AB30 Mayıs 2005 00:00

“Hayır”da Hayır Vardır - Selim Somçağ

AB yalanı Türkiye’nin son 10 yılına maloldu. “AB’ye üye olacağız” yalanıyla Türkiye 1996’da Gümrük Birliğine sokuldu; “ihracat patlayacak” denirken ithalat patladı,  Türkiye büyüyen cari açığı yüzünden dış borçlanma rekortmeni ve kriz bağımlısı oldu, Türk sanayii ve perakende ticareti Avrupa’nın eline geçti, Türkiye’nin sanayileşme süreci durdu.  1999’da hiç lüzumu olmayan, Rus ruletinden daha riskli bir IMF programı yine AB istiyor diye kabul edildi; sonuç ortada, hâlâ da IMF başımızda. Öcalan AB zoruyla çıkan yasalarla ölümden kurtulup padişah hayatı yaşamaya başladı; Öcalan’ın yeniden yargılanması saçmalığını da birileri yine Türk halkına AB yalanıyla pazarlamaya çalışıyor.  naproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

Fransa’da dün yapılan referandumda Fransız halkı beklendiği gibi AB anayasasını reddetti.   Böylece Fransa’nın Avrupa Birliği içindeki siyasî entegrasyonu derinleştirerek bir Avrupa Birleşik Devletleri yaratma ve bu devletteki nüfuzu sayesinde ABD’ye kafa tutacak bir dünya gücü olma projesi büyük bir darbe aldı.

Fransa AB fikrinin mimarı ve çekirdek AB’nin de facto siyasî lideri.   Şimdi bu liderin AB ile ilgili siyasî vizyonuna halkının destek vermediği ortaya çıkıyor.   Bu durum devam ettiği sürece Fransız devletinin Avrupa Birleşik Devletleri projesine diğer AB üyelerinin destek vermesi mümkün değil.   AB’nin siyasî entegrasyonunun derinleşmesiyle Avrupa Birleşik Devletlerine doğru evrilmesi,  buna paralel olarak bir Avrupa Ordusunun kurulmasıyla dünya siyasetinde yeni bir süper gücün ortaya çıkması projesi bugün itibarıyla fiilen rafa kalkmıştır.   Böyle bir entegrasyonu derinleştirerek güçlenme vizyonunun ortadan kalkmasıyla AB’nin mevcut haliyle varlığını sürdürmesi bile orta vadede tehlikeye düşebilir.

Fransız halkının anayasaya Hayır demesinin temel sebebi ise Batı Avrupa’nın genelinde olduğu gibi bu ülkede de kronikleşen durgunluk,  işsizlik ve refah kaybı.   Bu şartlar altında Fransız halkı yurttaşları kendisinden daha ucuza çalışacak,  yani kendi işini elinden alacak yoksul ülkelerin birliğe alınmasına karşı çıkıyor.   Geçen yıl birliğe alınan 10 orta halli ülke bu konuda bardağı taşıran damla oldu.   Bunun üstüne bir de 17 Aralıkta Türkiye’ye kandırmaca da olsa,  kalıcı derogasyonlarla kuşa çevrilmiş de olsa bir üyelik vaadi verilince halk çileden çıktı.   Doğudan gelip parklarda çadır kurarak “Ne iş olsa yaparım” diye her yana saldıracak barbar sürüleri korkusuna bir de Avrupa’nın Türk’e ve Müslümana karşı duyduğu ırkçı önyargılar eklendi ve Fransız devletinin bütün çabalarına rağmen referandumdan Hayır çıktı.

Avrupa ekonomisinde kronikleşen durgunluk ve işsizlik yapısal sebeplere dayanıyor;  yani kısa vadede çözülecek gibi değil.  Bu yüzden Fransa kamuoyunda oluşan bu AB karşıtı atmosfer yakın gelecekte tersine dönmez,  daha da güçlenir.   Onun için,  bazı çok bilmişlerin iddia ettiği gibi “Korkmayın canım, yeni bir referandum yapılır,  bu sefer Evet çıkartırlar” gibi komplocu öngörülere itibar etmeyin.   Zaten Fransa'nın bu işin yakın zamanda düzeltilemeyeceğini,  bunun da mevcut AB yapısını bile sarsabileceğini görmenin paniği içinde olduğu ortada.   Bu panik yüzünden halkını yatıştırmak için daha epey bir süre üyelik vaadiyle aldatarak taviz koparmayı planladığı Türkiye ile ilgili gerçek niyetini itiraf edip “Türkiye’ye özel statü verelim” demeye başladı.   Yoksa Fransa’nın şöyle bir Türk askerini Kıbrıs’tan çıkarmadan,  Türkiye’ye Ermeni sınırını açtırıp Ermeni soykırımını tanıtmadan,  Güneydoğu’ya özerklik verdirmeden Türkiye’nin önünden üyelik havucunu çekmesi olacak iş değildi.   Fakat Dimyat’a pirince gitmeye kalkarken evdeki bulgurdan olma riski belirince beş ay önceki Brüksel hesapları unutuldu ve gerçek niyet ortaya döküldü.   Eh,  koskoca Fransa’nın da halkına alenen “Yahu biz Türkiye’ye 17 Aralıkta yalandan üyelik sözü verdik.  Aslında üye yapmaya vallahi de billahi de niyetimiz yok,  korkmayın!” diyecek hali yok ya!   41 yıllık yalanı ayağına dolaşınca hemen baklayı ağzından çıkarıverdi,  gayriresmî kanallardan da olsa “Türkiye’ye üyelik yok,  özel statü var” demeye başladı.

AB yalanı Türkiye’nin son 10 yılına maloldu.   “AB’ye üye olacağız” yalanıyla Türkiye 1996’da Gümrük Birliğine sokuldu;  “ihracat patlayacak” denirken ithalat patladı,  Türkiye büyüyen cari açığı yüzünden dış borçlanma rekortmeni ve kriz bağımlısı oldu,   Türk sanayii ve perakende ticareti Avrupa’nın eline geçti,  Türkiye’nin sanayileşme süreci durdu.   1999’da hiç lüzumu olmayan,  Rus ruletinden daha riskli bir IMF programı yine AB istiyor diye kabul edildi;  sonuç ortada,  hâlâ da IMF başımızda.   Öcalan AB zoruyla çıkan yasalarla ölümden kurtulup padişah hayatı yaşamaya başladı;  Öcalan’ın yeniden yargılanması saçmalığını da birileri yine Türk halkına AB yalanıyla pazarlamaya çalışıyor.   Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetiminin lideri, emekli terörist Papadopulos,  anayasasına Türk düşmanlığını yerleştirmiş,  açlıktan yok olmak üzere olan Ermenistan’ın başbakanı Türk düşmanı Koçaryan tıynetinde ve seviyesinde kişileri üst düzeyde muhatap kabul etmesi,  Kıbrıs’taki hak ve çıkarlarından tek taraflı olarak feragat etmesi anlamına gelen rotalara girmesi,  Diyarbakır’da PKK,  Talabani,  Barzani bayraklarının altında alenen yapılan bölücülük propagandasına devletin seyirci kalması...   Bütün bunlar Türkiye’ye AB yalanının arkasına sığınılarak pazarlandı ve pazarlanıyor.

İşte bugün AB yalanının başmimarlarından biri bu yalanı sürdüremeyecek duruma düştü.   Bir ikincisi de 19 Eylülde düşenler kervanına katılacak.   Bu Türkiye için hayırlıdır.   Çünkü yalanın Batı’daki kaynağı kuruyunca oradan beslenen içimizdeki ABcilerin de fitili sönecektir,  Türk halkını kandırmaları çok güçleşecektir.   Bunun için şimdiden özel statüyü pazarlamaya başladılar ama,  daha 17 Aralığın mürekkebi kurumadan üyelik vaadinin özel statü vaadine dönüşmesini Türk halkına açıklamakta çok zorlanacaklardır.    İçerideki ABci kuşatmasına rağmen Türk halkını AB yalanından,   Türkiye’yi de AB kapısında taviz vere vere yok olmaktan kurtarmanın yolu açılmaktadır, hayırlı olsun.