AB10 Haziran 2005 00:00

Avrupa'da Halkın İstemediği Ne? - Güray Öz

Şarkiyatçı Avrupalının foyası çoktan meydana çıktı. Onun kendi halkını da, Doğu halklarını da kandırması artık daha zor olacaktır. Emperyalist Batı tehlikelidir, ama bilinmez değildir. Asıl tehlikeli olan ve kendini gizleyebilen şarkiyatçı, içimizdeki şarkiyatçıdır. Ona kısaca, ''fikren ve cismen işbirlikçi'' diyorlar.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription card

Fransa'da ve Hollanda'da yapılan referandumlar AB'ciler için bir yıkım oldu. Fransızların, Hollandalıların büyük bir çoğunlukla AB Anayasası'nı reddetmelerini, Türkiyeli AB'ciler derin bir üzüntüyle karşıladılar, ama yine de ''müthiş'' görüşleri doğrultusunda yorumlamaktan kendilerini alamadılar.

Bir iddiaya göre, ''aşırı sağcı ve aşırı solcu'' Fransızlar ve Hollandalılar Türkiye'nin tam üyeliğine karşı oldukları için anayasaya ''hayır'' demişler.

Ortadakileri de kandırdılar herhalde!

Doğrusunu isterseniz, Avrupa'da hem solda, hem sağda, hatta ortada Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanlar epeycedir. Ama AB eliti, Türkiye'yi almaya ya da almamaya halkla birlikte karar verecek değildir. Hele şu son referandum yenilgisinden sonra, daha halksız yöntemler bulacaklarından emin olabilirsiniz. Fransa'da ve Hollanda'da anayasa ile Türkiye'nin üyeliği arasında bağ kuranların oranı, bizim kendilerine hem tersten, hem yüzden hayran AB'cilerimizin sandığından daha düşüktür.

Fransızların ve Hollandalıların AB Anayasası'na ''hayır'' demelerinin nedeni, anayasanın kendisidir.

****

Ne var ki bu anayasada?

Neoliberal politikaların Avrupa'nın ebedi sistemi haline getirilmesi var. Sosyal hakları sıfırlamanın yasal dayanağını yaratma çabası var. İşçileri, köylüleri, çalışanları, siyasetin dışına sürme gayreti var. Gerektiğinde, her yere, tıpkı ABD gibi müdahale edebilecek militer bir Avrupa oluşturmanın yolları var.

Peki Türkiye var mı?

Türkiye anayasada da Avrupa'nın yakın gündeminde de yok. Avrupa açısından Türkiye, sınırın ötesinde, ama sıkıca bağlı tutulmasında yarar bulunan bir ülkedir. Mümkünse yalnız, olmuyorsa ABD ile birlikte ''kullanılması'' gereken, küçümsenmesi olanaksız, bu nedenle de dertlerinin çoğaltılmasında yarar bulunan bir coğrafyadır. Avrupa'nın yönetici eliti, şimdi olumsuz sonuçtan azıcık yağ çıkarabilmenin peşindedir. ''Hayır'ın nedeni Türkiye'' zırvasının nedeni budur. Böylelikle, sonuçtan hem Türkiye sorununu çözebilmek için yararlanabilecekler hem de hayırcıların gerçekte neye ''hayır'' dediğini gözlerden gizleyebileceklerdir. Gizleyebilecekler mi? Zor görünüyor.

Mızrak çuvala sığmıyor.

****

Avrupa eliti, Türkiye'yi, sorunlarını kendi başına çözemeyecek bir ''Doğu ülkesi'' olarak görmekte ısrarlıdır. Onlar, bu sorunların (Ermeni sorunu, Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, olmazsa daha ekleyebilirler) Batı'yla birlikte, ama mutlaka Batı'nın isteklerine, çıkarlarına göre çözülmesini isterler. Onlara göre Doğulu, kendi sorunlarını çözecek yetenekte değildir. İflah olmaz şarkiyatçının mantığı hep böyle çalışır. Şarkiyatçı, Doğu'da sesini yükselten her muhalifi sorun yaratmaya çalışan kışkırtıcı olarak görmeye alışıktır. Şimdiki şaşkınlığının nedeni ise, uzun bir zamandır kurtulduğunu sandığı, kendi içindeki muhaliflerin, çok önemli bir sorunda taş koyması, yeniden boy göstermeye başlamasıdır. Telaşının nedeni budur. Yana yakıla çare ve sorumlu arıyor. Arasın. Şarkiyatçı Avrupalının foyası çoktan meydana çıktı. Onun kendi halkını da, Doğu halklarını da kandırması artık daha zor olacaktır.

Emperyalist Batı tehlikelidir, ama bilinmez değildir.

Asıl tehlikeli olan ve kendini gizleyebilen şarkiyatçı, içimizdeki şarkiyatçıdır.

Ona kısaca, ''fikren ve cismen işbirlikçi'' diyorlar.