AB10 Haziran 2005 00:00

Özel Statü, sömürgeleşmenin yeni adıdır - Erol Manisalı

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde sık sık özel statü istendiği ya da Türkiye'nin özel statüye götürülmekte olduğu yazılıp çiziliyor. Türkiye-AB ilişkilerinde özel statü nedir ya da ne değildir? Önce bunun açıklığa kavuşturulması gerekir. - Genel olarak ülkeler arasında ''özel statü'' tanımlaması kullanılmaz. Teknik olarak ''tercihli (imtiyazlı) rejimlerin uygulandığı'' ülkeler vardır. Bir taraf diğerine imtiyazlı bir rejim uygulayabilir. Örneğin AB'nin eski yıllarda tek taraflı olarak tercihli ticaret uyguladığı ülke veya grupları oldu. Bazı Afrika ya da Karaib ülkelerine tek taraflı ithalat kolaylıkları verildi. Bunun amacı, ''eski sömürge ülkelerini veya bölgelerini himaye ve denetim altında tutmaktı''. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvat

- Bazen de iki ülke veya iki grup aralarında ''tercihli ticaret anlaşmaları'' yapmışlardır. Bunlar daha çok, ''karşılıklı çıkarların korunmasına ve dengelenmesine yönelik anlaşmalardır'' . AB ile EFTA ülkeleri arasında 1980'li ve 1990'lı yıllarda bunların yapıldığını gördük. Hatta İsviçre ve Norveç'in AB ile ilişkileri, halen bu statü içinde yürütülmektedir.

- Türkiye'nin AB ile ilişkilerindeki durum, yukarıda ifade edilen iki modele de uymamaktadır. AB'nin örneğin Kuzey Afrika ülkeleri ile olan ilişkileri, ''dolaylı himaye ilişkisinin kurulması için'' verilen ticari imtiyazlar niteliğindedir. Bu ülkelerin yarın da AB'ye alınmayacakları daha en baştan ortaya konmuştur. Üyelik dışında bir ilişki düzenidir.

Türkiye-AB ilişkilerinde ise ''Türkiye'nin AB'ye alınma oyunu oynanırken, ülke AB'nin etkin denetimi altına sokulmaktadır. Tunus ya da Fas, AB ile ilişkilerinde açık, belirli bir statü içinde ve karşılıklı ticari imtiyazlara dayalı olarak çalışmaktadırlar. Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde ise tamamen ayrı bir yöntem ve uygulama söz konusudur.

1) Yöntem olarak Türkiye, ''AB'nin aday ülkesi durumundadır'' . Görünürde sanki üye yapılacakmış gibi biçimsel öğeler işletilmektedir.

2) İşin özünde ise Türkiye AB ile ilişkilerinde fiilen, ''üyelik konumundan uzaklaşmakta ve AB kurumlarına tek yanlı bağımlı hale getirilmektedir''. Bunun nasıl işletildiğini ve normal bir adaylıktan ülkenin nasıl uzaklaştırıldığını şöyle anlıyoruz:

- 1995'te hiçbir aday ülkenin imzalamadığı ve yalnızca Türkiye'nin imzaladığı Gümrük Birliği ile anayasaya, iktisat ve siyaset ilkelerine aykırı bir biçimde Türkiye'nin dış ticaret politikası Brüksel'e terk edilmiştir. Bu bir sömürge düzenidir ve ''bazı çevrelerimiz'' tarafından özellikle yaptırıldı. Bu çevreler gönüllü olarak AB (ve Batı) mandasını isteyen odaklardır.

- Türkiye son 10 yıl içinde, diğer adaylardan tamamen ayrılarak apayrı bir rayın üzerine oturtuldu. En son 17 Aralık 2004 müzakere süreci belgesi ile de, ''müzakereler yolu ile özel statüye götürme öğeleri, adları tek tek sayılarak ortaya kondu''.

- Ayrıca görüşme masasının üzerine Ermeni, Yunan, Patrikhane ve Güneydoğu talepleri: Lozan'ı parça parça edercesine görüşme zeminine oturtuldu.

1994 yılında DPT hazırladığı bir raporda, Türkiye tam üye yapılmadan Gümrük Birliği'ne girilemeyeceğini belgeleri ile ortaya koydu. Ama bazı güçler bunu yırtıp attılar ve yöneticileri tehdit ettiler.

Sessiz darbe süreci...

Soğuk savaşın bitiminde ''dar bir çevre tarafından işlerin nasıl planlandığını'' : DPT'nin karşı çıktığı gibi, hiç gerek yokken 6 Mart 1995 belgesinin niye imzalandığını: Özel statünün daha 1989'da, Türkiye'nin AB tarafından reddedildiği gün nasıl ve kimler tarafından uygulamaya konduğunu bütün belgeleri ile anlattım(*). 10-12 yıl öncesinden yazmaya başladıklarımın bir bir gerçekleşmesi işin vahametini daha da arttırıyor.

Önlerindeki gerçekleri ''özellikle görmek istemeyen'' ve hatta planlayan

- bazı iş çevreleri;

- bazı siyasi partiler;

- bazı bürokratik çevreler işi bu noktaya yani ''özel statü noktasına'' çeke çeke özellikle getirdiler.

6 Mart belgesini imzalattıranlardan 17 Aralık 2005 belgesini kabullenen kesimlere kadar herkes ''özel statünün altyapısını'' hazırlamış oldu. Tek yanlı bağlanmayı ''Avrupa yolunda Türkiye'' başlığı ile sunan sahtecilerden ''özel hesapları için'' yabancı himayesini savunanlara kadar herkes bu suçun içindedir.

Şimdi Avrupa'nın açıktan açığa dayatmaya başladığı özel statü yani ''mandayı'' , 72 milyona allayıp pullayıp pazarlamanın telaşı içine düştüler.

Türkiye, mandacıları tasfiye etmenin yolunu bulamazsa hiçbir sorun çözülemez. Önce bunların tasfiyesi gerekiyor.

(*) Türkiye-Avrupa İlişkilerinde Sessiz Darbe, Der. Yay. 2004