AB16 Haziran 2005 00:00

TÜKENEN ÜMİTLER VE YAKLAŞAN TEHLİKE - Hasan Ünal

AB, Türkiye konusunda oldukça dikkatli davranıyor ve Ankara''nın zaten olmayan üyelik perspektifini tamamen ortadan kaldırıyor.Önce 16-17 Haziran tarihleri arasında yapılacak AB zirvesi taslak sonuçları alt üst oldu.Fransa''nın girişimiyle gerçekleşen operasyon sonucunda zirve kararlarında yer alacak Türkiye paragrafı kuşa çevrildi.17 Aralık kararlarından bahseden ve Ankara''nın 3 Ekim 2005 günü AB''ye katılımını amaçlayan müzakerelere başlamasına ilişkin olarak alınan kararların hatırlatıldığı paragraf metinden çıkarıldı. Bunun yerine AB zirvesinin 17 Aralık 2004''de Türkiye''ye ilişkin olarak aldığı kararı hatırlatan içerik itibariyle boş bir cümle konuldu.Üstelik bu cümlenin devamında 17 Aralık kararlarından AB tarafının ne anladığını izah eden iki cümle ilave edildi.Bunlardan biri Türkiye''nin Ek Protokol''ü imzalaması gereğinden bahsederken, bunu takip eden cümle aynı konuda daha sert ifadelere yer veriyordu.cialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Bu cümleye göre, ''Protokol''ün imzası, onayı ve daha sonra da uygulamaya konulması Türkiye''nin AB üyelerinin hepsiyle ve hasseten de Kıbrıs Cumhuriyeti''yle (yani Rum Yönetimiyle) ilişkilerini normalleştirmesi yolunda önemli adımlar teşkil edecek''ti.

Protokol''ün AB ve Rumlar tarafından hangi anlamda anlaşıldığı konusunda en ufak bir şüpheye yer bırakmayan bu cümle aynen 26 Nisan günü Lüksemburg''ta toplanan Ortaklık Konseyi''ne AB tarafının getirdiği Ortak Tutum Belgesi''nden girmiş.

Malum, bu toplantıya Abdullah Gül katılmıştı ve bizim basına göre güya Gül, karşı tarafı Kıbrıs''ta referandum öncesi verdikleri sözleri yerine getirmeleri gerektiği konusunda uyarmıştı.

Oysa bunlar sadece laftan ibaretti; zira AB üyesi yirmi beş ülke ve AB Komisyonu küçük puntolara dizilmiş on yedi sayfalık Fransızca bir Ortak Tutum Belgesi ile bu toplantıya katılmış ve emirname mahiyetindeki bu belgeyi de Gül''ün eline tutuşturmuştu.

Okuma özürlü yağcı basın ve televizyonlar ise bu belgeyi adeta halktan saklamışlardı.

Ama onlar sakladı diye belge ortadan kalkmadı.

İlgili bölümler bu defa zirve kararlarına giriyordu. Giriyordu diyorum; zira yukarıda izah ettiğimiz şekilde Türkiye paragrafının kuşa çevrilmesi de AB tarafını tatmin etmedi.

Fransa''nın girişimleri ve Almanya''nın da desteği sonucu genişleme ile ilgili bütün paragrafların zirve sonuç bildirgesinden çıkarılması kararlaştırıldı.

Çünkü AB kamuoyları genelde genişlemeye özelde ise Türkiye''nin AB''ye alınmasına karşı çıkıyordu ve bu itirazlarını da en belirgin bir şekilde anayasa referandumlarında ortaya koymaktaydı.

Bu durumda genişlemeden şöyle veya böyle bahseeden bir sonuç bildirgesi AB liderlerini zora sokacaktı.

Dolayısıyla bütün paragrafların metinden çıkarılması daha akla yatkındı.

Ayrıca bu sayede Türkiye''yi zirveye davet etme mecburiyeti de ortadan kalkıyordu.

Şimdi yapılması gereken şey, bahaneler bulup Türkiye''nin müzakerelere 3 Ekim tarihinde başlamasını durdurmak ve/veya başlamış gibi olsa da Aralık zirvesinde müzakereleri Alman Muhafazakar partilerine durdurtmak. Bütün bunlar Türkiye''nin AB perpektifi diye bir şey kalmadığını gösteriyor.

Bizim basın ve televizyonlar halktan saklasalar da bu gerçek değişmiyor.

18 Eylül''de Almanya''da erken genel seçimler yapılacak ve bu tarihe doğru bizim ''piyasalar'' muhtemelen nefesini tutmuş bekliyor olacaklar.

Muhafazakar partilerin çok muhtemel görünen galibiyeti bu yalan rüzgarına nihai noktayı koyacak.

Ama yine de Türkiye''deki AB taşeronları ''biz üstümüze düşeni yapalım'' demeye devam edecekler.

Çünkü bu konu onların Türkiye''yi lime lime doğrama amaçları için en önemli araç.

Ancak hükümet açısından vaziyet o kadar olmayacak. Ekonomik büyüme yavaşlamasına rağmen artan cari açık ve aşırı değerli Türk lirası gerçekte olmayan ama piyasalarda gerçekmiş gibi estirilen AB rüzgarı sayesinde sürdürülebildi.

Yaz sonuna doğru bu yelkeni dolduracak yalan rüzgarı kalmayabilir.

O zaman da baskı altında tutulan ve o sayede enflasyonu düşmüş gibi gösteren kurlar harekete geçebilir.

İşte o zaman ne diyeceğini hükümet iyi düşünmeli…