AB29 Mayıs 2005 00:00

Boş laflara karnımız tok - Hasan ÜNAL

Neymiş? Fransa''daki referandumla Türkiye''nin AB üyeliğinin alakası yokmuş.Almanya''da yapılacak erken seçimler iktidara Hristiyan Demokrat Birlik partilerini getirse de AB''nin Türkiye politikası değişmezmiş.Hadi yaa! Ciddi misin? Diye sormak lazım.Yalan rüzgârının sona erdiği iyice anlaşıldıkça bir yandan Başbakan Erdoğan öte yandan da Bakan Gül bu lafları ediyorlar.Oysa durum hiç de öyle değil.Fransa''daki referandumla Türkiye''nin doğrudan alakası olduğunun altını çizelim.Anayasaya karşı çıkanlar Türkiye''nin üyeliğine de karşılar.Aşırı sağ ve solun birleştiği tek nokta Türkiye. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvatcleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

Merkez sağ ve sol partiler Türkiye konusunda ortadan ikiye ayrılmış durumdalar.

Aşırı sağcı Le Pen Türkleşmiş bir Avrupa''ya karşı çıkmak sloganıyla Türkiye''ye karşı çıkarken, anayasayı yapan konvansiyonun başkanı eski Fransız cumhurbaşkanı Giscard d''Estaigne de Türkiye''nin üyeliğine muhalif.

Le Pen anayasaya doğrudan ''hayır'' denilmesini kendi iç politika çıkarları açısından savunuyor ve doğru buluyor.

D''Estaigne ise Türkiye''ye sonuçta daha kolay ''hayır'' denilebilmesi için anayasaya ''evet'' denilmesini tavsiye ediyor (Oui, pour mieux dire non à la Turquie).

Bu örnekleri diğer politik gruplar, partiler ve politikacılar açısından da artırmak mümkün; ancak gereksiz.

Kısaca söylemek gerekirse Fransa kamuoyunun neredeyse yüzde seksen veya doksanlık bir grubu şu veya bu gerekçelerle Türkiye''nin nihai üyeliğine karşı.

Dolayısıyla sürpriz bir şekilde bu anayasa geçse dahi Türkiye''nin üyelik süreci Fransa itibariyle sona ermiştir.

Zaten Chirac da son yaptığı açıklamalarda bunu teyit edici mahiyette konuşmaktadır.

Fransa''da ''hayır'' çıkması halinde bunun, başta Hollanda''da yapılacak anayasa oylamasını olumsuz etkileyeceği ve giderek anayasa konusunun uzunca bir süreliğine rafa kaldırılması kuvvetli bir ihtimal.

Bir daha raftan indirilmeden önce de, Türkiye''nin üyelik ihtimaline son verilmesi gerekecektir.

Fransa gibi ülkelerde yeni hükümetler iş başına gelir ve Türkiye konusu da özel statü ile resmiyete kavuşturulursa, anayasanın raftan indirilerek yeniden ele alınması ve kamuoylarının önüne götürülmesi mümkün olabilir. 18 Eylül''de Almanya''da yapılacak olan erken seçimde Muhafazakar Hristiyan Birlik Partileri''nin iktidara gelmesi -ki aksine bir gelişme mucizevi bir sürpriz olur - bu süreci hızlandırır.

Çünkü kendi halkından Türkiye''nin üye yapılmaması konusunda yetki alarak iktidara gelecek partiler Schröder gibi mütereddit ve mahçup davranmayacaklardır.

Türkiye bu arada teknik olarak 3 Ekim tarihinde müzakerelere başlamış farzedilse bile -ki, bu da o kadar kolay olmayacak - bunun pratik manada müzakere anlamına gelmeyeceği açık.

Çünkü önce İlerleme Raporu, ardından Kasım ayında çıkacak Katılım Ortaklığı Belgesi ve Aralık ayında da AB zirve kararları beklenecek. Bütün bunların ardından 2006 yılının ilk aylarında tarama sürecinin başlatılması lazım.

Türkiye konusunda en az bir yıl süreceği açıklanmış bulunan bu süreç 2007 başlarında bitecek.

Bu arada Hristiyan Demokratlar abuk sabuk taleplerle süreci çoktan durdurmuş olurlar.

Yani başmüzakereci Ali Babacan en fazla bir iki yemeğe katılabilir.

Hiç müzakere yapamadan müzakerecilik hayatı sona eren ilk siyasi olarak ismi AB tarihine yazılabilir.

Kısacası Fransa''daki referandumun ve Almanya''daki iktidar değişikliğinin Türkiye''yi etkilemeyeceğini söylemek ya AB içinde işlerin nasıl yürüdüğünü bilmemektir ya da bunları söyleyebilmek için insanın aklını devlet ve hükümet ayrımları gibi gerçekçi olmayan kavramlarla yemiş olması gerekir.

Nasıl ki AKP iktidarı Türkiye''nin geleneksel Kıbrıs ve AB politikalarını toptan değiştirmiş ve bu teslimiyetçi tavrı demokrasinin gereği olarak sunmuşsa, Almanya''da iktidara gelecek olan yeni hükümet de Almanya''nın Türkiye politikasını değiştirir.

AB bürokratları da bir süre sonra o Alman hükümetinin söylediklerinin savunucusu haline gelirler.