AB5 Mayıs 2005 00:00

TÜRKİYE SİLİNİYOR, BİZİMKİLER 3 MAYMUNU MU OYNUYOR?

AKP ve medyada ses yok 26 Nisan Salı günü AB üyesi 25 ülke biraraya gelerek Türkiye’nin 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlayabilmek için yerine getirmesi gereken şartlar konusunda ortak bir metin hazırladılar. Ortak tutum belgesi adı verilen bu metin Türk hükümetine de iletildi, fakat şu ana kadar bu konuda hükümetten ses çıkmadı. Malûm medya da bu konudan habersiz görünmeyi tercih ediyor. AKP-medya ikilisinin üç maymunu oynama sebebi açık: Belge Türkiye’nin yerine getirmesine imkân olmayan şartlarla dolu.discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis

 

         Gündeme getirilen ilk konu Kıbrıs. Metinde Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi ile ilişkilerini normalleştirmesi talep ediliyor. Arkasından Türkiye’nin ticaret ve taşımacılıkta Rum yönetimine kapıları sonuna kadar açması, Rum yönetiminin çeşitli uluslararası örgüt ve anlaşmalara katılmasını engellemekten vazgeçmesi gerektiği belirtiliyor. Böylece Türkiye’nin Ankara Anlaşması Ek Protokolüne Kıbrıs Rum Yönetimini dahil etmesinin bu ülkeyi kayıtsıız şartsız tanıma anlamına geldiği netleştiriliyor, AKP’nin “Ek Protokolün imzalanması Rum Yönetiminin tanınması anlamına gelmez; bu teknik bir anlaşma” iddiası yerle bir ediliyor, AKP’nin “Ne şiş yansın ne kebap” manevralarına kalkışmasının önü kesiliyor.


Bu şartlar altında bir Türk hükümeti Ek Protokolü imzalarsa bunun Kıbrıs Rum Yönetimini bütün Kıbrıs’ın meşru hükümeti olarak tanıma, dolayısıyla KKTC’yi tanımama, KKTC’ye uygulanan ambargoya katılma, nihayetinde KKTC’deki Türk askerinin işgal gücü, 1974 Barış Harekâtının da haksız bir işgal eylemi olduğunu kabul etme anlamına geldiği açık. Bu kabullerin ardından Kıbrıs’tan Türk askerinin ve Türkiyeli göçmenlerin çekilmesi, Rumlara milyarlarca dolarlık tazminat ödenmesi kaçınılmaz olacaktır.

 

Protokol imzalanırsa Türkiye KKTC’den ithalat bile yapamayacaktır, çünkü adadaki her türlü gümrük düzenleme ve izinleri Rum Yönetiminin tekelinde olacaktır. Türk askerinin güvenlik şemsiyesinden yoksun kalmış, devletinin ortadan kaldırılmasıyla Rum'un ve Rum yanlısı AB'nin ekonomik ve siyasî vesayeti altına girmiş, buna karşılık AB pasaportu almış olan Kıbrıs Türklerinin orta vadede adadaki varlıklarının ortadan kalkması kaçınılmazdır.

 

Kısacası, Türkiye'nin ek protokolü kabul etmesi, kısa vadede kendisinin Kıbrıs'taki stratejik varlığını, orta vadede de adadaki Türk varlığını ortadan kaldıracaktır. Böylece Türkiye Cumhuriyetinin ve dünya Türklüğünün Hatay meselesinin hallinden bu yana geçen 66 yıl içinde elde ettiği tek gerçek stratejik kazanım bir hiç uğruna Batı'ya  hediye edilecektir. Hiç bir Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bunu yapmaya hakkı yoktur.


Türkiye’nin AB'nin önşart olarak ileri sürdüğü bütün tavizleri bir türlü bitmek bilmeyen yüzlerce şarta, canı isteyen AB ülkesinin düzenleyeceği referandumlara bağlı, “ucu açık” bir müzakere süreci uğruna vermesi istenmektedir.

 

Aklı başında olan her Türk Türkiye’nin ne verirse versin AB’ye asla alınmayacağının farkındadır. Aslında AKP de bunu gayet iyi bilmektedir; fakat onun derdi üzüm yemek değil, bağcı dövmektir. Bizzat Başbakan Erdoğan’ın ifadesiyle, AKP AB sürecini “Türkiye’deki bazı tıkanıklıkları aşmak için”, yani Cumhuriyeti koruma ve kollama görevini üstlenmiş güçleri etkisizleştirerek siyaset sahnesinde istediği gibi at oynatmak için kullanma peşindedir.


Hükümet bir an önce 26 Nisan tarihli ortak tutum belgesini ve hazırlandığı halde sır gibi saklanan Ankara Anlaşması Ek Protokolünü Türk halkına açıklamalıdır. Uluslararası antlaşma niteliğindeki protokolü TBMM’den kaçırıp yalnızca kendi imzasıyla yürürlüğe sokmak gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin kural ve geleneklerine ve siyasî ahlâka aykırı manevralara tevessül etmemelidir. İktidarını üç beş ay daha uzatma uğruna Türk Milletini uyutarak KKTC’yi Rum’a ve AB’ye hediye edebileceği zannına asla kapılmamalıdır.