'Yavaş Ölüm'... Kuğunun Ölümü Gibi... - Erol Manisalı
<P>Avrupalılar buna <I>''yavaş ölüm''</I> adını takmışlar. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde sürekli olarak oyalanırken bütün kalelerin yavaş yavaş ele geçirilmesi ve sömürgeleştirilmesine Avrupalının verdiği şık ve anlamlı isim bu!.. </P> <P>Yavaş ölüm.. yavaş yavaş, aynen <I>''Kuğunun Ölümü''</I> nde olduğu gibi. </P> <P>Ancak burada çırpınan ve ele geçirilmek istenen bir millet, bir cumhuriyet, bir toplum. 70 milyonu aşan bir halk.. ve Avrupalının uygun gördüğü isim, <I>''yavaş ölüm''</I> ... </P><div style="display:none">cialis coupons printable <a href="http://blog.suntekusa.com/page/Free-Printable-Cialis-Coupons">link</a> discount prescription drug card</div><div style="display:none">naproxennatrium <a href="http://www.zygonie.com/blog/page/naproxen-fk-KK1">go</a> naproxen kruidvat</div><div style="display:none">claritin mazilo <a href="http://www.speeddatingmixers.co.uk/blog/blog/page/Claritin-Mazilo">claritin tablete</a> claritin mazilo</div><div style="display:none">arcoxia 90 mg wikipedia <a href="http://www.speeddatingmixers.co.uk/blog/blog/page/Arcoxia-90" rel="nofollow">read</a> arcoxia cena</div>
Tabii insanlar Kuğu Gölü balesinde olduğu gibi yok olmuyorlar. Ama sömürgeleşiyorlar, görünmez zincirlerle ellerinden, kollarından ve beyinlerinden emperyalizme bağlanıyorlar.
- Onların dev tekelleri pazarımıza egemen oluyor. Yerli (ulusal) şirketler kayboluyor. Erdemir'ler, Seydişehir'ler, TÜPRAŞ'lar, SEKA'lar, THY, Tekel'ler ve daha niceleri, yabancı dev tekellerin eline geçiyor.
Sanayileşme politikamız olmuyor. Onların devletleri ve şirketleri bizim sanayimizi yürütmeye başlıyor.
- İşçi, yabancı devlet tekellerinin ve bu tekellerle birlikte çalışan Batı devletlerinin güdümüne ve insafına terk ediliyor.
- Köylü de dev Batı tekellerinin Türk tarım sektörüne egemen olmasıyla ''ucuz bireylerden oluşan bir topluluk'' haline geliyor.
- Eğitim kurumları gayri milli sermayenin ve yabancı devletlerin güdümüne giriyor. Öğrenciler kendi toplumundan koparılıyor...
- Lozan masaya yatırılıp Sevr'e doğru bir mavna gibi sürüklenmeye başlıyoruz...
İşte Türkiye-AB ilişkilerinde öngörülen sonuç, ''yavaş ölüm'' budur. Yalnız AB'nin değil, içimizdeki bazı çevrelerin de ''yarı bilinçli öngörüleri'' ile örtüşen bir sonuçtur. Onun için Ankara'daki ünlü bir danışman, televizyon kanallarında geçen yıl bağıra bağıra ''200 yıldır ilk defa Batı'nın talepleri ile bizim taleplerimiz örtüştü'' diyebilmişti. Tabii o şahsın ''bizim'' sözcüğü ile kastettiği ''sadece kendileri'' idi. Yoksa 70 milyonun bundan haberi bile yoktu. Bu tespitimi Cumhuriyet'te yazmıştım.
Yavaş ölüm Batı'nın Türkiye üzerindeki taleplerinin kimileri tarafından karşılanması ile gerçekleşebilir. Avrupalının yavaş ölüm ile kastettiği de budur. Talep ve dayatmaların yavaş yavaş yerine getirilmesi eylemi.. yavaş yavaş gerçekleşen bir ölüm. ''Kuğunun Ölümü'' gibi bile değil. Çırpınma bile görülmeyecek...
Bekleme odasında iğfal mi?
Ben buna bekleme odasında iğfal adını vermiştim. Benimki Avrupalının ''yavaş ölüm'' benzetmesinden daha masum bile sayılabilir. Kitabı bu adla yayımladığım zaman bana ''Çok sert değil mi?'' diye takılanları Avrupalının mat ettiğini görüyorum. Yavaş ölüm diyerek adını dümdüz koymuş, ''Bu bir ölümdür'' diyor.
Avrupalı böyle diyor; sonunda ölüm olduktan sonra bekleme odasında olan bitenlerin tartılmasına, ağır ya da hafif denilmesine de gerek kalmıyor; her şey zaten bitmiş olmuyor mu?
Adamlar bunu değişik ifadelerle zaten hep söyleyegeldiler;
- Valéry Giscard d'Estaing ''Türkleri kandırmakla ayıp etmiyor muyuz?'' diye kaç yıldır söyleyip duruyor.
- 2002 Kopenhag doruğunda Danimarkalı ve Alman dışişleri bakanları, bütün gazetecilerin gözleri (ve kulakları) önünde ''Türkiye'yi önce uyutacağız, sonra da unuturuz'' demediler mi?
- Daha dün Chirac, Merkel ve birçokları, ''Türkiye için çok özel koşulları uygulamak gerekecektir'' diye açıklamalar yapmadılar mı? Yeni açıklanan çerçeve anlaşmasına, 17 Aralık dışında yeni kısıtlamalar getirilmedi mi?
Avrupa'nın yavaş ölüm benzetmesine şaşıranlar kimler biliyor musunuz? 1989'da AB tarafından reddedildikten sonra, Türkiye'yi özel statüye (ve yavaş ölüme) götürürken, üye yapıyoruz diye halkı kandıranlardır.
Avrupalı da ''yavaş ölüm'' deyince bunların maskeleri, sadece bizler tarafından değil, bazı Avrupalılar tarafından da düşürülmüş oldu.
Telaşları ve korkuları bundan...