AKP dış politikasının iflası - Hasan Ünal
Yeniden yargılama hakkı verilmezse PKK’nın şehirleri birbirine katması muhtemel. Verilirse bu defa da zafer havasıyla ortalığı karıştıracak. Mahkeme safahatında Öcalan ve öteki PKK’lılar için genel af talepleriyle yüz yüze geleceğiz. PKK’lıların yapacakları tahriklere karşı yükselecek infial üzerine AB ülkelerinin ‘Türkiye’deki ortamın adil yargılamaya uygun olmadığını’ söyleyerek, Öcalan’ın dışarda bir mahkemeye sevkini istemeleri hiç de mantıksız değil. Stratejisini 3 Ekim’e kadar Türkiye’yi masadan kaçırtmak üzerine kurmuş olan AB her yolu deneyecektir.
AİHM, Öcalan kararını bugün açıklayacak ve muhtemelen yeniden yargılanma talebinde bulunacak. Zamanlama daha kötü olamazdı. TCK, Öcalan’ın yeniden yargılanmasına cevaz vermiyor; ama hükümet bunda direttiği takdirde AB, ‘o zaman 3 Ekim’de müzakerelere başlama hayalinin üzerine bir bardak su için’ diyecek; AB’nin istiskaliyle (zina konusunda olduğu gibi) atılacak geri adımlar AKP Meclis grubu ve tabanında rahatsızlıklara sebep olacak.
Yeniden yargılama hakkı verilmezse PKK’nın şehirleri birbirine katması muhtemel. Verilirse bu defa da zafer havasıyla ortalığı karıştıracak. Mahkeme safahatında Öcalan ve öteki PKK’lılar için genel af talepleriyle yüz yüze geleceğiz. PKK’lıların yapacakları tahriklere karşı yükselecek infial üzerine AB ülkelerinin ‘Türkiye’deki ortamın adil yargılamaya uygun olmadığını’ söyleyerek, Öcalan’ın dışarda bir mahkemeye sevkini istemeleri hiç de mantıksız değil. Stratejisini 3 Ekim’e kadar Türkiye’yi masadan kaçırtmak üzerine kurmuş olan AB her yolu deneyecektir.
Hükümetin MGK’dan Öcalan’ın yeniden yargılanması lehinde istediği tavsiye kararında başarısız olduğu anlaşılıyor. Kıbrıs dahil bir dünya başka konuda ‘karar merci MGK değildir’ diyenlerin, başı sıkışınca Öcalan konusunda tavsiye kararı istemesi inandırıcı değil. Kaldı ki, böyle bir karar çıksa infial içindeki halka dönüp ‘ne yapalım ABD bastırdı ve asker de hemen kabul etti. Yoksa bizim böyle bir geri adıma hiç niyetimiz yoktu’ diyebilirler.
TCK’nın terörle mücadele konusundaki eksiklikleri ve PKK’nın da hem kırsal hem de şehirlerde artan eylemleri dikkate alındığında, patlak vermesi muhtemel kaosun AKP hükümeti tarafından yönetilebilmesi zor. PKK ve diğer terör örgütlerini kışkırtan Avrupalı servisler de bunu biliyor olmalılar. Tam onların arzuları doğrultusunda bir kargaşa ortamı söz konusu ve sonuçları itibariyle AB stratejisine hizmet ediyor.
Öte yandan Kıbrıs’ta uygulanan ‘çağdaş, yeni ve atılımcı’ dış politika tam anlamıyla iflas etti. Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’nin bütün çıkarları aleyhine Papadopoulos ile doğrudan görüşmesi ve bu terörist eskisinden ‘olumlu’ sinyaller aldığını söylemesi yalancının mumuna döndü. Yirmi dört saat geçmeden Papadopoulos Erdoğan’ın tabiriyle ‘açık ve net bir şekilde’ vaziyeti ortaya koydu: Çözüm için yeni girişim zamanı değil. Çünkü Papadopoulos, Erdoğan ve AKP’nin her şeyi yanlış oynadığını; bütün yumurtaları bir sepete koyduğunu ve her geçen gün Kıbrıs’taki pozisyonundan geriye adımlar attığını biliyor.
O yüzden de bir yandan Kıbrıs Türk halkını taciz ediyor. Onlara Rumların mülklerini tahliye etmeleri için mahkeme celbi gönderiyor; bazılarına da interpol yoluyla tutuklama emri çıkartıyor ve Güneye tedavi için geçen Türkleri tutuklatma yoluna gideceğini söylüyor. Bütün bunlar AKP ve onunla birlikte hareket eden Talat ve ekibinin politikalarının iflas ettiğini gösterir. Acaba Başbakan Erdoğan hala ‘çözümsüzlük çözüm değildir’ diyebilecek midir? Yoksa çözümsüzlüğün aslında hiç bir zaman Türk tarafında olmadığını; bugüne kadar BM tarafından üretilen bütün çözüm planlarını Türk tarafının kabul ve Rum tarafının reddetiğini öğrenmiş midir?
Ayrıca 26 Nisan tarihli AB’nin ortak tutum belgesini incelemiş midir? Orada AB’nin Kıbrıs ve diğer konularda talep ettiklerini de vermeye hazır mıdır? Üstelik onları da verse ya yeni Öcalan vakaları veya Ermeni soykırımı iddialarının Ankara tarafından tanınması gibi hususların artan bir listeyle Türkiye’nin önüne getirildiğini ve daha fazlasının da getirileceğini anlamış mıdır? Ve bütün bunların 3 Kasım 2002’den itibaren büyük bir hava ve fiyaka ile başlattığı gayri milli dış politikasının iflası olduğunu görmekte midir? Değilse, onun bile görmesi ve anlaması uzun sürmeyecek...