AB30 Mayıs 2005 00:00

Geliyooor... Ultra AB, öz AB, hakiki AB geliyooor! - Zülfikar Doğan

Yani AB'nin piyasa ekonomisi, yoğun ve yaygın 'özelleştirme', kamu kuruluşlarının satışı, devletin ekonomideki ağırlığının azaltılması, tüm sektörlerin yabancı sermayeye açılması, yabancıların önündeki engellerin kaldırırlması yönündeki 'ekonomik kriterlerine, ilkelerine, koşullarına' karşın Fransa'da bu konuda ciddi 'direnç' var. Dün de yazdığım gibi telekomünikasyon başta olmak üzere, enerji, elektrik, ulaşım, demiryolu, bankacılık, petrol - petrokimya, akaryakıt dağıtımı, uçak sanayii, savunma sanayii ve hatta otomotiv üretimi alanında bile Citroen, Renault gibi kuruluşlarda 'kamu - devlet payı var. Bu gelişmeler, bu referandum sonuçlarının Türkiye'ye göstermesi gereken gerçek, 'körü körüne, ne pahasına olursa olsun AB'cilik' yerine, 'Ne Amerika, ne AB, önce Türkiye' politikalarını öne çıkartmak. cialis walgreen coupon site cialis coupon

 

Hep söylenen şey neydi?

'Fransızlar, 1789 devriminden sonra, Avrupa'da yeni bir devrimin daha öncülüğünü yapacak!'

Beklenen oldu, 'Devrim!' hayat buldu.

Fransızların, Avrupa Anayasası'na yanıtı 'Hayır' oldu.

Bir anlamda AB'nin köküne dinamit kondu.

Bu köşenin okurları hatırlayacaklardır. Söylediğim, yazdığım, savunduğum ve sık sık yinelediğim şey; 'Türkiye'nin 40 yılı aşkın Avrupa macerasının sonunu belki de Türkiye değil, bizatihi Avrupalıların, AB'nin kendisi getirecek' düşüncesiydi.

Hatta Türkiye için biçilen müzakere sürecinin öngördüğü, belirlendiği 'takvimin' sonunda belki de AB diye bir şey kalmayacak, kanaatini de sıkça yineledim, bu köşede.

Fransa, Fransızlar bunu yaptı aslında.

İnsanların, Avrupalıların kafasında 'istifhamlar' yarattılar; 'AB dağılacak mı, yaşayacak mı?'

Anketler, yarın, Hollanda'da yapılacak referandumdan da aynı sonucun, yani 'Hayır' çıkacağını gösteriyor.

En azından, yüzde 70'lerdeki 'hayır' oylarında, son birkaç günde gözlenen gerilemeye karşın, Fransa'daki sonuç, Hollandalı seçmenlerin kararını etkileyecektir, 'hayır' oylarının yeniden tırmanmasına yol açacaktır.

Fransa'da karşı oylar, büyük ölçüde kırsal kesimden, yani Fransız çiftçisinden geldi. Bunun yanı sıra işçiler, sendikalar, sol partiler ve muhafazakar sağ partilerde 'hayır' cephesinde yer aldılar. AB'nin 2006'dan itibaren yürürlüğe girecek 'Ortak Tarım Politikası' Fransız çiftçisinin tepkisini çekiyordu. Polonya, İspanya, İrlanda'da da benzer tepkiler var. İstihdam, yatırım, bütçe, para, özelleştirme politikalarına da çalışanların tepkisi söz konusuydu.

Yüzde 55 böyle bulundu. Fransa, AB içinde ekonomisinde devlet - kamu ağırlığı en yukarıda olan, yüzde 57 seviyesinde bulunan bir ülke. Tarımsal destekler, çiftçiye yönelik sübvansiyonlar devrede. Ancak ortak tarım politkası ile bunlar kalkıyor.

Yani AB'nin piyasa ekonomisi, yoğun ve yaygın 'özelleştirme', kamu kuruluşlarının satışı, devletin ekonomideki ağırlığının azaltılması, tüm sektörlerin yabancı sermayeye açılması, yabancıların önündeki engellerin kaldırırlması yönündeki 'ekonomik kriterlerine, ilkelerine, koşullarına' karşın Fransa'da bu konuda ciddi 'direnç' var. Dün de yazdığım gibi telekomünikasyon başta olmak üzere, enerji, elektrik, ulaşım, demiryolu, bankacılık, petrol - petrokimya, akaryakıt dağıtımı, uçak sanayii, savunma sanayii ve hatta otomotiv üretimi alanında bile Citroen, Renault gibi kuruluşlarda 'kamu - devlet payı var. Küreselleşmenin, 'kültürel benzeşme, sinema, televizyon, yayıncılık' gibi alanlarda da yayılması, bu alanlarda 'yabancı kurum, yatırım, sermayenin' önünün açılması konusundaki anlaşmaya şerh koyan, imzalamayan ülkelerin başında Fransa geliyor. Ulusal sinemasını destekleyen, ülkelerin başında da Fransa geliyor.

Yani AB'nin, IMF'nin Türkiye'den ve diğer yeni AB üyesi ülkelerden istediği kriterlerin önemli bölümüne muhalefet eden, kendi 'ulusal' politikalarını uygulayan bir ülke Fransa.

Diğer yandan referandum sonrası Avrupa basınında yer alan haberlere baktığımda, dikkatimi çeken 21 yaşındaki 'işsiz' Fransız gencinin sözleri oldu;

'Bu AB anayasası, tümüyle sermaye egemenliğine göre hazırlanmış bir anayasa. Anayasada 77 kez piyasa, 83 kez sermaye ve rekabet sözcükleri geçerken, sosyal sözcüğü sadece üç yerde geçiyor! Dolayısıyla bu anayasa sosyal politikaları, insanı öne çıkartan değil, paraya, sermayeye, piyasaya öncelik ve önem veren bir anayasa. Onun için de Fransa'nın geleceği için tehlikeli ve hayır denilmeli. Ben de hayır dedim.'

Ortak Anayasa'ya kurucu Fransa 'hayır' diyorsa, bu dalganın yayılması, AB'nin dağılması, yeni bir yapının ortaya çıkması muhtemel ve mukadder. Dolayısıyla AB 'yeniden' şekillenecek. Belki daha 'az sayıda' ülkeyi bünyesinde toplayan bir 'zenginler klübüne' dönüşecek. Belki, ilk kuruluştaki 6, bilemediniz 10 üyeli bir 'Yeni AB' veya, otobüs şirketlerinde olduğu gibi 'Öz AB, Hakiki AB' türünden, ya da 'Ultra AB' cinsinden yapılanmalar ortaya çıkabilecek.

Bu gelişmeler, bu referandum sonuçlarının Türkiye'ye göstermesi gereken gerçek, 'körü körüne, ne pahasına olursa olsun AB'cilik' yerine, 'Ne Amerika, ne AB, önce Türkiye' politikalarını öne çıkartmak. AB'nin kurucusu, 50 yıllık 'asil ve tam' üyesi Fransa bile kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutup, gerektiğinde 'Hayır' diyebiliyorsa, kendi 'gerçeklerini' önde tutuyorsa, bu da bize bir ders olmalı.

3 Ekim'de müzakere masasına otururken bunları dikkate almalı. Ona göre de bir müzakere heyeti oluşturulmalı. İş alemi, üniversiteler, medya kuruluşları, esnaf, çiftçi, işçi tüm toplumsal kesimler bu heyette yer bulmalı, temsilcileri masada olmalı. Türkiye 'işine' bakmalı. AB yolunda hazırlıklarını, pazarlıklarını tamamlamalı. Şayet AB dağılırsa, dağılacaksa, tam üyelik günü geldiğinde ortada AB, Mabe olmayacaksa, Türkiye buna da hazır olmalı. Boşu, boşuna yorulmamalı.

Kendi yoluna devam etmeli, yoluna koyulmalı.

Adamlar, 'Kıbrıs, Ermeni soykırımı, Kürt meselesi, Fener Patrikhanesi, Satın - özelleştirin teranesi, Apo'nun mahkemesi vb.' dediklerinde de yanıtımız;

'Hop dedik, duvarda açılmaz gedik. Parola Fransa, damsız kalkılmaz dansa. Burası Türkiye, koskoca ülke. Sanmayın arka bahçenizde, lebiderya bir arsa!' yanıtı verilmeli.