AB21 Mayıs 2005 00:00

Ayrıcalık - Mümtaz Soysal

Oysa konuya, bir vazgeçiş değil, üste çıkış ve ön alış olarak bakmak gerekir. Tam üyelik, elbet bu ülkenin antlaşmalardan ve kırk küsur yıllık katlanışlardan doğan bir hakkıdır. Buna karşılık, Avrupa'nın davranışları ise düpedüz yalancılık ve hatta dolandırıcılık. İğrenç ve tiksindirici. cialis manufacturer coupon open drug coupon cardrenovation vejle renovation skive renovabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

BU SÜTUNDA çok yazıldı; daha önce de konuşmalarda çok söylendi. Ama aldırış eden ve kulak asan olmadı. Yazılan ve söylenen şuydu: ''Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi tam üye yapmaya niyeti yok; olsa bile, belli ki ancak bu ülkenin suyunu çıkardıktan, süngüsünü düşürüp tırnaklarını söktükten sonra tam üye yapacaklar. Ama Türkiye'den büsbütün da kopmak istemiyorlar; işlerine gelen yanları da olabilecek bu ilişkinin. Bu bakımdan, bazıları, en başta Fransa, şimdiden Ankara'ya önerilebilecek bir özel statü üzerinde çalışmakta. Onlar çalışıp önereceğine biz hazırlık yapıp ön alalım ve daha üstün bir pozisyondan pazarlığa girelim. Böylesi, karşılıklı oyalamadan daha dürüst ve yararlı olur.''

Tabii, Ankara'dan ses çıkmayınca Avrupa'dan sızıntılar gelmeye başladı. Önce, 17 Aralık 2004 metinlerinde ''Tam üyelik olmasa da Türkiye AB limanının hemen açığına sağlam biçimde demirletilmelidir'' türünden bir paragraf yer aldı. Şimdi de ahbap işi kırıntı haberler duyurup zemin hazırlığına giriştiler. Değerli diplomat Gündüz Aktan 'ın olupbitenleri bir ölçüde duyuran iki gün önceki yazısı bu bakımdan ilginçti.

Yine de kimileri, iktidara ters düşmemek için, ''tam üyelikte ısrar'' dan vazgeçmenin doğru olmayacağını belirtmekten geri kalmadılar.

Oysa konuya, bir vazgeçiş değil, üste çıkış ve ön alış olarak bakmak gerekir. Tam üyelik, elbet bu ülkenin antlaşmalardan ve kırk küsur yıllık katlanışlardan doğan bir hakkıdır. Buna karşılık, Avrupa'nın davranışları ise düpedüz yalancılık ve hatta dolandırıcılık. İğrenç ve tiksindirici.

Ama, tiksinmek, tiksineni tiksindirene karşı güçlü kılar.

Var olan hakkından daha azına katlanmasını gerektiren değil, daha fazlasını istemesine hak kazandıran bir durumdur bu.

Dolayısıyla, AB'nin ''lütfedeceği sözde ayrıcalıklı statü'' den farklı olarak Türkiye'nin ''isteyeceği gerçek özel statü'' ayrıcalıklı olmalıdır. Yani, bu ülkeye sağlayacakları, bu ülkenin tam üyelikle alabileceklerinden daha iyi olmalıdır. Dolayısıyla zaten ancak ikinci sınıf rol oynayabileceği AB yönetiminden uzak tutuluş karşılığında, onu birtakım ''zorunlu uyumlar'' dan kurtaran, işine gelen durumlara ortak kılan, kısacası Türkiye'nin elini kolunu bağlamadan sonuçta onun lehine işlemesi gereken bir statü.

Soruna böyle bakınca, Tür kiye'nin ''vazgeçilmezliği'' dolayısıyla onunla özel statü pazarlığına oturma gereği duyanların mı eli güçlü sayılır, onlardan tiksindiği halde lütfederek masaya oturmayı kabul eden Türkiye'nin eli mi?

Hele, hazırlığını iyi yapmış, konu üzerinde derinliğine düşünmüş, neler isteyeceğini tam belirlemiş bir Türkiye'nin?

Tam üyeliği istememiş ülkelerin AB'den istediklerini daha kolay elde ettiklerini gösteren Norveç ve İsviçre gibi örnekler de eksik değil.