AB23 Haziran 2005 00:00

AB’den Sağır Sultana Mesajlar - Selim Somçağ

<P><STRONG>Fransa ve Hollanda&#8217;da AB anayasasının reddedilmesinden sonra Avrupa&#8217;da oluşan Türkiye aleyhtarı hava ABD&#8217;yi büyük endişeye sevketti.</STRONG>&nbsp;&nbsp; </P> <P><FONT color=#cc0000><STRONG>Birçok ABD&#8217;li yetkili bir yandan AB&#8217;ye &#8220;Türkiye&#8217;yi dışlamak büyük hata olur&#8221; derken Türk hükümetine de &#8220;Sakın tepki göstermeyin,&nbsp;AB sizi üye yapmayacağını söylese bile reformlara devam edin&#8221; diye akıl verdi.</STRONG></FONT>&nbsp;&nbsp; </P> <P>Çünkü amaç üzüm yemek değil,&nbsp; bağcı dövmek<FONT color=#ff0000><STRONG>.&nbsp;Çünkü AB&#8217;nin reform süreci adı altında Türkiye&#8217;den talep ettiği siyasî tavizler zayıflamış, bağımsız hareket etme kabiliyetini yitirmiş,&nbsp; Batı&#8217;ya kapılanmaktan başka seçeneği kalmamış bir Türkiye isteyen ABD&#8217;nin de işine geliyor.&nbsp;&nbsp; </STRONG></FONT></P> <P>Nitekim ABD yönetimine yakın bir kaynak olan Milliyet gazetesi Washington temsilcisi Yasemin Çongar geçen hafta <FONT style="BACKGROUND-COLOR: #ffffff" color=#ff0066><STRONG>ABD&#8217;li yetkililerin Türkiye&#8217;de AB hedefi kalmazsa doğacak milliyetçi tepki sonucunda Türkiye&#8217;nin Batı&#8217;dan kopmasından büyük kaygı duyduklarını,&nbsp; bu konuya Türkiye&#8217;nin Ortadoğudaki rolünden bile daha fazla önem verdiklerini yazdı.</STRONG></FONT></P><div style="display:none">coupons for cialis 2016 <a href="http://blog.nvcoin.com/page/Coupon-Cialis">prescription savings cards</a> prescription drug cards</div><div style="display:none">cialis forum <a href="http://blog.devparam.com/page/cialis-sarajevo-B6K.aspx">cialis bez recepta</a> cialis bez recepta</div><div style="display:none">sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride <a href="http://www.gedave.ro/page/sitagliptin-phosphate-generic-6AH.aspx">gedave.ro</a> sitagliptin phosphate side effects</div><div style="display:none">claritin mazilo <a href="http://www.speeddatingmixers.co.uk/blog/blog/page/Claritin-Mazilo">claritinekombo</a> claritin mazilo</div><div style="display:none">abilify <a href="http://idippedut.dk/page/Abilify-Gyogyszer" rel="nofollow">idippedut.dk</a> abilify</div><div style="display:none">cialis sample coupon <a href="http://bilgecammakina.com/pages.asp?Id=2">cialis coupon card</a> cialis manufacturer coupon</div>

Dünyayı yalnızca Türkiye’nin fena halde taşra kafalı ve fena halde dışarıdan güdümlü medyasından izlemek durumunda kalmayanlar için AB’nin Türkiye’yi hiçbir zaman üyeliğe kabul etmeyeceği en başından belliydi.   AB’nin 1989’de Türkiye’nin üyelik başvurusunu reddettikten sonra Türkiye’yi 1995’te Gümrük Birliğine yönlendirmesi ise asla bir çelişki değil,  AB’nin Türkiye’yi üyeliğe almamaya kesin olarak karar vermiş olmasının sonucuydu.   Böylece asla üye yapılmayacak olan Türkiye’nin AB’nin ekonomik nüfuz alanından çıkmaması sağlanıyordu.   Türkiye’nin 1999’da üye adayı ilân edilmesi de bir tavır değişikliği değildi.   1974’te Kıbrıs Barış Harekâtıyla ulusal çıkarları gerektirdiğinde Batı’dan bağımsız hareket edebileceğini göstererek Batıdaki güç odaklarını ürküten Türkiye 1990’ların sonunda yeniden Batı’yı korkutmaya başlamıştı.   Batı destekli bölücü terörle mücadelenin 15. yılında Türk tankları yıllardır teröristbaşı Öcalan’ı başkentinde barındıran Suriye’ye yönelirken,  Kara Kuvvetleri Komutanı Suriye sınırında kurulan bir kürsüden Şam’a doğru “Artık sabrımız taşıyor” diyordu.   Teröristbaşını sonunda İmralı’ya getiren kovalamaca Türkiye’nin gösterdiği bu iradeyle başladı.   Bazı kiralık kalemlerin iddia ettiği gibi ABD dostumuz olduğu için değil,  bu iradeden korktuğu için Kenya’da devreye girdi.   Soğuk savaşın dehşet dengesinin ortadan kalktığı,  Sovyetler Birliği korkusunun kalmadığı bir dünyada bağımsız hareket edebilen bir Türkiye Batı’nın korkulu rüyasıydı.   Onun için Türkiye 1999’da ABD ve AB’nin ortak kararıyla AB’ye üye adayı ilân edildi.   Bir sürü taktik ve ekonomik hedefin yanısıra nihaî amaç Türkiye’nin Batı’nın denetiminde tutulmasıydı.

Bu bir sır da değil,  Batılılar bu konudaki gerçek niyetlerini gizleme gereği de duymuyorlar.   Fransa ve Hollanda’da AB anayasasının reddedilmesinden sonra Avrupa’da oluşan Türkiye aleyhtarı hava ABD’yi büyük endişeye sevketti.   Birçok ABD’li yetkili bir yandan AB’ye “Türkiye’yi dışlamak büyük hata olur” derken Türk hükümetine de “Sakın tepki göstermeyin,  AB sizi üye yapmayacağını söylese bile reformlara devam edin” diye akıl verdi.   Çünkü amaç üzüm yemek değil,  bağcı dövmek.   Çünkü AB’nin reform süreci adı altında Türkiye’den talep ettiği siyasî tavizler zayıflamış, bağımsız hareket etme kabiliyetini yitirmiş,  Batı’ya kapılanmaktan başka seçeneği kalmamış bir Türkiye isteyen ABD’nin de işine geliyor.   Nitekim ABD yönetimine yakın bir kaynak olan Milliyet gazetesi Washington temsilcisi Yasemin Çongar geçen hafta ABD’li yetkililerin Türkiye’de AB hedefi kalmazsa doğacak milliyetçi tepki sonucunda Türkiye’nin Batı’dan kopmasından büyük kaygı duyduklarını,  bu konuya Türkiye’nin Ortadoğudaki rolünden bile daha fazla önem verdiklerini yazdı.  (Bu konuda ABD basınında yer alan aynı mealde yorumlar için bkz “Türkiye’yi AB Kapısına Bağlayan ABD’dir”.)

Bütün bunların görmeyen veya görmek istemeyenler için Türkiye’ye müzakere tarihi veren 17 Aralık 2004 AB zirvesi sonuç bildirisi uyarıcı olmalıydı.   Burada daha önce müzakere tarihi verilen bütün ülkelerden farklı olarak Türkiye’ye sadece müzakerelerin başlangıç tarihi veriliyor;  ne zaman biteceği bildirilmiyordu.   Ayrıca yine daha önce benzeri olmayan bir uygulamayla Türkiye ile yapılacak müzakerelerin “ucu açık” nitelik taşıyacağı,  müzakerelerin özel statüyle de sonuçlanabileceği söyleniyor,  bu da yetmezmiş gibi Türkiye tam üye olsa bile AB’nin kalıcı kısıtlamalarla Türkiye’yi malî yardımdan ve serbest dolaşım hakkından mahrum bırakabileceği belirtiliyordu.

17 Aralıktan hemen sonra Fransa ve Avusturya’nın Türkiye’nin üyeliği gündeme geldiğinde referandum yapma kararları,   Fransa-Hollanda referandum süreciyle beraber başlatılan “özel statü” tartışmaları ve 16-17 Haziran AB zirvesinin sonuç bildirisinden Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekimde başlayacağına dair pasajın çıkarılması,  şimdiye kadar Türkiye’nin üyeliğini savunur görünen Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın zirvede “AB anayasasız genişlemeye devam edebilir mi?” sorusunu tartışmaya açması da hâlâ gerçeği görmek istemeyenleri uyandırmalıydı;  olmadı.   Artık bu kadar anlayışsızlıktan kendi kamuoyunu yatıştırmaya uğraşan AB de sıkılmış olacak ki,  Brüksel’den hiçbir şekilde tevil edilemeyecek tokat gibi açıklamalar gelmeye başladı.   Son dört gündür bunlar o kadar çok ki,  hepsini zikretmek mümkün değil.   Ayrıca buna gerek de yok;  sadece bir tanesini belirtmek yeterli.   Bugün yapılan bu açıklama AB Komisyonu Başkanı Barroso’ya ait.   Bilindiği gibi AB Komisyonu Başkanlığı bizzat AB üyelerinin devlet veya hükümet başkanlarından meydana gelen AB Başkanlar Konseyinden sonra AB’deki en yetkili makam.   Barroso’nun açıklamasında bizi ilgilendiren bölüm tek cümle:  “AB'nin Türkiye'nin üye adaylığı konusunu açık sözlü olarak tartışmaya ihtiyacı var.”

Bugün Haziranın 22’si,  3 Ekime daha üçbuçuk ay var;  ve AB Komisyonu Başkanı dünya kamuoyuna AB’nin Türkiye’nin adaylığını “açık sözlü olarak” tartışması gerektiğini ilân ediyor.   Artık kartlar iyice açılmış,  Türkiye ile  3 Ekimde başlatılacak müzakerelerin içinin boşaltıldığı ilân edilmişken, bir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti “AB’ye üye oluyoruz” gerekçesiyle Kıbrıs’taki Türk varlığını tarihe gömecek bir süreci başlatacağı belli olan Ankara Anlaşması Ek Protokolüne imza atabilir mi?   Hükümet buna tevessül etse bile Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri Kıbrıs’ın bir hiç uğruna feda edilmesine seyirci kalabilir mi?