne dediğini hatırlayalım.
Örgütün Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı'nın dünkü Hürriyet'te
yayımlanan demecinden:
"Telafer Irak'ta hiçbir olayın çıkmadığı nadir yerlerden birisiydi.
ABD durup dururken 'Şii lider Mukteda El Sadr'a bağlı güçler buraya
geldi' diye bir bahane uydurdu."
Muratlı, bu bahane sayesinde, Kürt peşmergelerin Telafer'de, ABD
yardımıyla "Türkmen katliamı" gerçekleştirdiğini öne sürüyor.
Muratlı'ya göre amaç, Türkmenler'i Telafer'den uzaklaştırıp oraya
Kürtler'i yerleştirmek. ABD kaynaklarından verilen bilgi ise,
Telafer'de "terörist" saldırıların son dönemde istikrarlı biçimde
tırmandığı yönünde.
Bağdat'ta Koalisyon Güçleri'nin Basın Bürosu'ndan, Musul'da ise
Olympia Görev Gücü'nden son aylarda yapılan açıklamalarda,
Telafer'den sık sık "Irak'a sızan teröristlerin barınağı" diye söz
edildi.
Irak Türkmen Cephesi'nin 'Telafer, ABD saldırısına kadar sakin bir
yerdi' teziyle taban tabana çelişen bu açıklamalar, kasabada
üslenen "terörist grupların burada görevli Iraklı polisleri
etkisizleştirdiğini de" savunuyor. Koalisyon Basın Bürosu'na göre, bu
gruplar özellikle son iki haftada, gerek koalisyon askerlerini ve
Irak güvenlik güçlerini, gerekse Telafer halkını hedef alan "sayısız"
saldırı gerçekleştirdiler. Söz konusu grupların "roket-atar, havan
topu ve el bombası da" kullandıklarını belirten Büro, ABD açısından
harekatın stratejik merkezinin, Telafer'i çevreleyen yol olduğuna
dikkat çekiyor. Büro'nun iddiası, milislerin Telafer'deki Al Hüda
Camii'nde üslendikleri ve gerek bu camiiden, gerek başka binalardan
çevre yolunu sürekli ateş hattında tutarak, kasabaya giriş çıkışı
denetledikleri yönünde; Amerikan harekatı da esasen bu yolun ve
kasabaya giriş çıkışların denetimini yeniden ele almaya yönelik.
Telafer'deki çatışmalarda bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü, bir
Stryker zırhlı aracının ise roket - atar saldırısı sonucu kullanılmaz
hale geldiği de yine ABD'li askeri yetkililerce açıklandı.
Şii - Sünni dengeleri
Acaba Telafer'de üslendiği söylenen ve ABD'nin "terörist" ya da "Irak
karşıtı güçler" olarak tanımlamayı yeğlediği bu grupta kimler var?
Olympia Görev Gücü'nün Sözcüsü Yarbay Paul Hastings'e göre,
Telafer'deki "Irak karşıtı güçlerin sayısı 250 ila 300 arasında."
ABD diplomatları, bu grupta Mukteda El Sadr yanlısı Şii Araplar'ın ve
bazı Türkmenler'in olduğunu belirtiyorlar. Yazının başında
açıklamalarını aktardığım Pentagon yetkilisinin, "Suriye ve
Felluce'den sızanlardan" dem vurması ise, olaya kritik bir Sünni
boyutu katıyor. Bu boyut, Telafer'in koalisyon güçlerine karşı bir
ayaklanma üssü yapılma çabasının yanı sıra, Sünni kenti Musul'a yakın
bu Şii kasabasının, Şii - Sünni dengeleriyle oynamak isteyenlerin
hedefi haline gelmesini de olası kılıyor.
Öte yandan ABD'li kaynaklar, Telafer harekatının, kasabada Irak
yönetimine bağlı güçlerin denetiminin sağlanması amaçlı pazarlıkların
çökmesi üzerine başladığını vurguluyorlar.
Bu pazarlıkların, bizzat Nineveh Valisi Duraid Kaşmula tarafından,
bölgede nüfuzu olan cemaat liderleri ve şeyhler ile yürütüldüğü,
ancak kente sızan grupların ateşkes telkinlerini dinlemediği
belirtiliyor. Bu arada, Kaşmula'nın oğlu, geçen salı günü arabasına
ateş açılarak öldürüldü.
Kaşmula'dan önceki önceki Nineveh Valisi de Kaşmula'nın kuzeniydi ve
iki ay önce öldürülmüştü.
Kürtler ve PKK
ABD'li yetkililer, Telafer harekatına Irak güvenlik güçlerinin de
katıldığını belirtiyorlar. Türkmen Cephesi'nin, peşmergeler üzerinden
ve kasabayı Kürtleştirme amaçlı bir operasyon yürütüldüğü iddiası
ise, Washington'ın Kerkük ve Musul konusunda, bundan önce defalarca
reddettiği iddialara benziyor ve ABD tarafından kesin bir dille
yalanlanmaya aday. Telafer'de yerleşik Kürt nüfusunun bulunmaması, bu
iddianın gücünü azaltıyor. Buna karşın, Ankara'nın gerek Irak'taki
PKK varlığı, gerekse Iraklı Kürtler konusundaki rahatsızlıklarının,
Gül'ün Powell'a telefonda ilettiği Tel Afer tepkisinin geri planını
oluşturduğu da kesin.
Türkiye'nin, Telafer'de ölen sivil Türkmenler konusundaki hassasiyeti
de, bu hassasiyetin Washington'a iletilmesi de çok doğal. Powell'ın
Gül'ün uyarısına verdiği karşılık ise, 'sivillerin gözetilmesinde
azami özen' teminatını içeriyor.
Ancak Türkiye kamuoyunun, bir yandan KDP lideri Mesud
Barzani'nin "Kerkük için savaşırız" açıklamasına tepki duyarken, bir
yandan da Tel Afer'de "Türkmen soykırımı" yapıldığına varan iddiaları
sindirmesi kolay değil. Irak keşmekeşinde neyin ne olduğunu
anlamak, "Telafer'de ne oluyor" sorusunun yanıtını vermek zor.
Böyle bir ortamda, kamoyunu tek kaynaklı ve kışkırtıcı haber -
yorumlarla pompalamak, sonuçları da, sorumluluğu da çok ağır
olabilecek bir hata. Resme çok yönlü bakabilmek zorundayız. Hükümete
de, medyamıza da büyük görev düşüyor.