AB5 Temmuz 2005 00:00

Çerçeve belgeseli ve gerçekler - Hasan Ünal

AB ile müzakerelerinin çerçevesini belirleyen belge geçen hafta taslak olarak çıktı. <STRONG>Taslak kelimesinini altını çizmek gerekiyor; çünkü, belge 3 Ekim tarihine kadar üye ülkelerin müdahalesine açık olacak.</STRONG> Taslak olduğu için de AB Komisyonu bürokrasisi tarafından hazırlandı ve bugüne kadar Türkiye konusunda yayımlanan belgelere dayandırıldı. Dolayısıyla 17 Aralık kararları, 6 Ekim 2004 ilerleme raporu, tavsiye belgesi ve etki raporu bu çerçevenin iskeletini belirlemiş. Ayrıca 26 Nisan 2005 tarihinde Abdullah Gül&#8217;ün önüne konulan Ortak Tutum Belgesi&#8217;nden de alıntılar yapılmış.<BR><STRONG>Anılan belgelerin en olumsuz cümle ve tavsiyelerinin bir bileşkesi çıkmış ortaya</STRONG>. Ama Türkiye konusundaki her belgeden önce yapılan psikolojik harekat burada da kendisini gösteriyor.<div style="display:none">discount drug coupons <a href="http://codesamples.in/page/Discount-Drug-Coupon">codesamples.in</a> free discount prescription card</div><div style="display:none">naproxennatrium <a href="http://www.zygonie.com/blog/page/naproxen-fk-KK1">go</a> naproxen kruidvat</div><div style="display:none">renovation vejle <a href="http://blog.pelagicfm.com/page/renovation-nyborg-34Q">renovation skive</a> renova</div><div style="display:none">micardisplus 80/25 mg <a href="http://www.ilkpirlantam.com/page/micardisplus-hinta-O9P">click</a> micardis plus 80 12.5 mg</div><div style="display:none">oxcarbazepine dosage <a href="http://www.bilie.org/blogengine/page/oxcarbazepine-49L.aspx">bilie.org</a> oxcarbazepin</div>

Önce çıkacak belgeye kabul edilemez nitelikli sert unsurların ekleneceği havası yaratılıyor. Sonra bu fevkalade kabul edilemez nitelikli unsurların aslında yumuşatılmış cümlelerle belgeye derc edilmesi söz konusu oluyor; ama, gerek hükümet gerekse basın ve televizyonlar büyük bir iç çekerek belgenin olumlu olduğunu söylüyorlar.
Bu defa da aynısı. Belgeye imtiyazlı ortaklık da konacak diye büyük bir korku havası oluşturuldu ve bu kelime görülmeyince pembe tablolar çiziliyor. Ama gerçek öyle değil. Çerçeve belgesi Kıbrıs ve Ege ile ilgili en olumsuz cümlelerin hepsini içeriyor. Komşularla ilişkilerden bahsettiği paragrafa Ermenistan sınırının açılması rahatlıkla konulabilir. Teklif ettiği müzakere yöntemi – hükümetler arası konferans ve dosyaların açılıp kapanmasına ilişkin prosedür – sürdürülemez nitelikte.
Mevcut azınlıklara saygı ve onların korunması olarak başlayan cümle cambazlıkları en son belgede yeni azınlıklar yaratılması ve onların kollektif haklarla donatılmasına dönüştürülmüş. İmtiyazlık ortaklığa gelince, aslında 17 Aralık kararlarının bizatihi kendisi içi boş ve çok kötü bir özel statü teklif ediyor ki, bu unsurların tamamı çerçeve belgede yerini almış. Kısacası belgenin beğenilecek hiç bir yanı yok. Ama Başbakan Erdoğan ve Bakan Gül neredeyse zil takıp oynayacaklar. Onların bu hali, belgenin 3 Ekim’e kadar daha da kötüleştirilmesinin önünü açıyor.
Komisyon yetkilileri taslak metni üye ülkelerin önüne koydular. Ve 3 Ekim’e kadar belge üzerinde oynanacak. O zamana kadar Almanya’da seçimler ya yapılmış ya da yapılmak üzere olacak. Fransa’nın belgeye Türkiye’nin kabul edemeyeceğini düşündüğü Ermeni soykırı iddialarının tanınması gibi hususların yerleştirilmesi çabalarına muhtemelen tanık olacağız. Özel statü lafları havada uçuşacak ve belki belgeye de bu cümlelerle yazılacak.
Kaldı ki, belgede, üyelik yükümlülüklerini yerine getiremeyecek durumda olması halinde – buna da AB kendisi karar veriyor – Türkiye’nin Avrupalı yapılara sıkı sıkıya bağlanması gibi bir ibare konulmuş. Türkiye Avrupa kıtasındaki her uluslararası örgütün ya kurucu üyesi ya da üyesi. Buna ilave nasıl bir bağ kurulacağı anlaşılır gibi değil. Zaten bundan dolayı belgenin ortaya çıkmasının ertesi gününde yayımlanan Avrupalı gazeteler, bunun Türkiye’nin AB’ye alınmak istenmediği anlamına geldiğini yazdılar ve belgeyi laf kalabalığı olarak değerlendirdiler.
Bu durumda hükümetin bağırıp çağırmak yerine belgeyi olumlu bulduğunu açıklaması iflasın işaretidir. Çünkü bağırıp çağırsa ‘kumda oyna’ diyecekler. AB işi bitince yalan rüzgarı bitecek ve piyasaların nasıl zaptu rapt altında tutulabileceği meçhul. Hükümetin sonunu getirecek bir finans krizi patlak verebilir. Ama güneş balçıkla sıvanmıyor.Avrupa basını bu belgeyi Türkiye’ye ‘hayır’ anlamında yorumlarken bizim basın ve hükümetin çabaları yalan rüzgarını daha ne kadar ettirebilir ki...Erdoğan sattığı malı (Türk Telekom) çok iyi fiyata kakaladığını (!) ve AB ile havanın günlük güneşlik olduğunu zannetmeye devam etsin. Bu rüyadan uyandığında her şey kendisi için çok geç olacak gibi...