AB1 Nisan 2005 00:00

Görüşmeler Yolu ile Özel Statünün Eşsiz Bir Belgesi... - Erol Manisalı

17 Aralık 2004 tarihinde AKP hükümetinin ''evet'' dediği doruk belgesi, 2005 yılının ilk aylarında enine boyuna gözden geçirildi ve şu sonuç ortaya çıktı; - AKP hükümeti, müzakere süreci olarak: ''Görüşmelerle birlikte özel statünün gerçekleştirilebileceği bir mekanizmaya'' evet demiştir. Gerçekte Türkiye'nin tam üyeliği için görüşme yapılmamakta, ''görüşmeler adı altında Türkiye kademe kademe üyelik dışı özel bir statüye götürülmektedir.'' - Öyle mekanizmalar oluşturulmuştur ki, ''Türkiye içine sokulduğu tünelde tek bir sona doğru hareket edebilecektir'' . Bu ''son nokta'' da, AB'nin himayesi altına sokularak onun arka bahçesi durumuna gelmesidir. 17 Aralık belgesinde bizi bu sonuca götüren açık kanıtlar şunlardır: discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardcialis manufacturer coupon open drug coupon cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenabuscopan link buscopan plus

1) Görüşmeleri, AB tarafının ve ayrı ayrı her bir ülkenin tıkamasına ve sürüncemede bırakmasına yol açacak bir yöntem kabul edilmiştir. Türkiye görüşmelerde hem AB ile hem de ayrı ayrı her bir ülke ile karşı karşıya getirilmiştir. Yarın 28 ülke olacak AB'nin her bir üyesinin, Türkiye ile görüşme sürecini tek başına sabote edebileceği bir yöntem oluşmuştur.

Uluslararası ilişkilerde hukuki, siyasi veya diplomatik olarak böyle bir ''görüşme süreci'' olamaz. Bu olsa olsa bir ''dayatmalar süreci'' olur.

2) Müzakere süreci içine, ''Türkiye'nin AB'ye üye olmasının dışındaki alternatifler'' , daha en baştan tartışılır, konuşulur ve kabul edilebilir öğeler olarak konmuştur.

''Nişanlanma, evlenme vaadi ile olur'' kuralı Türkiye için değiştirilmiş bulunuyor; Türkiye için, ''nişanlanma, kumalık için de geçerlidir'' kuralı getirilerek ''gayri medeni ve ahlaki bir durum'' meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Hiçbir aday ülke böyle bir aşağılayıcı durumla ne karşı karşıya geldi ne de AB tarafından bırakılmıştır.

Türkiye için işgücü dolaşımının serbest olmayabileceği; Türk tarımının destek dışı bırakılabileceği; ortaklık anlayışının esasını ve bütünleşmesinin siyasi mantığını oluşturan ''iktisadi özverinin paylaştırılması konusunda'' , Türkiye bunun dışındadır denmiştir.

3) Görüşmelerin ''ucunun açık olması'' meselesi ise ''görüşmeler adı altında Türkiye'nin özel statüye sokulacağının'' adeta bir kanıtıdır.

Türkiye'nin görüşmeler sonunda üye yapılmayacağını ilan eden kuru bir dürüstlük simgesidir. Ama ahlakdışıdır.

Bunlar yetmiyormuş gibi...

İşin daha da ilginç yanı 17 Aralık mutabakatındaki bütün bu çarpıklıklar daha öncesinden 10 yıllık bir Gümrük Birliği zemini üzerine oturtulmakta; ayrıca Türkiye'den inanılmaz siyasi ödünler istenmektedir.

Bu ödünlere 1993'ten beri komplo teorisi diyenler yeni yeni uyanmaya başlamışlardır. Özellikle, hiç tahmin etmedikleri biçimde, zokayı yutacaklar arasında kendilerinin bulunduğunu anlamaya başladıktan sonra!..

17 Aralık belgesi normal koşullarda bir müzakere süreci ve yöntemi belirlememekte; üyelik görüşmeleri kandırmacası ile özel statüyü, ''geriye dönülmeyecek bir son istasyon'' durumuna getirmektedir. Buna iki temel unsuru eklememiz gerekiyor;

1) Zaten 6 Mart 1995'ten itibaren Türkiye AB'ye tek yanlı bağlanma süreci içine sokuldu. 17 Aralık belgesi, bu çizginin derinleşerek sürmesine ve bağlanmanın her alanda yaygınlaşmasına yol açacaktır.

2) Güneydoğu Anadolu, Kıbrıs, Ege, Fener, Ermeni soykırım tasarısı ile de ''bağlanmanın tarihsel bedelleri'' Türkiye'ye ödetilmek istenmektedir.

Özel statüyü kimse sadece ticari ve iktisadi bir bağlılık olarak algılamasın: Sonu, ''yumuşatılmış Sevr'e kadar açık'' bir müzakere süreci ortaya konmuştur.