AB12 Haziran 2005 00:00

Tabular ve hariçten gazel okuma üzerine - Gürhan Uçkan

İsveç'te gereğinden çok uzun bir süredir oturmakta olan biri olarak, burada diğer bütün yabancılarla aynı kaba sokulmak son derece bıkkınlık veren bir gerçek. Ama bir konuda gerçekten de aynı kaptayız: Ülkede tartışılmakta olan güncel bir konu hakkında bir gazeteye okur mektubu gönderirsek, görüşümüze gelen ilk tepki, ''İşine gelmiyorsa, memleketine dön!'' olur. Görüşümüzün ne olduğu, haklı olup olmadığımız geri planda kalır.cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnemicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mgoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

İsveç basınında son zamanlarda sık yer alan bir inanç var: Türkiye'de Ermeni konusunun tabu olduğu. Kısa bir süre önce Kürtlerle ilgili konular hakkında da aynı şeyi yazıyorlardı. Biz yurt dışındaki muhabirler, biraz da basınımızın üvey evlatları gibiyizdir. Bazıları, konforlu gazetecilik yaptığımızdan emindirler, bazıları da hata bulmaya bayılırlar. Hiç kuşkusuz, başımızın üzerinde sürekli olarak İskender'in kılıcını hissederiz: Memleketle ilgili bir şey yazdığımız anda gelecek ilk tepkinin ''Hariçten gazel okuyor'' olacağı ve bunu ''Sen gel de bizim bu ülkede her gün nelerle uğraştığımızı gör'' ün izleyeceğidir. İsveç'te gereğinden çok uzun bir süredir oturmakta olan biri olarak, burada diğer bütün yabancılarla aynı kaba sokulmak son derece bıkkınlık veren bir gerçek. Ama bir konuda gerçekten de aynı kaptayız: Ülkede tartışılmakta olan güncel bir konu hakkında bir gazeteye okur mektubu gönderirsek, görüşümüze gelen ilk tepki, ''İşine gelmiyorsa, memleketine dön!'' olur. Görüşümüzün ne olduğu, haklı olup olmadığımız geri planda kalır. İsveç'in 9 milyonu yeni bulan nüfusunun 1 milyondan fazlasını, yabancı kökenli kişiler oluşturur. Yani, benim burada doğan çocuklarım da benden ve annelerinden dolayı bir bakıma yabancı kabul edilirler. Stockholm'ün Kızılay'ı, Taksim'i, Konak'ı denilebilecek olan Sergel Meydanı'na bir gidin, gördüğünüz manzara sizi şaşkınlığa düşürür. Dünyanın birçok köşesinden ipini koparan hırsız-uğursuz orada toplanmıştır. Sanki at hırsızlarının Birleşmiş Milletler'i orasıdır! Metro girişinde ilaç alışverişi yapanlar, birbirleriyle itişen, dövüşen insanların tekmili yabancıdır, tam anlamıyla. Şimdi ben bu paragrafı bir İsveç gazetesinde yazmış olsaydım, derhal yabancı düşmanlığıyla ve hatta ırkçılıkla suçlanırdım. Oysa daha önceki gün, metroda yürüyen merdivende önümdeki basamakta duran yaşlı bir hanım aşağı varınca olduğu yerde tıp oynar gibi kalınca, ona çarpmamak için canım çıkmıştı. Ama bana, ''Pis yabancı, geldiğin yere dön!'' diye bağırmayı ihmal etmemişti. Yani, yabancı düşmanlığı ile pis yabancılık arasındaki mesafe hiç de o kadar uzun değil. İsveç'te bir başka tabu, İsrail'in resmi politikasının eleştirilmesidir. Maazallah! Derhal ''Yahudi düşmanı'' diye damgayı vururlar adama. İsrail hükümeti, 50'den fazla BM kararını dinlemezken devletler hukukunda ihlal edilmedik madde bırakmazken, işgal ettiği topraklarda utanç duvarları kurarken, duyulur duyulmaz bir sesle mırıldanan İsveçli politikacılar, diğer bazı ülkeler konusunda aslan kesilirler. İsveç'in, en çok silah ve askeri malzemeler aldığı ülkeler arasında İsrail'in, ABD ve Norveç'ten sonra üçüncü sırada yer aldığını kaç kişi bilir? Ya da 2000-2004 yılları arasında bu ülkeden 146 milyon Kron (28 milyon YTL) tutarında silah ve askeri malzeme ithal ettiğini... Ben de bilmiyordum ama hükümetin Tel Aviv'de bir askeri ataşe atamaya karar vermesinden sonra konu gündeme geldi de o zaman öğrendim. Olof Palme, yattığı yerde dönüyordur herhalde. İsveç'te bir başka aşılmaz duvar da desteksiz atan köşe yazarlarına yanıt verdiğiniz zaman karşınıza çıkar. Özellikle Ermeni konusunda ve Atatürk' le ilgili yersiz ve düpedüz mesnetsiz iddialara yanıt yazısı gönderirseniz ya havanızı alırsınız ya da öyle budayarak yayımlarlar ki, kendi yazınızı kendiniz tanımazsınız. Hele hele son birkaç yıldır her gazeteye bir adet lazım gibilerden ortalıkta bitiveren Kürt kalemşorlardan biriyse yanıt verdiğiniz, zahmet ettiğinizle kalırsınız. Atatürkçü Düşünce Derneği'nin İsveç'te de açılması ve bir grup aydınımızın bir tepki grubu oluşturmasıyla haksız suçlamalara yanıt verme girişimleri daha örgütlü ve düzenli hale geldi ama kapıları tutanlar hep aynı kişiler. Laf aramızda, bizim iş de çekilir gibi değil ama hani bir kere kanımıza girmiş...