AB4 Nisan 2005 00:00

Gümrük Birliği ile Sürüklendiğimiz Felaket - Erol Manisalı

Son günlerde Rumların, ''AKP hükümeti tarafından gümrük birliği kapsamına alınarak tanındığı'' tartışması yapıldı. Hükümet, Rumları tanıdığını kabul etmiş oluyor. ''Yarım'' tanıyorum, kalanını tanımıyorum demek biraz komik olur. Bu işin ''birazı olmaz'' . Atina, Rumlar ve Brüksel derhal yanıt vererek ''işin birazının olamayacağını'' gösterdiler. Ancak bu arada daha başka ilginç gerçekler de sapır sapır ortalığa dökülmeye başladı. Şimdi bazı soruların çok ilginç yanıtlarını görelim: levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienaproxennatrium go naproxen kruidvat

1) Rumlarla birlikte 16 ülkenin daha gümrük birliği anlaşması içine alındığı belirtildi. Acaba neden 17 ülke? 1 Mayıs 2004'te AB'ye 10 ülke girmedi mi? 10 ile 17 arasındaki 7 ülkelik fark taa 6 Mart 1995'teki saçmalıklardan kaynaklanıyor. Bazı ülkelerle Ankara gümrük birliği anlaşması yapmış, bazılarıyla yapmamıştı. Gerek bile görmemişlerdi. Çünkü Türkiye'nin pozisyonu sistem dışı ve yapay bir hadiseydi.

İleride de AB'ye alınmayacak olan Türkiye, AB'ye tek yanlı bağlanıyordu.

2) Ancak AB tarafı, bu sistem dışı bağlantının anormalliğini, kendisi için hallediyordu. 9 Kasım 1995'te gümrük birliği anlaşmasını, Avrupa Parlamentosu'na onaylattı. Oysa TBMM'de onaylattırılmadı. Bizimkiler kamuoyuna, ''Bu 1963 Anlaşması'nın bir sonucudur, Katma Protokol'ün bir sonucudur'' diye yalan söylüyorlardı. AB, işin böyle olmadığını bildiği için Avrupa Parlamentosu'ndan geçirdi.

Türkiye'nin sistem dışı tek yanlı bağlanma olayını, ''geri dönülemez bir uluslararası belge'' kimliğine sokmak için bunu yaptılar; bu bir hileydi.

O tarihlerde kimileri, ''buna gerek yoktu'' demelerine rağmen sonra sustular. Konuşurlarsa foyaları meydana çıkacaktı, susmak zorundaydılar.

Bir hilkat garibesi!

3) Türkiye, gümrük birliği içinde olmasına rağmen AB'nin diğer ülkelerle yaptığı ikili ticari anlaşmalardan yararlandırılmıyor. Hem AB'nin gümrük birliği içinde hem de dışında! Çünkü AB'nin gümrük birliğine tam olarak girebilmek için üye olmak gerek.

- Türkiye, AB'ye ''dışardan'' bağlanmış ve olanaklardan yararlandırılmayan bir hilkat garibesi durumunda. Böyle bir hilkat garibesinin doğacağını Özal 'a da, Tansu Çiller 'e de, Murat Karayalçın 'a da yüz yüze söyledim ve Sessiz Darbe kitabında da yazdım. Abdullah Gül de 1997'de devlet bakanı iken durumu biliyordu, hatta atv'nin Siyaset Meydanı'nda bile tartıştık.

- Türkiye şimdi gümrük birliği yolu ile artık yalnız Atina'nın değil, Rumların da ''kedi-fare oyununu oynayacakları bir düzenin içine itildi'' .

- Yok Rumları ''biraz tanıyoruz'' , yok limanlara sokmayacağız ifadeleri en geç bir yıl sonra kara mizah tarihine geçecek beyanlar olacaktır.

- Siz uluslararası anlaşmalardan doğan yetkilerinizi kullanmayacaksınız; ''Ben artık garantör ülke değilim'' dercesine Kıbrıs'a arkanızı döneceksiniz.

- İşi Annan 'a havale edeceksiniz; Annan da ''Brüksel'e havale ettim'' diyecek.

Rumlar 1 Mayıs 2004'te AB'nin üyesi olurken kılınızı kıpırdatmıyorsunuz: Sonra 17 Aralık 2004'te bütün kozların AB'ye ve 25 ülkeye ayrı ayrı verildiği bir müzakere sürecine ''evet'' diyeceksiniz; Rumlar dahil bütün ülkeleri, sapına kadar tanımış olarak karşılarına oturacaksınız; ondan sonra da, ''Rumları tanıyorum ama, biraz tanıyorum'' diyeceksiniz.

Efendiler, bu işin birazı falan olmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz. Rumları tanıma tartışmaları iki gerçeği ortaya çıkarmıştır;

- Hem Kıbrıs'ın nasıl gittiğini,

- Hem de 6 Mart 1995'te başlatılan Sessiz Darbe'nin 17 Aralık 2004'te ne boyutlara ulaştığını.

Herkesin gözünü iyi açması gerekiyor, hem de sonuna kadar...