AB4 Mayıs 2005 00:00

Kedi pisliği - Emin Pazarcı

Kedi, çok temiz bir hayvandır. Pisliğini hiçbir zaman açıkta bırakmaz. Sürekli olarak kapatır ve üzerini örter. Tıpkı Avrupa gibi! Avrupa da bugün kedi misali kendi pisliğini örtmeye uğraşıyor. Bununla da kalmıyor, dikkatleri başka yöne çekmek için çırpınıyor. Öküzün altında buzağı arıyor. Türkiye'yi "soykırım suçlusu" olarak tescil ettirmeye çalışıyor. Oysa, dünyanın en vahşi savaşlarına Avrupalılar imza attı...cialis forum link cialis bez recepta

En büyük soykırımları onlar yaptı.

Mesela Almanlar...

50 yıl öncesini yok saydılar. Reddi miras ettiler. Böylece, temizlenip arındıklarını düşünüyorlar.

Fransızlar, Cezayir'i yok sayıyorlar...

İngilizler ise, sömürgelerinde uyguladıkları vahşetin üzerini örttüklerini düşünüyorlar.

Bize yükleniyorlar...

İnsan hakları adına ahkam kesiyorlar. Sürekli olarak, Türkiye'yi mahkum etmek için çırpınıp duruyorlar.

* * *

Hukukun üstünlüğünden bahsediyorlar...

Ortada bir mahkeme yok. Herhangi bir yargılama yapılmamış. Türkiye'ye söz hakkı da tanınmamış.

Buna rağmen kararlarını vermişler.

Türkiye'yi, çoktan "soykırım suçlusu" ilan etmişler. Siyaseten bir karar alıp, tersini söylemeyi bile yasaklamışlar.

Yusuf Halaçoğlu olayı ortada. "Soykırım olmadı" demesi, İsviçre'de yargılama sebebi sayılıyor. İlgili savcı, açıkça söylüyor:

- Yusuf Halaçoğlu hakkında tutuklama kararı verebiliriz.

Peki, nerede ifade özgürlüğü?

Nereye gitti, Avrupa'nın demokrasi ve insan hakları anlayışı?

Yok, çünkü bunlar sadece kendilerine demokrat!

Fransa ve Belçika'da da durum aynı. Onlar da benzeri tavırlar içindeler. Parlamentolarından karar çıkarıp, yargısız infaz gerçekleştirme peşindeler.

Suçlama var, ama mahkeme yok.

Karar tamamen siyasi. Türkiye'nin kaderi, Avrupa ülkelerinin parlamentolarının iki dudağı arasında.

Yusuf Halaçoğlu, sadece bir sembol. İsviçre'de Halaçoğlu'nun şahsında Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti yargılanıyor.

* * *

Peki, biz bugüne kadar ne dedik?

Hep, demokrasi ve insan haklarında Avrupa'yı örnek aldık. Sürekli olarak aynı sözleri tekrarladık:

- Avrupa Birliği'ne alınmasak da önemli değil. Biz üzerimize düşeni yapalım, demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğünde Avrupa standartlarını yakalayalım. Birliğe üye olmasak bile, demokrasimizin kalitesini yükseltelim.

Şimdi sormak gerekiyor:

- Demokraside, İsviçre standardına ulaşmak mı istiyoruz? Yoksa Fransa ve Belçika'yı mı örnek alıyoruz?

Eğer öyleyse vay halimize!

. . . . . . . . . .

Neyin farkında değiliz, biliyor musunuz?..

Aradığımız değerler oralarda değil. En azından bizim için yok. Yanlış yerlerde, yanlış şeyleri arıyoruz.

O değerler, aslında bu topraklarda!

Bizim kökümüz, Osmanlı hoşgörüsüne ve adaletine dayanıyor. Onlarınki ise, engizisyon vahşetine! Mesele bu kadar basit ve net.