BEKLEME ODASINDA ELİ KOLU BAĞLANAN ÜLKE: TÜRKİYE - Erol MANİSALI -
Türkiye AB'nin bekleme odasına hapsedilmiş bulunuyor. Batı kapitalizminin ''küresel oligarşi'' hesaplarının bir parçası, örnek ülke Türkiye'de yürütülüyor. - ABD ve Avrupa soğuk savaş sonrasında yerküremiz üzerinde, kendilerinin egemen olduğu oligarşik ve faşist bir düzen kurmak istiyorlar. Şirketlerinin, askerlerinin, papazlarının ve politikacılarının yönettiği oligarşik bir düzen olmasını istiyorlar. - Türkiye her bakımdan model bir ülke; önce ''gayri milli sermayenin öncü güç olarak kullanıldığı'' bir düzen kuruldu. Ancak, gayri milli sermaye yeterli olmadı; köylüler ve kent varoşları sahipsiz kaldı. Onların başına da ''ılımlı İslam'' adı ile ''köktendinci yönetimler'' bulunmaya çalışıldı. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadaclaritin mazilo claritinekombo claritin maziloabilify link abilifycialis walgreen coupon site cialis coupon
- ABD ve Avrupa soğuk savaş sonrasında yerküremiz üzerinde, kendilerinin egemen olduğu oligarşik ve faşist bir düzen kurmak istiyorlar. Şirketlerinin, askerlerinin, papazlarının ve politikacılarının yönettiği oligarşik bir düzen olmasını istiyorlar.
- Türkiye her bakımdan model bir ülke; önce ''gayri milli sermayenin öncü güç olarak kullanıldığı'' bir düzen kuruldu. Ancak, gayri milli sermaye yeterli olmadı; köylüler ve kent varoşları sahipsiz kaldı. Onların başına da ''ılımlı İslam'' adı ile ''köktendinci yönetimler'' bulunmaya çalışıldı.
- Bu arada Türkiye, bir yerlere gitmesin diye; AB'nin bekleme odasına resmen hapsedildi. Koskoca ülke bu bekleme odasında iğfal ediliyor, aldatılıyor.
- AB'ye kesinlikle alınmayacağı 6 Mart 1995 ve 17 Aralık 2005 belgeleri ile açık açık ortaya konmuştur. Ülke bir yandan özel statüye doğru götürülürken öte yandan Ermeni, Yunan ve Kürt taleplerini karşılayacak bir ''çökertilme zeminine doğru'' itilmektedir.
- AB'nin bekleme odasına hapsedilen Türkiye ''ulusal, iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel bir inisiyatif alamayacağı'' bir dönüşün sürecine sokulmaktadır.
İktisadi mekanizmaları AB'ye, IMF'ye ve ÇUŞ'ye bağımlı hale getiriliyor. Kendi iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel gücünü hiçbir zaman kullanamayacağı yeni bir yapılanma oluşturuyorlar.
AB'nin bekleme odasına hapsedilen Türkiye burada iğfal ediliyor.
1) Birinci Körfez Krizi sırasında Özal 'ın ''ABD ile birlikte Irak'a girelim'' dayatmasına TSK karşı çıktı ve Torumtay Paşa istifa ederek bunu engelledi. TSK sağlam durmuştu. Bu tepki Özal'a değil arkasındaki ABD'ye karşıydı.
2) Türkiye'nin Batı mandasına sokulma sürecine TSK'nin tepki göstermesi karşısında, AB kanalı ile TSK'nin ''nüfuzunun kırılması'' sağlanmak istendi.
3) TSK'nin ''geri plana itilmesi için'' yeni bir ortak daha bulunmuştu; ''80 yıllık hesabı'' görmek isteyenler işbaşına getirildiler.
4) Ancak, buna rağmen yine de 1 Mart 2003'te tezkere geri döndü. Bu defa mekanizmalar değiştirilerek, ''işler aşağıdan yukarıya'' halledilmeye başlandı. Kıbrıs'ın gidişinde ve İncirlik Üssü'nde işler böyle yürütüldü.
5) Ve bütün bunların ''halk dışı, hukuk dışı, yasadışı sağlanabilmesi için'' yeni pratik uygulamalar geliştirildi. Annan Planı'nın kabulü yasadışıydı; İncirlik'in tahsisi yine yasa sınırları dışına taştı.
Türkiye, 'şamar oğlanı'...
Türkiye'nin AB'nin bekleme odasına hapsedilerek iğfal edilebilmesi için elinin kolunun bağlanması ise en önemli öncelikti. Artık 1991'de Torumtay'ın istifasında olduğu gibi TSK'nin rest çekmesi engellenecekti.
Bütün işler ''sivil otoriteye'' bağlanıyordu. Sivil otorite de AB'nin bekleme odasına sokularak Brüksel'e ve ABD'ye bağımlı hale gelecekti.
Türkiye ''sistemin talep ve dayatmalarına'' artık hayır diyemeyecekti. Çünkü eli, kolu, kafası bağlanarak AB'nin (ve Batı'nın) bekleme odasına hapsedilecekti. Kafasına çuval bile geçirilse gık diyemeyecekti. Kıbrıs göz göre göre götürülürken sadece hüzünle seyredecekti.
Bir mavna veya bir şamandra gibi AB'nin bekleme odasına hapsedilen Türkiye iğfal ediliyor, kandırılıyor. Belgeler ortada, talepler ortada...
- Batı'nın dev şirketleri pazarı işgal ediyor.
- Askerleri üslerimizi dolduruyor.
- IMF, ''bizim ne yapacağımızı'' söylüyor.
Bizim yerimize onlar karar veriyor. Çünkü Türkiye bekleme odasına hapsedilmiş durumda... Bu çemberin mutlaka kırılması gerekiyor, herkes bu gerçeği görmek zorunda...