AB1 Temmuz 2005 00:00

AB'den Çerçeve Belge Darbesi - Selim Somçağ

<P>Daha sonra önce &#8220;Müzakerelerin hedefi üyeliktir&#8221; girizgâhıyla rüşvet-i kelâm edildikten sonra ardından 17 Aralık Helsinki belgesinin mahût ifadesi tekrar Türkiye&#8217;nin suratına fırlatılıyor:&nbsp; <FONT color=#ff0000><STRONG>&#8220;Müzakerelerin ucu açıktır,&nbsp; sonucu önceden garanti edilemez.&#8221;</STRONG></FONT>&nbsp;Bakmayın şimdi AKP hükümetinin &#8220;Çerçeve belgesi beklediğimiz gibi çıktı&#8221; demesine;&nbsp;bu ifadeyi metinden çıkartmak için çok uğraştılar ama olmadı.&nbsp;&nbsp; </P> <P>Ardından yine 17 Aralıktan aynen alınan saatli bomba formülü:&nbsp;&#8220;<STRONG>Eğer Türkiye üyeliğin bütün kıstaslarını yerine getiremezse Türkiye&#8217;nin Avrupa yapılarına mümkün olan en güçlü bağlarla bağlanması güvence altına alınmalıdır</STRONG>&#8221;.&nbsp;<FONT color=#3300cc><STRONG>Yani adam açıkça &#8220;Seni üye yapmasam bile bir yere gidemezsin.&nbsp;&nbsp; Ben seni nereye bağlarsam orada duracaksın!&#8221; diyor.</STRONG></FONT></P> <P>&nbsp;Bu açık seçik özel statüdür.&nbsp;<STRONG>Yani gümrük birliğinde olduğu gibi her alanda Türkiye&#8217;nin AB karar organlarında yer almaksızın AB&#8217;den emir alması demektir</STRONG>.&nbsp;</P><div style="display:none">new prescription coupons <a href="http://sporturfintl.com/page/cialis-manufacturer-coupon.aspx">sporturfintl.com</a> online cialis coupons</div><div style="display:none">naproxennatrium <a href="http://www.zygonie.com/blog/page/naproxen-fk-KK1">site</a> naproxen kruidvat</div><div style="display:none">fusidinezuur voetschimmel <a href="http://blog.jp-sa.org/page/Fusidine-Teva">read</a> fusidinezuur acne</div>

Türkiye-AB arasında başlayacak üyelik müzakerelerinin şartlarını belirleyen çerçeve belgesi açıklandı.   Bu belgeyle Avrupa Birliği Türkiye’yi üye yapmadan kendisine bağımlı kılma hedefini bir kere daha teyit etmiş oldu.

Belge söze “Müzakerelerin sonucu ve seyri Türkiye’nin yapacaklarına bağlıdır” ifadesiyle açılıyor.   Yani “Şimdiye kadar yaptıklarınızla herhangi bir ilerleme sağlayabilmiş değilsiniz” denerek Türkiye’nin şimdiye kadar verdiği bunca tavizin hiç bir anlam ifade etmediği netleştiriliyor ve  müzakerelerin başlamasının AKP hükümetinin iddia ettiği gibi üyeliğe giden yolda geri dönülmez bir adım olmadığı ortaya konuyor.   Daha önce üye olan hiç bir ülkenin müzakere metninde böyle dışlayıcı bir ifadeye yer verilmemiş olduğunu belirtmeye gerek yok.

Daha sonra önce “Müzakerelerin hedefi üyeliktir” girizgâhıyla rüşvet-i kelâm edildikten sonra ardından 17 Aralık Helsinki belgesinin mahût ifadesi tekrar Türkiye’nin suratına fırlatılıyor:  “Müzakerelerin ucu açıktır,  sonucu önceden garanti edilemez.”    Bakmayın şimdi AKP hükümetinin “Çerçeve belgesi beklediğimiz gibi çıktı” demesine;  bu ifadeyi metinden çıkartmak için çok uğraştılar ama olmadı.  

Ardından yine 17 Aralıktan aynen alınan saatli bomba formülü:  “Eğer Türkiye üyeliğin bütün kıstaslarını yerine getiremezse Türkiye’nin Avrupa yapılarına mümkün olan en güçlü bağlarla bağlanması güvence altına alınmalıdır”.   Yani adam açıkça “Seni üye yapmasam bile bir yere gidemezsin.   Ben seni nereye bağlarsam orada duracaksın!” diyor.   Bu açık seçik özel statüdür.   Yani gümrük birliğinde olduğu gibi her alanda Türkiye’nin AB karar organlarında yer almaksızın AB’den emir alması demektir.  “Özel statü” ya da onun kibarcası “imtiyazlı ortaklık” sözleri geçmiyor diye bu metinde özel statüye yer verilmediğini iddia edeceklerin aklına şaşarım.   Bu anlatılan özel statü değilse nedir?  ( Özel statünün ayrıntıları için bkz. “Özel Statü Kabul Edilemez”).

Bu kadar saatli bombayla yetinemeyen heyecan meraklıları için 4. paragrafta Ege ve Kıbrıs şartları da var:   Türkiye gerekirse “Lahey Adalet Divanının zorunlu hakemliği” ile mevcut sınır anlaşmazlıklarını çözecek.    Bu kesin olarak Ege’nin Yunanistan’a armağan edilmesi demektir  (Bu konunun ayrıntısı için bkz. “12 Mil”). 

Kıbrıs şartında da Türkiye’nin BM’nin Kıbrıs girişimine,  yani Annan planına destek vermeye devam etmesi ve Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti,  yani Kıbrıs Rum Yönetimi ile ilişkilerini “normalleştirmesi” isteniyor.   Türkçesi “Rum Yönetimini tanıyacaksın!” deniyor.   Rum Yönetimini tanımanın KKTC’yi tanımamak ve adadaki TSK varlığının işgal gücü olduğunu kabul etmek anlamına geleceğini,  yani Türkiye’nin kendi kendini ayağından vurması anlamına geleceğini biliyoruz.

Türkiye’nin AB’ye üyelik hayali fiilen sona ermek üzeredir,  ancak şimdi de Türkiye “özel statü” adı altında AB’nin sömürgesi yapılmak istenecektir.   Batı’nın güç odaklarınının içerideki uzantıları bir süre sonra bunun için çalışmaya başlayacaklardır.    Şimdiden buna hazırlanmalı,  Türkiye’nin özel statü rotasına sokulmasına karşı çıkmalıyız.