AB11 Mayıs 2005 00:00

Fransa 'Evet' dese de AB'nin işi zor - Wolfgang Munchau

Fransa'da anayasa referandumuna, 'neoliberalizme' yönelik bir tartışma da eşlik ediyor. Anayasa karşıtları Fransa'nın küreselleşme çağında sosyal ve ekonomik modelini savunamayacağından korkuyor. AB'nin genişlemesinin ideolojik dengeyi Anglosakson tarzı kapitalizm lehinde bozduğunu iddia ediyor ve onlara göre bu yönelim kaçınılmaz olarak daha fazla gelir adaletsizliği ve daha az sosyal güvence anlamına geliyor. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenarenovation vejle renovation skive renovamicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Son birkaç haftadır Avrupa gündemi yine, Fransa'nın 29 Mayıs'taki Avrupa Anayasası referandumunda 'Hayır' deme olasılığıyla meşgul. Peki ya Fransa'dan 'Evet' çıkması halinde ne olur?

Anayasa olmaksızın AB, bloklara ayrışma riskiyle yüz yüze kalacak. Anayasanın kabulü halinde AB resmi olarak birleşik kalacak, fakat iç bölünmelerin üstesinden gelme yollarını bulma zorunluluğu sürecek. Elbette ayrımların hiçbiri, serbest piyasa ekonomisi yanlıları ile karşıtları arasındaki uçurumdan daha derin değil.

Fransa'da anayasa referandumuna, 'neoliberalizme' yönelik bir tartışma da eşlik ediyor. Anayasa karşıtları Fransa'nın küreselleşme çağında sosyal ve ekonomik modelini savunamayacağından korkuyor. AB'nin genişlemesinin ideolojik dengeyi Anglosakson tarzı kapitalizm lehinde bozduğunu iddia ediyor ve onlara göre bu yönelim kaçınılmaz olarak daha fazla gelir adaletsizliği ve daha az sosyal güvence anlamına geliyor.

Almanya'da daha netameli bir tartışma var. İktidardaki SPD'nin başkanı Franz Müntefering, yabancı finans yatırımcılarını 'çekirgeler' diye niteleyerek, bir antikapitalizm kampanyasının fitilini ateşledi. 1930'ların başından beri tanık olunmamış türden bir kampanya bu. Çelik ve metal işçileri sendikasının yayın organı IG Metall'de son zamanlarda son derece tatsız ifadeler yer aldı; bunlardan birinde Yahudi-Amerikan yatırımcılar, Alman ekonomisinin kan emicileri olarak niteleniyor. Alman kamusal söyleminde birçok tabu varlığını sürdürse de anti-Semitik hissiyatları dile getirmek artık o kadar da dert edilmiyor gibi görünüyor.

Bu tartışmanın bu kadar yoğun geçmesinin ve şimdi gündeme gelmesinin nedeni, her iki ülkede de (Almanya ve Fransa) ekonomik gerilemenin etkilerinin artık orta sınıflarca da hissedilmeye başlaması. Alman ekonomisi beşinci yarıdurgunluk yılına girdi. Fransız ekonomisi ise son yıllarda Almanya'dan biraz daha iyi bir performans sergiledi, fakat şimdi büyüme hızında keskin bir düşüşe doğru ilerliyor.

Eğer Amerikalılar veya Britanyalılar benzer bir ekonomik zorluk içinde olsalardı, kendi hükümetlerini ve merkez bankalarını suçlarlardı. Fransızlar ve Almanlar ise tam aksine, ekonomik liberalizmi suçluyor. Geçmişte Almanya'da serbest piyasaya verilen destek Fransa'dan daha güçlüydü, fakat ancak ekonomi iyiye gittiği sürece. Almanya'nın 'Sosyal Piyasa Ekonomisi', serbest piyasa kararlarına hatırı sayılır kurumsal müdahaleyi içeren bir sistem biçiminde tasarlandı. Fransa ise serbest piyasayı, sanayilerin kamusal mülkiyetiyle, daha doğrudan dengeliyordu.

Her iki ülkede de seçkinler, bir serbest piyasa ekonomisinin iç işleyişine ne güveniyor ne de o işleyişe ayak uydurabiliyor. Finans sektörünün ekonomik önemini de kavramıyorlar; bu sektörün, kendilerini zenginleştiren spekülatörlerden ibaret olduğuna inanıyorlar. Alman dergisi Die Zeit'ta geçen hafta yayımlanan bir makalede, Nobel ödüllü yazar Günter Grass, Alman parlamentosunu borsanın bir şubesi diye tanımlayacak kadar ileri gitti.

Üçüncü yol mu?

Dahası, Fransız-Alman devlet yapıları, komünizmin çöküşünden farklı sonuçlar çıkardı. Kendi sistemlerini hâlâ kapitalizm ile komünizm arasındaki üçüncü yol olarak görüyorlar. Diğer AB ülkelerinin büyük kısmı ise tam tersine, sosyal güvence uygulamaları hangi düzeyde olursa olsun, serbest piyasa ekonomisini benimsedi veya o yönde ilerledi.

Peki Fransa ve Almanya'da bu durumun değişme umudu var mı?

Bir sonraki Almanya seçimleri 2006'da düzenlenecek. Muhalefet ekonomik reforma açık, fakat kamu hizmetlerinin liberalizasyonu ve emeğin AB içinde serbest dolaşımı konularında daha korumacı. Almanya'yı kim yönetirse yönetsin, mülkiyet hakları ve ticari serbestlik üzerindeki kısıtlamalarıyla birlikte Sosyal Piyasa Ekonomisi yerli yerinde kalacak.

Fransa'da eski Maliye Bakanı ve bugün merkez sağcı UMP'nin lideri olan Nicolas Sarkozy, değişim vaat ediyor. Avrupa'da nadir bulunan bir siyasetçi tipi çizen Sarkozy, halkı peşine takabilecek bir liberal. 2007'de cumhurbaşkanlığına aday olabilir. Öne sürmeye cesaret edebileceğim

tek tahmin şu: Fransa, ekonomisini Almanya'dan önce modernize edecek.

Yani eğer Fransa'daki referandumdan 'Evet' çıkarsa, AB en derin ideolojik ayrımlarını idare edecek bir yol bulmak durumunda kalacak. Bunun da, Fransa'dan 'Hayır' çıkması durumunda ortaya çıkacak siyasi sonuçların üstesinden gelmekten aşağı kalır yanı yok. (9 Mayıs 2005)