AB17 Mayıs 2005 00:00

Öcalan Kararı Siyasîdir - Selim Somçağ

AİHM’nin bağlı olduğu Avrupa Konseyinin 46 üyesi içinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini kendi hukukunun üzerinde kabul edip AİHM kararlarını tamamen uygulamayı kabul eden tek ülke Türkiye.   AİHM kararlarının uygulanmasının temel yöntemi yeniden yargılama.   Ancak Avrupa Konseyi ve AB üyesi olan ülkelerin çoğunda yeniden yargılamayı mümkün kılacak hukukî düzenlemeler mevcut değil.   Avrupa Konseyi 19 Ocak 2000’de üye ülkelere bunu mümkün kılacak hukukukî düzenlemeleri yapmaları için çağrıda bulundu,  ama bu çağrının hiç bir yaptırımı yok.   Dolayısıyla bugün için Almanya, İtalya, Hollanda, Portekiz, İspanya, İsveç,  İngiltere, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Yunanistan'’da AİHM kararları uyarınca yeniden yargılama uygulaması mevcut değil.   oxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Öcalan Nisan 1999’da Türkiye’ye teslim edildikten dört ay sonra 1997’de Türkiye’nin üyelik başvurusunu reddetmiş olan AB bir mektupla Türkiye’yi adaylığa davet etti.

Davetin Türk hükümetince kabulünden sonra 11 Aralık 1999’da Helsinki’de Türkiye AB’ye üye adayı ilân edildi.   Aynı gün Suriye kaçkını teröristbaşını ülkesinde barındırmak için elinden geleni yapmasıyla tanıdığımız İtalyan başbakanı D’alema “Şimdi Öcalan’ın hayatı kurtuldu” açıklamasını yaptı.

Türkiye’nin 11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesiyle AB’ye üye adayı ilân edilmesinin sonucu olarak Türk hukukunda kapsamlı bir değişiklik hareketi başlatıldı.   Bu çerçevede 3 Ekim 2001’de yapılan Anayasa değişikliği ile “Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında” idam cezası kaldırıldı.

Yine AB’ye uyum gerekçesiyle 3 Ağustos 2002’de yapılan kanun değişiklikleriyle terör suçları idam cezası kapsamının dışına çıkarıldı,  bu kapsamdaki kesinleşmiş hükümler müebbet hapis cezasına dönüştürüldü.   Böylece Öcalan hakkındaki, daha önce emsali görülmemiş biçimde iki yıldır başbakanlıkta bekletilen idam cezası müebbet hapse çevrilmiş oldu.

AKP hükümetinin kurulur kurulmaz AB ile müzakere sürecinin başlatılmasına yönelik olarak yaptığı temaslar çerçevesinde AB’den gelen talimat üzerine 7 Mayıs 2004’te Anayasanın 90. maddesi değiştirilerek milletlerarası kanunlar ve antlaşmalar Türk hukukunun üzerine çıkarıldı.   Böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine vücut veren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Türk Hukukunun üzerine çıkarıldı.  

AİHM’nin bağlı olduğu Avrupa Konseyinin 46 üyesi içinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini kendi hukukunun üzerinde kabul edip AİHM kararlarını tamamen uygulamayı kabul eden tek ülke Türkiye.   AİHM kararlarının uygulanmasının temel yöntemi yeniden yargılama.   Ancak Avrupa Konseyi ve AB üyesi olan ülkelerin çoğunda yeniden yargılamayı mümkün kılacak hukukî düzenlemeler mevcut değil.   Avrupa Konseyi 19 Ocak 2000’de üye ülkelere bunu mümkün kılacak hukukukî düzenlemeleri yapmaları için çağrıda bulundu,  ama bu çağrının hiç bir yaptırımı yok.   Dolayısıyla bugün için Almanya, İtalya, Hollanda, Portekiz, İspanya, İsveç,  İngiltere, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Yunanistan'’da AİHM kararları uyarınca yeniden yargılama uygulaması mevcut değil.   Bir ülkenin hükümranlığını paylaşması anlamına gelen,  dolayısıyla Avrupa Konseyinin ve Avrupa Birliği projesinin merkezinde yer alan belli başlı ülkelerin anlaşılır sebeplerle üstlenmekten kaçındığı bir yükümlülüğü AB üyeliği 17 Aralık kararıyla “ucu açık” bir müzakere sürecine bağlanmış ve özel statüye dönüştürülmüş bir Türkiye’nin derhall kabul edivermiş olması gerçekten çok ilginç.   Bu durum son yıllarda Türkiye’yi yönetenlerin kritik kararları Türkiye’nin yüksek çıkarlarını gözönünde tutarak değil,  Batı’nın güç odaklarının emir ve talimatlarına uyarak,  şantaj ve tehditlerine boyun eğerek almış olduklarının çok açık bir kanıtıdır. 

AB Türkiye’ye Öcalan’ın önce idam sehpasından,  sonra da hapisten kurtarılmasına yönelik bütün bu hukukî düzenlemeleri adım adım yaptırdıktan sonra nihayet Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması kararının çıkmasında nihaî baraj niteliği taşıyan 6 Ekim 2004 tarihli İlerleme raporunun 31. sayfasının 5. paragrafında açıkça Türkiye’den Öcalan’ın yeniden yargılanmasını talep etmiştir.   Görüldüğü gibi bu talep Türkiye’ye AİHM’nin Öcalan’la ilgili kararından 7.5 ay önce iletilmiştir.   Yani karar çok önceden verilmiş,  hatta tebliği edilmiş,  hukukî prosedür arkadan gelmiştir.

Bu bilgiler AİHM’nin Öcalan kararının tamamen siyasî olduğunu,  çok önceden hazırlanıp  uygulamaya konan bir planın son adımı olduğunu  tartışmasız olarak ortaya koymaktadır.  Yukarıdaki kronoloji ve bilgiler ışığında içimizdeki ABD-AB ajanlarının ileri sürdükleri “ kararın tamamen hukukî ve teknik” olduğu iddiasının da ne kadar gülünç olduğu ortaya çıkmaktadır.   Öcalan’ı Türk adaletinin pençesinden kurtarma kararı daha 1999’da,  Türkiye AB’ye üye adayı ilân edilirken verilmişti.   Ayrıca işleyişi ve kararları Avrupa Konseyi üyesi ülkelerinin dışişleri bakanlarından oluşan,  doğası gereği siyasî nitelik taşıyan bir komitenin ( Bakanlar Komitesi) denetim ve onayına bağlı olan bir mahkemenin her kararının siyasî olacağı zaten açıktır.   Bunu görmemek için ya Batı vakıflarından maaşlı Sevr muhibbi,  ya da ahmak olmak gerekir.

PKK terörü yakın tarihte Türkiye Cumhuriyetinin karşılaştığı en büyük güvenlik tehdididir.   Türkiye’nin siyasî nitelik taşıyan bir yabancı mahkemenin kararına istinaden teröristbaşı Öcalan’ın yeniden yargılanmasını kabul etmesi teörer karşı verdiği mücadelenin meşruluğunu sorgulaması anlamına gelecektir.   Böylece Türkiye Cumhuriyeti kendini savunma hakkını sorgular,  dolayısıyla bağımsız bir devlet olarak varolma hakkını sorgular hale gelecektir.   Böyle bir karar PKK terörünün yarattığı büyük güvenlik risklerine karşılık teröre karşı devletinin arkasında kenetlenen,  evlâtlarını davul zurnayla askere gönderen Türk halkının ve terörle mücadelede hayatını ortaya koyan kamu görevlilerinin büyük fedakârlıklarıyla,  vatanseverlikleriyle alay etmek anlamına gelecektir.   Teröre karşı mücadele azmine ve halkın devlete olan güvenine büyük bir darbe vurulurken  terör örgütü cesaretlendirilmiş,  yeni provokasyonlarla toplumsal barışı dinamitlemeye teşvik edilmiş olacaktır.   Ayrıca bir defa Batı’ya bu taviz verilirse talepler burada durmayacaktır.   Batı’nın bundan sonraki hedefi teröristbaşını hapisten çıkartarak kendi kuklası olan bölücü hareketin başına getirmek olacaktır.   Türkiye Batı’nın kandırılmış vatandaşlarını kullanarak kendisini bölme planına bu aşamada dur diyemezse ileride bunu durdurmak için çok ağır bedeller ödeyecektir.   

Türkiye’yi vatan bilen herkes teröristbaşının yeniden yargılanmasına karşı çıkmalıdır.   Her vatandaş ABD ve AB’nin her talebi karşısında olduğu gibi bu talep karşısında da ezilip büzülerek boyun eğmeğe hazırlanan AKP hükümetinin böyle vahim bir hata yapmasını engellemek için çalışmalıdır.   Cumhurbaşkanı Sezer'in açıkladığı gibi  teröristbaşının yeniden yargılanması için kanun değişikiği gereklidir;  yani hükümet bu konuyu Meclise getirmek zorunda kalacaktır.   Bu yeniden yargılanmanın kamuoyu tarafından engellenmesi için önemli bir fırsattır.   Konu Meclis gündemine gelir gelmez  yurttaşlar 1 Mart tezkeresi öncesinde olduğu gibi, seçmeni oldukları AKP milletvekillerini telefon,  faks,  e-posta yağmuruna tutarak uyarmalı,  onlara bu işe alet olan milletvekillerinin seçim bölgelerini ancak helikopterden görebileceklerini anlatmalıdır.