Yalan rüzgarı sona eriyor - Hasan Ünal
Türkiye’nin AB üyelik perspektifi hiç olmadı. Ama üyelik hemen olacakmış gibi bir yalan rüzgarı yaşandı ülkede. Özellikle AKP hükümeti zamanında estirilen bu rüzgar giderek inandırıcılığını kaybediyor. Anlayana 6 Ekim ilerleme raporları ve 17 Aralık kararları yeterliydi. Çünkü AB, Türkiye’ye ilişkin yapısal ‘hayırlarını’ ilk defa bu belgelerde kağıda dökmüştü. Yine de her şey yolundaymış gibi davranıldı. Ancak mızrak çuvala sığmıyor. 17 Aralık sonrası dayatmalarının sonu gelmiyor. Yine de her şey yolundaymış gibi davranıldı. Ancak mızrak çuvala sığmıyor. 17 Aralık sonrası dayatmalarının sonu gelmiyor. Ankara’nın imzalaması istenen Protokol bu dayatmaların en kapsamlısı. Bunun imza ve onayıyla KKTC’nin bizzat AKP hükümeti tarafından tasfiye edilmesi süreci hız kazanacak. cialis forum link cialis bez receptaclaritin mazilo claritin tablete claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaabilify idippedut.dk abilifyoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Öte yandan Fransa’da Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili referandum anayasal mecburiyet oldu. Yani yirmi sene sürmesi muhtemel müzakere sürecinin ardından, Fransa’da hangi hükümet olursa olsun konuyu referanduma tabi tutmak zorunda. Aynı yöntemi Avusturya da benimseyecek gibi. Önümüzdeki yıllarda bütün ülkeler aynı yola tevessül ederlerse hiç şaşırmamalı.
AB ülkeleri Ermeni soykırımı iddialarını parlamentolarına götürerek, Türkiye’yi durdurmaya çalışıyorlar. Parlamentolardan kararlar aldırmak hükümetler açısından en risksiz yol. Başbakan Erdoğan’ın dost sandığı Schröder’in tabiriyle parlamentolarda işimiz Allah’a kalıyor. Erdoğan da ona ‘Almanya aleyhine bir tasarıyı bizimkiler TBMM’ye getirirlerse ve ben de size aynı cevabı versem ne kadar inandırıcı bulurdunuz’ diye soramıyor.
Öcalan davasında AİHM muhtemelen yeniden yargılama isteyecek. Bir dünya başka teröristle ilgili olarak da benzeri kararlar gelecektir. Fransa’daki referandumda yapay olarak oluşturulan Türkiye bağlantısı yüzünden anayasa reddedilirse vay haline AKP hükümetinin... Bu arada 26 Nisan günü Lüksemburg’da yapılan ortaklık konseyi toplantısına –ki, buna Abdullah Gül katılmıştı– AB tarafı ortak tutum belgesiyle gelmişti.
Oldukça uzun ve sadece Fransızca olarak düzenlenen bu emirnameyi acaba Bakan Gül ve diğer AKP yetkilileri incelediler mi? Belge, Ek Protokol’ün hemen imzalanmasını istiyor. Belgenin imza, onay ve uygulamasının Türkiye’nin bütün üye ülkeler ve bilhassa ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ile ilişkilerini normalleştirme yolunda önemli adımlar olacağını vurguluyor. Ayrıca başka bölümlerde bütün üye ülkeler ve bilhassa ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ yani Rumlarla diplomatik ilişkiler kurulmasının gereğinden bahsediyor. Bunların hepsi emir, lamı cimi yok.
Belgede Türk tarafının referandumda ‘evet’ Rum tarafının da ‘hayır’ demesiyle ilgili bir husus yok. Bunlar çoktan unutulmuş. Zaten bu tür unutmalar Başbakan Erdoğan ve Bakan Gül’ün fena halde uzmanlık alanı olduğu anlaşılan (!) Avrupa Birliği’nde oldukça yaygın bir huy. Bunların üzerine de AB Temsilcisi Kretchmer tüy dikmiş.
Hazret hafta sonunda, Ermeni soykırımı iddialarının müzakerelere başlamak için kriter haline getirilebileceği imasında bulunmuş ve KKTC ile doğrudan ticaret tüzüğünü Kıbrıs Rumlarını ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ olarak tanımadığımız sürece unutmamız gerektiğinden dem vurmuş. Rumları adanın hükümeti olarak ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ sıfatıyla tanıdığımız zaman doğrudan ticaret Rumlarla ticaret anlamına gelecek zaten.
Kısacası 3 Ekim’e kadar şartlar artıyor. Bu arada İngilizlerin 3 Ekim’de müzakerelere başlanamayabileceğini Ankara’ya söyledikleri kulislerde dolaşıyor. Abdullah Gül’ün hayatında bir kez yaptığı doğru bir tespit var: Adamlar ‘Birliğini al ve başına çal’ dedirtmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Ama nerede onu söyleyecek hükümet. Ayrıca bu hükümet geriye dönüşü olmadığını iyi bilmeli. Bu kulvarda devam etmek ve Avrupalıları ikna etmek zorunda. Edemezse, vay haline... Çünkü Başbakan Erdoğan güya çok iyi bildiği AB ve Avrupalılar konusunda en ufak bir eleştiriyi dile getiren herkese ‘marjinal’ demekten zevk alıyordu. Toplumsal çılgınlıkta marjinal olmak pozitif bir şeymiş... Kendileri için maalesef...