AB20 Haziran 2005 00:00

"BAŞMÜZAKERECİ", MÜZAKERELER VE SONUÇ - Erol Manisalı

<P>Ali Babacan , AB ile görüşmeler için <I>''Başmüzakereci''</I> oldu. Babacan Türkiye-AB ilişkilerine nasıl yaklaşıyor, önce onu görelim. </P> <P>2003 yılının Davos toplantısında Babacan gazetecilere şu açıklamayı yapmıştı: <I>''Türkiye AB'ye üye olmasa da Avrupa Para Sistemi (APS) içine girmelidir.''</I> Türkiye zaten, hiçbir aday ülkenin imzalamadığı gümrük birliğine tek yanlı bağlanmış. Dış ticaret politikasının yürütülmesini, <I>''egemenlik hakkını devrederek Brüksel'e bırakmış''</I> . </P><div style="display:none">oxcarbazepine dosage <a href="http://www.bilie.org/blogengine/page/oxcarbazepine-49L.aspx">click</a> oxcarbazepin</div>

Şimdi Ali Babacan, Türkiye'nin APS'ye girerek parasal işlerini de ''tek yanlı olarak Brüksel'e devretmesini'' istiyor. Bir ayağı kelepçelenen Türkiye'nin ikinci ayağını da bağlamak istiyor.

''Başmüzakerecimizin'' Türkiye-AB ilişkilerine nasıl baktığını göstermek için bu açıklamasını okurlarıma anımsatmak istedim.

- Babacan'ın ve benzerlerinin bu yaklaşımları, ''Türkiye'nin AB'nin himayesi altına sokulması'' anlamını taşır.

- 17 Aralık 2004'ten bir gün önce Tayyip Erdoğan şu görüşünü açıklamıştı: ''AB'den üyelik falan istemiyoruz ki; sadece görüşmelere başlamak bizim için yeterlidir.''

Neyi müzakere edecekler?

Ali Babacan ile yardımcıları AB ile neyi müzakere edecekler ki?

1) Türkiye zaten yarı yarıya özel statü altına sokulmuş.

2) AKP hükümeti tarafından kabul edilen 17 Aralık 2004 belgesi ile ''özel statüyü derinleştiren tüm koşullar hazırlanmış'' . Metni okuyan orta zekâlı her vatandaş bunu anlayabilir.

3) Türkiye'nin içeri alınmadan özel statüye götürülmesi, eskiden Avrupa tarafından örtülü yürütülürdü. Son aylarda bunu açık açık söylemeye ve yürütmeye başladılar.

Görüşme masasının üzerine Lozan'ı yatıracaklarını, üye ülkelerin parlamentolarının art arda aldıkları ''yeni koşullarla'' açık açık gösteriyorlar.

4) Başmüzakerecinin Davos'ta yaptığı değerlendirmeye baktığımız zaman, ''kendisinin özel statüye yakınlığını gösteren'' bir kişiliği görüyoruz.

5) Görüşmelerde galiba, ''Türkiye AB'nin dışında tutulurken, 80.000 sayfalık metnin nasıl kabul edileceği pazarlık konusu olacak'' .

Böylelikle Türkiye AB'ye alınmazken, egemenlik haklarının devri genişletilecek ve derinleştirilecek.

Zaten amaç da bu değil mi? ''Bekleme odasında iğfal'' derken anlatmak istediğim işte buydu.

Ve son darbe...

Soğuk savaş bittikten sonra içimizdeki Danimarka'nın varmak istediği sonuç zaten bu değil miydi? ''Avrupa Türkiye'yi içine almadan himayesi altına sokmak istiyorsa, biz bunu kabul ediyoruz'' diyenlerin amacı başka ne olabilir ki?

- İçimizdeki gayri milli sermaye çevreleri.

- Etnik bölücüler.

- Ve 1997 sonrasında bu iki gruba dahil olan köktendinciler.

Bugün üçü de Batı emperyalizmi ile işbirliği içindeler. Her biri ''kendi özel hesabını'' Brüksel ve Vaşington üzerinden yürütmeye çalışıyor.

1) Gayri milli kimi sermaye çevreleri ''Batı kapitalizmi ve onların dev şirketleri adına'' Türkiye'yi yönetmek istiyorlar. Araçları liberal ekonomi, liberal (ve biçimsel) demokrasi; sonuç, faşizm...

2) Bölücüler, AB ve ABD desteği ile Güneydoğu Anadolu, Doğu Karadeniz, İstanbul ve Hatay'ı Türkiye'den kopararak ülkeyi parçalamak istiyorlar.

3) Kimi köktendinciler 80 yıllık hesaplarını, ''AB'yi ve ABD'yi arkalarına alarak İslam ağırlıklı bir devlet yapısı kurmak amacındalar'' .

Türkiye'de herkesin bu net tabloyu görerek yerini iyi belirlemesi gerekiyor.

- Gerçek demokrasinin, çağdaş uygarlığın, Cumhuriyet'in ve halkın yanında mı olacağız?

- Yoksa emperyalizmin bölgedeki bir kuklası haline gelerek halkımıza ve bölge insanına ihanet mi edeceğiz?

Karşımızdaki seçenekler bu kadar açıktır...