Türk Halkı Cok Sabırlı - Yiğit Bulut
Fransız halkı 'Hayır' dedi. Neye 'Hayır' dedi? Chirac'ın ifadesiyle 'varolan Fransız sosyal modelinin, aşırı liberalleşme söylemi altında halkı ezebilecek bir serbest piyasa modeliyle değiştirilmesine'. Peki Fransızların durumu çok mu kötü? Örneğin; 3 bin dolar ile bir ay (bir yıl olmalı, yurttasulh) geçirip, bütçelerinin yüzde 45-50'sini faiz harcamasına mı ayırıyorlar, diğer bir ifadeyle; bütçede faize ayrılan miktar sosyal harcamaların beş katı mı? Hayır, 22 bin dolardan fazla bir kişi başı gelire ve dünyanın en yüksek sosyal harcama yapan devletlerinden birine sahipler... cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacieclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo
Sevgili dostlar, yukarıdaki giriş sonrası Türkiye örneğine dönmek ve Türk halkının neler çektiğini detaylandırmak istiyorum. Konuya bir altbaşlık daha ekleyelim ve soralım: 'Bütçemiz AB standartlarına uyuyor mu? veya 'Sizce bir ülkenin harcama gelir dengesi içinde en önemli pay nereye gitmeli?' Cevap herkese göre öncelik sırası değiştirmesine rağmen, ilk üç seçeneğin şöyle oluştuğuna eminim: Sağlık, milli eğitim, savunma. Peki Türkiye'de böyle mi oluyor? Cevap hepimizin bildiği gibi açık ve net: Olmuyor, olamıyor... Neden? Nedenlerine geçmeden 2004 bütçesinden örnek vererek en büyük kalemi not alalım: 2004 bütçemizin yüzde 46-50 arası bir bölümü faiz harcamasına gitti, 2005 için de çok farklı değil. Ne kadar korkunç bir tablo: 70 milyonluk dev bir ülke ve yıllık bütçesinin yarısı faiz denen, reel ekonomiye girmeyen bir kaleme gidiyor.
Peki bu faizi alanlar, parayı ekonomik çarka sokup, ülkeye yarar sağlayamazlar mı? Sağlayamazlar. Neden? Sebebi gayet açık;
70 katrilyon faiz kalemini cebe indiren sadece 3-5 bin tüzel-gerçek kişi de ondan. 70 milyon/ 3-5 bin: bu oranın yüzde 50'lik bir pay aldığı
bir ortamda ekonomiye giren paradan söz etmek mümkün değil. Bu noktada yeniden Fransa örneğine dönelim; acaba Fransızlar neye 'Hayır' dediler. Çok açık, kurulan sağlıklı düzenin 'liberalleşme' adı altında Türkiyeleşmesine...
Sevgili dostlar, bu noktada detaya inmek ve bana göre en önemli kalem olan sağlık harcamalarını ele alarak konuyu örneklemek istiyorum:
- 150.5 katrilyonluk 2004 bütçesinin 66.2 katrilyon lirası faize giderken sağlığa ayrılan pay sadece yüzde 2.9'a denk düşen 4.7 katrilyondur. AB'de sağlık harcamalarına ayrılan pay bütçenin yüzde 10'udur. Duralım ve soralım: sağlık harcamaları ne zaman AB standartlarına uydurulacak?
- Türkiye'de kişi başına sağlık harcaması 150-200 doları geçmezken, Fransa ve Almanya'da 2 bin-3 bin dolar arasında...
Sonuç: Türkiye'yi Fransalaştırma iddiası ile AB çıpasına sarılanlar ve bu projeyi sadece 'beklentilerin bir bileşimi' sananlar, yuvarlak lafları bırakıp en azından sağlık harcamalarını nasıl AB standartlarına çıkaracaklarını gerçekçi bir planla anlatsınlar. Bunu yapamadıkları her durumda ülke sadece sıcak paranın insafında dalgalanacak ve 'kendileri gibi olmak isteyenlerin varlığına' değil de 'kendilerine benzetmeye çalışacakların etkisine' inanan Fransız halkı bu projeye karşı durmaya devam edecek...
Bu noktada bir not: 2004 yılı bütçemizde 'eğitim, sağlık ve savunma paylarının toplamı yüzde 19', faiz payı yüzde 42'si, daha fazla söze ihtiyaç var mı?
Son söz: 3 Ekim öncesi beklenti bozulmasın diye üzerine titremek ile gerçekçi bir değişime imza atmak... AB yolunda Türk halkının yararına sizce hangisi daha gerçekçi?