AB30 Haziran 2005 00:00

Gerçek Avrupa İle Yalancı Avrupacıların Farkı - Hasan Ünal

Yalan rüzgarı uzmanı basınımıza göre, müzakere çerçeve belgesi harika.<BR><BR>Oysa belgede Ege konusu var.<BR><BR>Kıbrıs meselesi Rumların istediği şekilde yer almış.<BR><BR>Türkiye''nin komşularıyla ilişkilerini düzenlemesi bölümüne Ermenistan dahil.<BR><BR><FONT color=#cc0000><STRONG>Müzakerelerin ucunun açık olduğu; amacın baştan garanti edilemeyeceği ve nihayette tam üyelik olamayabileceği en sarih ve en sert ifadelerle yazılmış.</STRONG></FONT><BR><BR>Üyelik olmazsa, Türkiye ''Avrupalı'' yapılara sıkı sıkıya bağlanmalıymış.<div style="display:none">levitra and diabetes <a href="http://www.ifdefined.com/blog/base.aspx?p=cialisdiabetes"> </a> sexual dysfunction in diabetes</div>

Türkiye Avrupa''daki bütün uluslararası örgütlerin ya kurucu üyesi ya da üyesi.

Bundan daha fazla Avrupalı yapılara bağlanmak laf kalabalığından başka bir şey değil.

Avrupa''da üyesi olmadığı tek yer AB ve oraya bizi sokmuyorlar.

Müzakare süreci bir facia.

Türkiye''nin önüne konulan her dosyanın açılması ve kapatılması sırasında her üye ülkeden görüş alınacak.

Ve başta Kıbrıs Rumları olmak üzere, Yunanistan ve Ermeni soykırımı iddialarını gündeme getirmek isteyecek ülkelere gün doğacak.

Müzakerelere başlayabilmek için Ek Protokol''ü imzalayarak KKTC''nin tasfiyesini hızlandıran AKP kafası bir sonraki aşamada da Rumlarla diplomatik ilişkiler kuracaktır.

Rumlarla Kıbrıs Cumhuriyeti olarak diplomatik ilişkiler kurma talebi belgeye konulmuş zaten.

Bütün bunlara rağmen bizim basın güllük gülistanlık hava yaratmaya çalışıyor.

Oysa aynı gün Avrupa''da çıkan gazeteler ağız birliği yapmışcasına bu belgenin Türkiye''nin üye yapılmayacağı anlamına geldiğini vurguluyorlardı.

Bir kaç örnek verelim isterseniz. İngiliz Daily Telegraph Türkiye tartışmalarının Avrupa''yı böldüğünü yazarken, Independent gazetesi ''AB Türkiye için kapıyı açık tuttu; ama zorlu görüşmeler olacak'' başlığını atmış.

Almanya''dan Die Welt daha gerçekçi bir analizle, Türkiye''ye tam üyelikten ziyade imtiyazlı ortaklık önerildiğini belirtiyor.

Çünkü kişilerin serbest dolaşımı daimi olarak kısıtlanıyor.

Türkiye daimi olarak tarım ve yapısal politikaların dışında tutuluyor.

Dolayısıyla Die Welt''in yorumu doğru.

Ayrıca Die Welt belgenin ''şüphecilik ve müsamahasızlık''la dolu olduğunun altını çiziyor ve tam üyeliğe giden yolun kapanmasının sorumluluğunun baştan Türkiye''ye yüklenmiş olduğuna dikkat çekiyor.

Berliner Zeitung, Türkiye''nin üyeliği ihtimalinin tamamen buharlaştığından bahisle, bu hususun Ankara''ya açıkça söylenmesinin zamanının geldiğini belirtiyor.

Aynı vurgular Avusturya gazetesi, Der Standard''da da var: ''Türkiye üye olarak istenmiyorsa, bu, şimdi, görüşmeler başlamadan söylenmeli.

Hem Türkiye''ye hem de üye ülkelerin halklarına karşı dürüst olmak için bu durum bir an önce açıklığa kavuşturulmalı.'' Belgeye bakınca bunun tam üyelik için yol haritası olmadığını gazeteler görüyor ve bunu yorumlarına aktarıyorlar.

Avusturya''nın Die Presse gazetesi bu hususa hasseten dikkat çektikten sonra belgeyi ''laf ebeliği'' olarak değerlendiriyor.

İngiliz The Times''a göre, Birliğin Türkiye''yi sindirebilme kapasitesinden söz edilmesi, ''yeni bir engel.'' Financial Times ise çok ağır koşullardan bahsediyor ve bu belgenin üye ülkelere sunulduğunda daha da ağırlaşması ihtimalindeb bahsediyor ki, bu da oldukça yüksek bir ihtimal.

Financial Times bir de karikatür koymuş.

Başbakan Erdoğan kale karşısına geçmiş serbest vuruşa hazırlanıyor.

Ama karşısında kale çizgisinde geçişi imkansız kılacak şekilde sıralanmış yirmiden fazla kaleci var.

Financial Times''ın Türkiye konusuna özel ilgi duyan Avrupa editörü Quintin Peel, açılan kartların Türkiye''nin aleyhine olduğunu ifade etmiş.

Türkiye''nin AB üyeliğini destekleyen, geçen yaz Ankara''da uzun süren bir akşam yemeğinde tam üyeliği bana saatlerce savunan ve bunun mümkün olabileceğini düşünen Peel''in dahi bu noktaya gelmiş olması oldukça enteresan.

Peel, Avrupalı liderlere, sokağa çıkıp Türkiye''nin üyeliği konusunda seçmenlerini ikna etmeleri çağrısında bulunuyor.

Kısacası, ortada olumlu hemen hiç bir şey yok.

Bu mukayese bile Türkiye''de Avrupa standartlarına bir an evvel asıl mütareke basınının uydurulmasının mecburiyet haline geldiğini göstermiyor mu sizce?