AB diktatörlüğü - Deniz Som
İngiliz Daily Telegraph gazetesi başyazarı ve bu arada Avrupa Parlamentosu'na seçilip Anayasa Komisyonu'nda görev yapan Danile Hannan 'ın bir makalesini göndermiş. Hannan'ın geçen yıl yayımlanan makalesinden bazı bölümler: "Avrupa Parlamentosu'nda öyle bir şey oluyor ki, buna ancak diktatörlük denilebilir. AB, şöyle bir tasarıyı yasalaştırmaya karar verdi: " discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisrenovation vejle site renova
"Avrupa Parlamentosu'nda öyle bir şey oluyor ki, buna ancak diktatörlük denilebilir. AB, şöyle bir tasarıyı yasalaştırmaya karar verdi:
'Avrupa kimliği bilincini yayıp yaygınlaştırabilmek için, uluslar üstü siyasi partilere ihtiyacımız vardır.'
Bu partilerin geliri halkın vergilerinden karşılanacak ama bu partilerde bazı ölçütlere kesin uygunluk aranacak. Örneğin, bu partilerin, en az yedi ülkede barajı aşacak ölçekte destek kazanmış olmaları gerekecek. Bu partiler, ortak ve bağlayıcı bir seçim bildirgesiyle tüm Avrupa'da seçimlere katılacaklar.
Ve, işte tasarının en can alıcı noktasına geldik, bu partiler, AB anlaşmalarında yazılı tüm Avrupa değerlerini kabul ettiklerini imzalı olarak ilan edecekler.
Bu tasarı sizlere çok masumane gelebilir. Fakat ben, beş yıldır parlamenter olarak görev yaptığım masama, bundan daha uğursuz, bundan daha tehlikeli bir öneri gelmediğine inanıyorum...
AB'nin bu tasarısının, savunduğunu söylediği demokrasi ve çoğulculuk kavramlarıyla uzlaşmadığını iddia ediyorum. Eğer bu tasarı yasalaşırsa, AB karşıtı siyasi partiler yasaklanmış olacaktır.
Avrupa Parlamentosu'ndaki parlamenter arkadaşlarımdan biri, Polonyalıdır.
Bir yıla yakındır parlamentoda bulunan bu arkadaşım, AB'nin siyasi partiler hakkındaki yasa tasarısını görünce, öfkesinden bembeyaz kesildi, 'Komünistler de Polonya'da aynısını yapmışlardı' dedi.
Bugün Avrupa Parlamentosu'nda çok sayıda parlamenter ve komisyon üyesi, 'doğru ya da yanlış AB yanlısı' tutumu içindedirler. Onlar; özgürlük, demokrasi, yasaların üstünlüğü gibi ilkeleri, daha büyük bir hedef olan bütünleşmiş Avrupa'ya, AB'ye giden yolda bir araç olarak görüyorlar. Siyasi çoğulculuğu fırlatıp bir yana atmayı, küçük bir ödün olarak görüyorlar."
Bu konular bizi ilgilendirmiyor. Hele bir AB'ye kapağı atalım sonrası Allah kerim! Bu bakımdan Yılmaz Dikbaş'ın sorusu da hiçbir anlam taşımıyor:
"AB'den yana olmak demek, ulusal egemenliği Brüksel'e teslim etmek demektir. Peki, TBMM'de, AB'ye karşı duracak bir milletvekili ortaya çıkmayacak mı? Milletvekillerinin ilk ve temel görevi, egemenliğimizi savunmak değilse, orada ne işleri var?"